'Kadına yönelik hamleler rejim değişikliğine işaret ediyor'

 

BM'de uzun yıllar Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörlüğü görevini yürüten ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yakın Ertürk, Türkiye şiddetle mücadelede neredeyse örnek gösterilecek bir ülke konumundan, kadınlara karşı açık bir savaşın ilan edildiği ülke haline geldiğini söyledi.

21.07.2020
Yazı Boyutu:  
Birleşmiş Milletler'de uzun süre Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörlüğü görevinde  bulunan Türkiye'nin önde gelen kadın hakları savunucusu toplumbilimci  Prof.Dr. Yakın Ertürk, kadına şiddeti “pandemi” olarak tanımladı. 



ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertürk, Bianet'e İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili son gelişmeleri değerlendirirken devletin kadın ve çocuk hakları üzerinden siyasi pazarlık yapamayacağına dikkati çekti.

Ertürk, kadınların haklarının gasp edilmesine yönelik hamlelerin "rejim değişikliği"ne işaret edebileceğine işaret ederek Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi halinde bunun uluslararası sistemle bağını kopartmayı göze alması anlamında yorumlanabileceğini vurguladı.

Bianet'te yer alan habere göre, BM kadına karşı şiddet raportörlüğü yaptığı dönem Türkiye'nin diğer pek çok ülkeye göre ümit verici durumda olduğunu belirten Ertürk, şunları kaydetti:

Prof.Dr. Yakın Ertürk; Türkiye'yi BM'de Raportör olarak temsil ettiği dönemde de kadın hakları ihlalleri ve şiddetin var olmasına rağmen  aynı zamanda güçlü ve aktif bir kadın hareketinin de var olduğunu ve  hükümetin de kadınların talepler karşısındaki tutumunun olumlu olduğunu ifade etti.  2005 yılında Mecliste Namus Cinayetlerini Araştırma Komisyonu kurulduğunu ve  dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın komisyon raporunu “Bugüne kadar yapılmış en önemli toplumsal araştırmadır” diyerek kabul ettiğini hatırlatan Ertürk şunları söyledi:

"Komisyon çalışmalarını takiben 2006/17 sayılı Başbakanlık genelgesiyle tüm kamu ya da özel kurum ve kuruluşlar kadına ve çocuğa yönelik şiddetin önlenmesi konusunda görevlendirildi. Raportörlük görevine geldiğim 2003 yılında yetkililerin ve siyasilerin genel olarak kadına şiddet konusunda reddedici bir tavır içinde oldukları düşünülürse üç yıllık bir süre içinde gelinen noktanın önemi yadsınamaz.

"Türkiye kadınlara karşı açık bir savaşın ilan edildiği bir ülke haline geldi"

Genelge; kadın ve çocuklara yönelik şiddetin ülkemizde de devam ediyor olması yeni ve acil önlemlerin alınmasını gerekli kılmaktadır. diyor. Recep Tayip Erdoğan imzasını taşıyan ve sorumlu kuruluşların ve bu kuruluşlarla işbirliği içerisinde hareket etmesi gereken kurumların ayrı ayrı belirtildiği genelgede Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkalığı öncelikli olarak ‘cinsiyet rol ve kalıplarını, ataerkil yapının yarattığı olumsuzlukları vurgulayan ahlaki söyleme sahip bir dil’ geliştirme yönünde görevlendirilmişlerdir. Ancak, kısa bir süre sonra ne genelgenin ruhu ne de hedeflerinden eser kaldı.

Genelgede belirtilen görevler yerine getirilmediği gibi genelgenin bizzat mimarı, kadın erkek eşitliğini reddedici bir platforma doğru yönelmiştir. Türkiye şiddetle mücadelede neredeyse örnek gösterilecek bir ülke konumundayken, ne yazık ki, kadınlara karşı açık bir savaşın ilan edildiği bir ülke haline geldi."

Türkiye İstanbul Sözleşmesi'nden çekilirse ne olur?

Prof.Dr. Yakın Ertürk, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi halinde neler yaşanabileceğini şöyle değerlendirdi:

"Sözleşmenin kaldırılmasının hem ulusal hem de uluslaraarası sonuçları olacağı muhakkak. Hukuki sonuçlarını hukukçular daha iyi değerlendirir ama siyasi bakımdan iç siyasette kutuplaşmayı ve toplumsal huzursuzluğu arttıracaktır.

Bugün sadece kadınları ilgilendiriyor gibi algılanan kadın hakları konusu, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması durumunda gerek sivil toplum bağlamında gerekse siyasi partiler bağlamında yeni dengelere ve ittifaklara yol açacaktır diye düşünüyorum, zira gerici tehditin topyekun bir sistem meselesi olduğu artık idrak edilmeye başlandı.

"Siyasi iktidar hesabını iyi yapmak zorunda"

Siyasi iktidar hesabını iyi yapmak zorundadır, ülkeyi felakete sürükleme pahasına kendini kurtarmak için radikal bazı çevrelerin desteği için hak, hukuk ve demokrasinin altını mı oyacak, yoksa toplumu ileriye götürücü bir siyaset mi izlemeyi tercih edecek? Birinci seçenek, hem kadınlar hem ülke için tehlike yüklü ve iktidarın kendisi için son derece risklidir."






Üye Ol



Üye Girişi