'Kadınlar örgütlendikçe AKP'ye güle güle diyecek'

 

CHP Kadın Kolları Başkanı Dokuzcan, Berrin Gürçay Dilekçi'ye özel açıklamalarda bulundu

31.01.2015
Yazı Boyutu:  

 

CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Hilal Dokuzcan, genel seçimlere 4 ay gibi süre kala Kazete'ye özel açıklamalarda bulunarak, Türkiye'nin her zmankinden daha çok katın gücüne ve enerjisine ihtiyaç oldunu söyledi.

 

İzmir'de Kazete'yi ziyareti sırasında Berrin Gürçay Dilekçi'yle CHP'nin kadın politikaları ve seçim çalışmaları üzerine uzunca bir söyleşi  yapan Hilal Dokuzcan, iki buçuk yıllık başkanlığı süresince Türkiye’yi karış karış gezdiğini ve  7 Haziran seçimlerinden oldukça umutlu olduklarını belirterek “Kadınlar örgütlendikçe CHP iktidar olacak ve AKP’ye güle güle diyecek” dedi

 

Türkiye’de halen iktidarca giderek palazlandırılan devlet faşizminin yaşandığını belirten CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Dokuzcan, “CHP iktidarında faşist devletin yerine feminst devletin hayat bulacağını söyledi,

Hilal Dokuzcan'ın Kazete'nin Genel Yayın Yönetmeni Berrin Gürçay Dilekçi'ye verdiği röportaj şöyle:

CHP'nin 8 yıl aradan sonra 8 Temmuz 2012’de toplanan 11. Kadın Kurultayı'nda genel başkanlığa seçilen, 1990’lı yıllardan beri partinin çeşitli kadrolarında bir nefer gibi çalışmış, ikibuçuk yıllık başkanlığı süresince, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olsun, Başbakan Davutoğlu’nun olsun “gidemezler” dediği yerleri bile birkaç kez turlamış, tüm Türkiye’de kadınların nabzını tutar hale gelmiş Hilal Dokuzcan ile söyleşiyoruz.

Kadın Kolları Genel Başkanı Dokuzcan ile kah bir gazeteci olarak, kah CHP’nde geçen dönem birlikte çalışmış Parti Meclisi üyesi olarak bu söyleşiyi, 7 Haziran seçimlerine 4 ay gibi bir süre kala yapmış olmamız daha bir anlamlı kılıyor.

CHP Kadın Kolları Genel Başkanı olarak Türkiye'yi dolaşıyorsunuz. Kadınlar açısından gördüğünüz en çarpıcı sorun nedir?

2014 kadınlar açısından oldukça zor geçti. Bizim bütün çalışmalarda gördüğümüz en önemli şey kazanılan haklarda geri gidiş ve yaşam mücadelesi. Aslında görünen yasalardan bahsediyoruz, haklardan bahsediyoruz. Bunlar çok önemli. Kadınların insan hakları mücadelesinde gerçekten çok önemli. En temel sorun görünen yasaların uygulanmasındaki zorluklar kadar görünmeyen yasaların her geçen gün kadının özgürlük ve adalet arayışını engelleyecek duruma gelmesi.

Bölgelere göre değişen farklılıklar olmakla birlikte en önemlisi tabii kadınların iş, aş meselesi. İstihdam oranı Türkiye'de yüzde 26'lar civarında gidiyor kadın açısından. Aynı şekilde ücret kavramı önemli. Özellikle kayıt dışı çalışan, atölyelerde çalışan, mevsimlik çalışan kadınların durumları çok zor.

Türkiye’de zaten, sadece kadın konusu değil, emek noktasında da sosyal güvenlikle ilgili, iş kanunuyla ilgili ciddi sorunları özellikle birebir yaşadık.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET

Diğer önemli bir konu; kadına yönelik şiddet.. 2014'de 294 kadın cinayete kurban gitti ve kendine yakın erkekler tarafından öldürüldü. Burada ciddi bir mesele var. Kadının yaşamı üzerinde hak iddia eden bir anlayış var.

Kadın sorunlarıyla ilgili yapılan araştırmalarda bizim sahada gördüğümüz bir gerçeklik vardı; kadının şiddete uğradığı an, kendisiyle ilgili bir karar verdiği an oluyor. Bu karar verme ne olabiliyor? Çalışma kararı oluyor, iş değişikliği oluyor. Evinin, adresinin değişmesi olabiliyor. Ailenin kendi iç ilişkileri içersinde kadının bir fikri olduğunda da birebir bu şiddetle karşılaşıyor. Ev içi şiddet noktasında.

ÇOCUK EVLİLİKLER

Diğer bir konu çocuk gelinler,  2014 çocuk haklarının öne çıkması gereken bir yıl oldu. Çocuk evliliklerinde yaş 12'ye indi. Bazı bölgelerde çocuk evliliklerinin yüzde 25'lere vardığını tespit ettik. Bu çok büyük bir oran ve son derece dramatik bir durum

SURİYELİ KADINLAR     

 Diğer bir sorun Ortadoğu politikasıyla oluşan göç meselesi. Savaştan kaçıp Türkiye''ye sığının kadınların yaşadıkları dramlar var. Bunlarla dolu bir sene geçirdik. Tüm bunlara baktığımızda tümü şiddet içeriyor; politik, ekonomik, ruhsal şiddet…

CHP olarak özellikle kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda bir fikir birliği oluştu mu?

Tabii ki.. Öncelikle şunu söyleyeyim baskıcı rejimlerin en temel göstergesi beden üzerinde tahakküm sağlamak. Burada öncelikle kadın ve çocuk bedeni geliyor. Sonra da o bedenin ne yapacağına karar veren erkekler topluluğuyla karşılaşıyoruz ve bu; Totaliter rejimlerin temel göstergesi..Bu anlamda eşitlikçi bir yapı oluşturmak, kadınların adalet ve eşitlik arayışlarına gerçekten cevap verecek politikaları üretmek öncelikle CHP'nin işi.

AKP, KADIN KAVRAMINA DÜŞMAN

Biliyorsunuz son dönemde mevcut hükümetin çok net uygulamaları var. Bu uygulamalarda en belirgin şeyde kadın kavramının bakanlıklar dahil bir çok alandan çıkarılması. Var olan mevcut yasaların işleyişinde sorunlar olması.

CHP kadın erkek eşitliği noktasında, iktidara geldiğimizde temel eşitlik mücadelesinin çok netleşeceği ve uygulamaların çok net olacağı mekanizmaların oluşturulması üzerinden gidiyor. Bunlardan biri ‘Eşitlik Bakanlığı’ kurulması. Aynı şekilde kadınların erkeklerle eşit ücret alma noktasında, kadın girişimcilerin arttırılması noktasında, kadına yönelik şiddetin temel bir ana politikalardan biri olarak alınması ve bunların yerel yönetimler dahil tüm mekanizmalarda, devletin birimlerinde uygulanabilir hale gelmesi için oluşturulacağı alanlar yaratmak. Kadına yönelik şiddetin insan hakkı ihlali olarak algılanmasının sağlanması ayrıca önemli.

DEVLET DESTEKLİ FEMİNİZM                                                               

Şimdi başka belki de en önemli nokta kadın girişimciliği. Kadınların ekonomik ve sosyal hayatın içersinde yer almaları. Bu anlamda da kadınların toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanan iş bölümünü devlet destekli bir feminizm yoluyla, yaşlı bakımından çocuk bakımına kadar giden mekanizmaların ve kurumların daha gerçekçi biçimde ortaya çıkması.

Örneğin kreşleri çok yaygın bir şekilde hayata geçirmek, çalışan kadının işini kolaylaştırmak olacak.

Şiddeti yok edecek çok acil bir önlem.. Yani şunu yaparsak en azından şiddeti biraz daha durdurabiliriz diyebilir miyiz?

Muhalefetteyken öncelikle kendi yerel yönetim birimlerinde kadına yönelik şiddetin daha farkındalık düzeyine gelmesini sağlamak, bunun mekanizmalarını oluşturmak. Şu anda mevcut hükümetin yaptığı kadını ikincileştiren, hatta köleleştiren, bu işi hak eden bir anlayışı ciddi şekilde pompalaması var.

Bu ne ile oluyor?

Bu basın aracılığıyla, kendi kurdukları yönetimlerin üzerinden oluyor veya medyaya birileri çıkıp, hatta son dönemde, çok net şekilde yaptıkları dernekler vasıtasıyla kendi söylemlerini , daha bir yumuşak şekilde geçiş sağlayacak mekanizmalar yaratarak ( Eğitim Şurası'nda, Grevio Sözleşmesi'nde oluduğu gibi). Bu da yasaların ağırlaştırılmasında kadın erkek eşitliğinin bir hak olduğunu ifade edecek söylemlere ihtiyaç var. Bu hem muhalefette yapılacak şeyleri içeriyor, hem de iktidara gelindiğinde belki en önemli konu eğitim politikası. Şimdi 4+4+4 ile başlayan, kız çocuklarının önüne ilk baştan engel koyan bir yapı var. Kaç kez eğitim politikası değişti. Burada kazanılmış haklar konusunda geri gidiş görüyoruz. Yerel yönetimler önemli. Oluşacak yapıda devletin kadını güvence altına alması gerekiyor. Kadın Sığınmaevleri gibi daha farklı mekanizmaların gelişmesine ihtiyaç var.

Bu konuda çalışmalarınız var mı?

Yerel yönetimlere yönelik yaptığımız uygulamalar ve eğitim çalışmaları, kadın dostu belediyecilik uygulamaları var. Yerel yönetimlerden çıkıp, şu anda mevcut politikalar içersinde iktidarda olmamız gereken durumda yapmamız gereken bir sürü iş var. Milletvekillerimizin Meclis'te dile getirdikleri önergeler var, cezaların ağırlaştırılması var. Kamu görevlilerinin kadın şiddeti konusunda eğitilmesi var...Esas mesele kadını ikincil görmekten kaynaklanıyor.

CHP Kadın Kolları Genel Başkanı olarak hem parti içindeki kadınların, hem de Türkiye'deki kadınların hak ve hukuklarını korumak açısından görevleriniz var. Bunu yaparken az önce devlet feminizmi dediniz, feminizmin parti içinde kabul gördüğüne inanıyor musunuz? Veya partili erkekler, bunun neresindeler?

Zorluklarla karşılaşılabilir. Çünkü bu zorlu bir mücadele. Yani 19. YY'in sonu 20. YY'ın başında Türkiye'de bir devrimin temelleri atıldı ve sonrasında da 1923'te Cumhuriyet kuruldu. O dönemki felsefede kadınlar açısından kazanılmış haklara baktığımızda devlet eliyle bir feminizmin CHP ve Kurucu Genel Başkanımız Mustafa Kemal Atatürk'le gerçekleştiğini görüyoruz. O dönem, Avrupa'da ve Batı'da Türkiye Cumhuriyeti; Mustafa Kemal'in Feminist Cumhuriyeti olarak adlandırılıyor. Bizim köklerimizde bu var. Erkek arkadaşlarımız bunu unutmuşsa hatırlatacağız.

"MUSTAFA KEMAL'İN FEMİNST CUMHURİYETİ'Nİ ERKEK ARKADAŞLARA HATIRLATACAĞIZ"

Bizim temelde talebimiz gerçekten CHP'nin bu coğrafyada kadın erkek eşitliğini sağlamaya yönelik çok büyük bir sorumluluğunun olduğu bilinciyle çalışmak. Dolayısıyla bizim talebimiz özellikle erkek arkadaşlarımızın kadın-erkek eşitliğine en az Mustafa Kemal Atatürk'ün baktığı gibi bakması ve bu süreçte de bir takım yaptırımların uygulanmasında gerçekten samimi desteklerin verilmesi.

Biz görevde oluğumuz süre içersinde bu anlamda bir mücadele yürüttük. Parti de doğru yapılan şeyler var. Bunları da açığa çıkarmak söylemek gerekiyor. Bunlardan en birinci olanı yüzde 25 cinsiyet kotasının yüzde 33'e çıkması. Daha önce sadece yönetim kademelerinde olan kota uygulamasının bu süreçte adaylıklarda ve belediyelerde uygulanabilir hale gelmesi.

"BELEDİYE MECLİSLERİNDE KADIN ORANI YÜZDE 6'dan 15'e ÇIKTI"

Bunlar ciddi adımlar. Gene belli ölçülerde, yaşadığımız yerel yönetim seçimleri sürecinde gerçekten yüzde 50'ye varan kadın belediye meclis üyelikleri oranının, bazı yerlerde uygulanmaması gibi sorunlar yaşadık burada bir ilerleme olduğunu biz görüyoruz. Örneğin daha önce yüzde 6 civarında olan belediye meclislerindeki kadın oranı yüzde 15'e çıktı.

Önümüzde de milletvekilliği süreci var. Bu seçim sürecinde de daha çok kadının milletvekili seçilmesi için gerekenin yapılması önemli. Bunun için Kadın Kolları olarak her türlü çalışmamızı planladık ve yapacağız.

YAŞADIĞIMIZ SÜREÇTE TÜRKİYE'NİN KADIN GÜCÜNE VE ENERJİSİNE İHTİYACI VAR

Tüzüğümüzde son Kurultay'da eklenen bir madde var. 58'e 7. Madde. Bu daha önce yoktu. Madde şöyle diyor. Parti meclisi adayları belirlerken kadınların, gençlerin ve engellilerin TBMM'de temsiline özen gösterir. Parti meclisinin bu anlamda büyük bir sorumluluğu var. Kesin karar oradan çıkacak. Biz olağanüstü kongre ile ilgili daha geniş taleplerde bulunmuştuk. Hem kadın kollarının güçlendirilmesi; 1980 öncesi gibi hem delegelik, hem de yönetim kurulunun doğal üyesi ve yetkisinin olması gibi taleplerimiz vardı. Bu talepleri süreç içersinde dile getireceğiz. Milletvekilliği adaylarının belirlenmesinde cinsiyet kotasının ancak merkez yoklamasının yapıldığı yerlerde uygulanabileceği tüzüğümüzde yazıyor. Uygulanma ya da uygulanmama noktasındaki yaptırımda yasal zeminin oluşması lazım. Bu ne siyasi partiler kanunu nede seçim yasasında var. Kota'nın doğrudan seçim yasasında olması yönündeki önerimizi sıraladık. Hatta parite, fermuar sistemi, dedik. Adaylar belirlenirken, bir erkek bir kadın olarak sıralanması gibi.. Bu taleplerin samimi şekilde desteklendiği ve siyasal iradeyle beslendiği takdirde başarılmaması için hiç bir neden yok. Şu bir gerçek; Yaşadığımız şu süreçte, Türkiye'nin kadın gücüne ve enerjisine ihtiyacı var.

ZİHNİYET DÖNÜŞÜMÜ ÖNCE SOSYAL DEMOKRAT PARTİLERDE OLMALI

İhtiyaç olduğunu tüm partililer biliyor ancak uygulama yetersiz. Zihniyet dönüşümünün önce sosyal demokrat partilerde olması gerekiyor. Son yerel seçimler bunun bir göstergesi değil mi?

Sıkıntı şöyle. Yerel seçimlerde yüzde 33 merkez yoklamasıyla belirlenecek yerlerde kota uygulaması vardı. Daha önce yüzde 5 civarında bir oran görüyoruz .Bu ne demek yüzde 28 erkeğin bu işten vazgeçmesi demek. Kolay vazgeçilebilecek bir şey değil bu. Bundan vazgeçilmesi için hem güçlü bir kadın mücadelesine ihtiyaç var, hem de bu mücadelenin gerekliliğine inanmış erkeklere ihtiyaç var. Ve mekanizmanın nasıl olacağı önemli. Dolayısıyla yerelde örgütlülükler, burada oluşacak kadın gücü ayrıca önemli. Sizde PM üyesiydiniz ve sizinde bir çabanız vardı. Aslıda zorlukları beraber yaşadık. Engeller ve aşılması gerekenleri.. Ama yerelde kadınların oranında yüzde 6'dan 15'e gelinmişse burada ciddi bir adım atıldığını gösteriyor. Yurt dışındaki kota uygulamalarında da üç dönemin geçildiği gözüküyor. Eşikler var. Bu eşiklerin geçilmesi gerekiyor. Dolayısıyla bu bir yol. Bizim kullandığımız bir slogan var. Yol açık sol açık. Çalışa çalışa yüzde 33'ü bulacağız.

GENEL SEÇİMDE HEDEF

Genel seçimde hedefiniz ne olacak?

Şimdi şöyle bizim oranımız yüzde 14 civarında; en az ikiye katlanmasını istiyoruz. Aslında bizim hedefimiz yüzde 50 eşitlik.

Gerçekçi hedef ne olabilir?

Şimdi adaylık yöntemlerini bekleyeceğiz. Ön seçim olduğunda izleyeceğimiz strateji ve yapacağımız çalışma farklı olacak, Merkez yoklamasında kotanın uygulanabilirliği için çalışacağız. Yöntem belli olduğunda ona göre sayı vermek daha gerçekçi olur.

"KADIN KOLLARININ KARAR MEKANİZMASININ İÇİNDE OLMASINI TALEP EDİYORUZ"

Kadın Kolları olarak bizi aşıyor aşmıyor meselesi değil, bizim karar mekanizmasının içinde olup olmamakla ilgili bir şey. Öncelikle biz kadın kollarının bu karar mekanizmasının içinde olmasını talep ediyoruz. Şimdi baskı unsuru oluşturmak, kadınların gücünün görünür olmasını sağlamak için karar mekanizmasında olmak önemli

Önseçimde kadınların durumu nedir?

Ön seçimde kota uygulaması yok. Ön seçimde kota uygulanması talebinde bulunduk. Ön seçimde kadının örgütlü bir mücadeleye girmesi gerekiyor. Destekledikleri aday konusunda netleşmeleri gerekiyor. Kadının gücünün bir yerde toplanması şart. O olduğu takdirde kadın aday adayının ön seçimde çıkma şansı da yüksek. Bu anlamda kota uygulanmayacak diye ön seçimden kadının vazgeçmemesi gerekiyor. Ön seçimle gelen listelerde, (tabi biz seçilmiş kadın sayısından gidiyoruz) 2011 seçimlerinde listelerde kadın oranı yüzde 33'e yaklaşıyordu, ama kadınlar arka sıralardaydı. Talep ne kadar yüksek olursa aday adaylığından adaylaşmaya, adaylıktan milletvekilliğine giden yol daha netleşiyor.

Peki bu konuda özel çalışmanız olacak mı?

Olacak. Hem kontenjan, hem ön seçim yapılacak yerlerde, iki yöntem için hazırlıklarımızı tamamladık. Biz öncelikle tabii bu talebin desteklenmesi gerekiyor. Kadın vekillerin çok olması gerektiği noktasında hem lobicilik faaliyetinin hem de baskının olması gerekiyor. Ön seçim içinde örgütlü bir çalışmaya gideceğiz.

Ön seçim için biliyorsunuz, bayağı bir para lazım. Ekonomik güç konusunda kadınların durumu hepimizce malum.. Erkekler gibi harcama yapması mümkün değil..

Burada başarı bence örgütlülükten ve dayanışmadan geçiyor. Adaylık süreçleri kadınlar ve erkekleri için kolay süreçler değil. Ekonomi bunun en önemli konulardan biri. Bu bağlamda biz kadın adayları yerel seçim öncesinde talebin arttırılması için ücret alınmaması noktasında bir mücadele verdik. Bu genel seçimler içinde aynı mücadeleyi vereceğiz.

Kadınlardan ücret alınmamasının avantajı oldu mu?

Şimdi şöyle bir şey. Kadınların bu süreçlere girebilmesi için önünde ki engellerin kaldırılması gerekiyor. Sonuçta bunlar bir süreç. Burada önemli olan kadının gerçekten görünür olması. Adaylık kadınları görünür kılan bir araç aynı zamanda. Adaylaşma her zaman bir adım önde olmayı, öne çıkmayı gerektirir. Dolaysıyla kadınların bu deneyimleri yaşaması gerekiyor.

Şimdi bu süreçte aday adayının çok çıkması aslında bir dinamik. Fakat bu dinamiğin temelinde sonuçta seçilmeyi düşünüyorsanız kadın örgütlülüğünün netleştiği adaylar üzerinden gitmesi çok önemli. Şimdi diyelim bir ilde iki kadın çıkacak, kadın örgütü bir kadın üzerinde netleşirse iki isimden birini çıkarma ihtimali fazla. Ama beş kadın üzerinde çalıştığında olay daha farklı noktaya gelecek.

Bunu yaparken şöyle bir tehlikeye düşmüyor muyuz; Kadınları kadınların içine hapseder gibi?

Tabi bu parti içinde, örgüt mekanizmaları içinde ayrı bir tartışma konusu olabilir ve tartışılması yararlı da olabilir. Kadın kollarının bir temsilcisi olarak her türlü pozitif ayrımcılığın olması gerektiğini düşünüyorum. Kadın olarak siyasette yer aldığınızda kriterler bir toplumsal cinsiyet algısı olarak daha fazla beklentiye dönüşüyor. Yani kadınların adaylaşma süreçleri ne yazık ki erkeklerle eşit değil. Eşitlerin yarışmadığı bir yerde eşit ekonomik şartlar, eşit tüzüksel haklar üzerinden gittiğimizde adaleti sağlamak ve gerçek eşitliği sağlamak mümkün olmuyor. O yüzden kadın kolları talebimiz daha pozitif yönden olacak. Yani bunun önümüzdeki süreçte nasıl şekilleneceğini göreceğiz. Kadının bu anlamda deneyimini yaşamaya da partinin kanal açması lazım.

550 milletvekili var. Türkiye'nin geneline baktığımızda halen yani hiç kadın vekil çıkmamış bir sürü il var. Bu il dağılımlarına da bakarak belli bölgelerde de kadınların adaylaşması için çalışma yapacağız.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE CHP’NİN YAKLAŞIMI

İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili süreçte CHP nasıl bir yaklaşım gösterecek?

İstanbu l Sözleşmesi ev içi şiddetle ilgili . Ama Hükümet onu aile kavramı içersine sokarak  değerlendirmeye çalışıyor. Bizim milletvekillerimiz de örneğin Gülsün Bilgehan Sözleşmenin özüne uygun sürecin doğru işlemesi için gerekeni yapıyor, mücadele veriyor. CHP’li Kadınlar olarak Türkiye'nin birçok yerinde İstanbul Sözleşmesinin içeriği olması gerekenle ilgili çalışmamızı götürüyoruz. Son Grevio seçimlerinde bir kez daha gördük ki yapıyı, kadın üzerinden kendi oluşturduğu dernekler aracılığıyla gerçekleştiriyor. En önemli nokta şu: Eşitliği temel alan bir sözleşme, eşitliğe inanmayan bir zihniyet tarafından farklı bir noktaya getiriliyor. Bu Hükümet açısından çok büyük çelişki. Bizim bunu doğru anlatmamız lazım. 294 kadının son bir yılda öldürüldüğü bir yerde, ideolojik bir saldırının olduğu ifade etmek ayrıca önemli. Ve burada belki de en önemli nokta mevcut hükümetin bu uygulamalarıyla Türkiye'de kadın hareketine onlarca yıldır emek veren kadın gücünü de karşısına çok net alıyor olması.. Bizim görevimizde CHP kadın kolları olarak kadın ortak paydasında birleşerek buradaki örgütlenmeyi en uç noktaya kadar taşımak ve güç birliğiyle bu hükümete güle güle demek. (KAZETE/ ÖZEL)

 

 


Üye Ol



Üye Girişi