'Kadınsız barış olmaz'

 

Akdeniz Kadın Arabulucular Ağı Türkiye Anteni’nin ilk yılı kapsamındaki etkinliklerin bir parçası olan “Dünyada Barış Süreçleri: Kadın Katılımının Rolü” başlıklı online söyleşi bugün gerçekleşti.

06.12.2020
Yazı Boyutu:  
Şeriban ALKIŞ/ İstanbul

Moderatörlüğünü Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik’in yaptığı konferansta konuşmacılar Sanam Naraghi, Muna Luqman ve Betty Bigombe’nin yanı sıra uluslararası pek çok katılımcı yer aldı. 

Geçtiğimiz yıl haziran ayında kuruluşunu ilan eden Akdeniz Kadın Arabulucular Ağı (MWMW/Mediterranean Women Mediation Works)’nın Türkiye Anteni, toplumsal cinsiyet ve çatışma çözümü alanında uzmanlaşmış kadın aktivistler, uzmanlar ve uygulayıcıları bir araya getiren bir kuruluş. 

Ağın amacı, toplumsal cinsiyete duyarlı çatışma çözümü, müzakere ve arabuluculuk konularında araştırmalar yapmak ve bu araştırmaların sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmak; kadınların bu alanlarda yetkinliklerini artırmak için eğitimler sağlamak ve uygulamalı çalışmalar geliştirmek olarak belirtiliyor. Bu yollarla, ağ, kadınların çatışma çözümü, arabuluculuk ve barış süreçlerine etkin katılımını sağlamayı hedeflediğini belirtiyor.

Akdeniz Kadın Arabulucular Ağı Türkiye Anteni’nin, arabuluculuk süreçleri üzerine bilgi ve uzmanlığa katkı sunmak ve kadın arabulucuların rolünü genişletmek hedefiyle bugün gerçekleştirdiği “Dünyada Barış Süreçleri: Kadın Katılımının Rolü” başlıklı online konferansta, katılımcılar barış süreçlerinde ve çalıştıkları alanlardaki deneyimleri üzerine odaklanan konuşmalar yaptılar.

“Kadın barış inşacılarının korunması gerekiyor”

Konferansta ilk sözü alan London School of Ecomics Kadın, Barış ve Güvenlik Merkezi Direktörü, ICAN(International Civil Society Action Network) kurucusu ve Birleşmiş Milletler Arabuluculuk ekibinde toplumsal cinsiyet uzmanı olarak çalışmış olan Sanam Naraghi, 20. yılını kutlayan ICAN’ın çalışmalarını ve yıllar boyunca edindiği deneyimlerini aktardığı bir konuşma yaptı.

Dünyadaki çeşitli çatışma ve müzakere süreçlerinde kadın barış inşacılarının yer almasını sağlamak için bağımsız taraflar olarak çalıştıklarını belirten Naraghi, çatışma dönemlerinde kadınların genel ateşkeslerde, çocukların zorunlu askere alınmalarını engelleme gibi pek çok zorlu konuda görev aldıklarını söyledi. 

Kadınların barış inşa sürecinde maruz bırakıldığı saldırılara ve zorluklara da değinen Naraghi, “Barış inşacıları her iki tarafla da konuşan ilk kişiler oluyor. Bu da aslında onları çok riskli hale getiriyor. Taraflar arasında bir diyaloğun başlaması için köprü görevi görüyor barış inşacıları ve her köprü gibi bir kez o köprüyü kurduğunuz zaman insanlar sizin üzerinize basmaya meyilli oluyor; iletişimi kesmek isteyenler de önce bu köprüyü yıkmaya yelteniyor. Sizi ortadan kaldırmak istiyor. Kadın barış inşacıları da “Sen Batı’nın ajanısın” gibi ithamlarla cinsel tehditlere maruz bırakılıyor.” dedi.

Kadınların müzakere süreçlerinden dışlanmalarının dünyanın pek çok yerinde sunulan bazı gerekçeleri olduğundan bahseden Naraghi, şunları söyledi:

“Öncelikle arabulucular, müzakere süreçlerine kadınların dahil edilmesini bir öncelik olarak görmüyor. Bazı ülkelerdeki siyasi partiler kadınların katılımına direniyor, çünkü kültürel olarak kadınların dışlanması var. Aynı zamanda kadın sivil toplum gruplarının meşruiyeti sorgulanıyor. Süreç çok hassas, üstesinden gelemeyiz denilerek kadınlar yine görmezden geliniyor. Müzakere süreçlerindeki görüşmelerin teknik veya askeri/güvenlik konularıyla ilgili olduğundan bahsederek kadınların/sivil toplumun daha sonraki süreçlerine katılabileceği söylenerek yine öteleniyor. Müzakere masası 'kadın sorunları' veya cinsiyet eşitliği ile ilgilenilecek yer değil diye de bir küçümseme oluyor.”

Kadınların barış süreçlerine katılımının korunması ve garanti edilmesine ilişkin hazırladıkları rehberi sunan Naraghi, bazı maddeleri şöyle sıraladı:

  • Bağımsız kadın barış inşacı delegasyonlarının barış görüşmelerine katılmasını destekleyin

  • Adil temsiliyet ile kapsayıcı süreçler tasarlayın

  • Başlangıçtan itibaren sistematik etkileşimleri teşvik etmek için erken toplantılar yapın

  • Kadınları resmi gözlemci olarak davet edin ve gündemdeki konular üzerinde müzakereye çağırın

  • Kadın barış inşacılarını müzakere gündemindeki konular hakkında delegelerle düzenli olarak konuşmaya davet edin

Taraflar bütün konular konusunda görüş ayrılığındalar ama tek bir konuda ortaklar: kadına yönelik ayrımcılık”

Bir sonraki konuşmacı ise Yemen’deki en büyük ağlardan biri olan Food Humanity’nin kurucu başkanı, Kadın Dayanışma Ağı kurucusu, barış inşacısı ve aktivist Muna Luqman oldu. Daha önce Birleşmiş Milletler’e Yemen’deki savaşın durdurulması ve kadınların müzakere süreçlerine katılımı konusunda bilgi ve talimatlar veren Luqman, aynı zamanda 8. Uluslararası Genç Kadın Barış Ödülü sahibi.


Luqman konuşmasında kadın, barış ve güvenlik konularında 25 yıldır süren çalışmalar olmasına rağmen hala kadınların müzakere süreçlerine katılımı konusunda sorunların aşılmadığını belirtti ve bazen Birleşmiş Milletler’in de kadınların katılımı süreçlerinde engel teşkil eden tavırlar içinde olduğunu söyleyerek eleştirisini sundu.

Muna Luqman, barış inşası süreçlerine katılımını şöyle anlattı:

“2015 yılıydı, savaş başladığında Yemen’deydim. Kültürün ve bilginin başkenti olan Taiz kenti çarpraz ateş altındaydı. Etrafımdaki kadın ve çocukların pek çoğu yaşamını yitirmişti. Taiz neredeyse dört yıldır kuşatma altındaydı. Saha çatışmaları devam ediyor; hastanelere bombalar düşüyordu. Benim de evime bir kere bomba düştü. Ama insanlara yardım etmek için elimden bir şey gelmiyordu. 

Gençlik bu çatışmalara katılması için seferber ediliyordu.  ‘Ana-babanızın kucağından çıkın, çatışmaya katılın” gibi bir sloganla çağrı yapılıyordu. Gençler neden hayatlarını kurban ediyor ki? Sanatçılar, öğretmenler, barışçıl insanlar hayata dair isteklerini bir kenara bırakıp neden silahlar kuşanıyor?

Ben de bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm. Genç erkeklerin askere alınmasını engellemeye karar verdim ve gönüllü bir inisiyatif başlattım. Bir yandan da insani yardım faaliyeti yürütmeye çalışıyordum. Yavaş yavaş bir barış inşası örgütü kurmaya başladım. Ama barış kelimesi bile o dönemde saldırı altındaydı. Kadınların barış sürecindeki rolü bir tabuydu.”

Müzakere süreçlerinde yalnızca çatışan tarafların olmasının eksik olduğunu vurgulayan Luqman, savaşın mağdurlarının masaya oturtulmadığını, dolayısıyla sahadaki taleplerin farkında olunmadığını, adalet talepleri karşılanmadığı için çatışma dursa bile bir süre sonra yeniden başladığını anlattı: 

“Eğer barış adaletle birlikte gelmezse sorunlar var olmaya devam edecektir. Bugün bu çatışma dursa bile, adalet yerine gelmezse çatışma yeniden devam eder. İşte burada kadın barış inşacıları bir fark yaratabilir diye düşündüm. İsyancılar ve milisler tarafından saldırı altında kalmış hastaneler bu hastanelerde hayatta kalmaya çalışan kanserli hastalar vardı. Silahlı gruplar arasında aracılık görevi üstlenmeye çalışıyordum hiç değilse bazı öksüz ve yetimleri kurtarma gayesiyle. Böyle yaklaşık 75 çocuğu kurtardık ve güvenli bölgelere aktardık.”

Kadınların barış süreçlerinde olmalarının önemine de değinen Luqman, “Erkeler bütün konular konusunda görüş ayrılığındalar ama tek bir konuda ortaklar. O da kadına yönelik ayrımcılık. Ben de bunun üzerine kadın dayanışma ağını kurdum. Yemen’den bütün kadınları bir araya getirdik ve dedik ki ‘evet, Yemen’deki çatışmaya yönelik görüşlerimiz farklı, farklı tarafları destekleyebiliriz ama en nihayetinde birbirimizi korumamız lazım’. Çünkü taraflar ne olursa olsun kadınlara saldırma konusunda hemfikirler.”

“Kadın katılımcıların kendi içlerindeki denetim dinamiği bu şekilde değiştirildi. Yemen’in barış haritası nasıl olabilir, bunu tartışmaya başladık. Bazı çözüm önerileri sıraladık ve bunları Birleşmiş Milletler’e sunduk. Evet, bize danışıldı ama nihayetinde kadınların müzakere masasında olmalarını istemediler. 

Bizler yalnızca kadın haklarını yerine getirmek veya feminist perspektif sunarak masaya gelmekle kalmıyoruz; bir yandan da sahada konuşan insanların seslerini müzakere masasına getirmeye çalışıyoruz. Ki bu çok önemli.”

Son olarak, müzakere süreçleriyle ilgili tasarımların her ülkeye birebir uymadığını, farklı tasarımlar geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Luqman, bu süreçlerin kadın barış inşacılarla birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi.

“Müzakere süreçlerinin önemli bir parçası kadınların yaralarının hafifletilmesi konusudur”

Betty Bigombe Kuzey Uganda’da Barış ve İnsani Yardımlardan Sorumlu Devlet Bakanı olarak, 2000’lerin ortalarında da baş arabulucu olarak görevler üstlendi. 

Sözlerine diğer kadın arabulucularla bu konferansta bir araya gelmenin önemine değinerek başlayan Bigombe, “Kadınlar olarak kültürümüzden kaynaklanan bazı farklılıklarımız olabilir ama çok benzer deneyimlerimiz de var. Tek bir ses olmayı başarabilirsek daha iyi sonuçlar alabilir.” dedi.

Güney Sudan hükümeti ile farklı muhalefet partileri arasında gerçekleşen bir müzakere toplantısına ara verip konferansa gelen Bigombe, burada yaşanan müzakere sürecinde de kadınların katılımının eksik olduğunu, toplantıdaki tek kadının kendisi olduğunu belirtti.


Müzakere süreçlerinde bütüncül yaklaşımın önemine değinen Bigombe şunları söyledi:

“Kadınların korunmasından söz ederken bütüncül bir yaklaşım benimsememiz gerekiyor. Örneğin şiddete uğramış bir kadın ekonomik olarak üretken olamaz. Yalnızca bedensel olarak değil manevi olarak da zarar görmüş demektir. Artık o kadın eski üretken kadın değildir. Karşıma öyle kadınlar çıktı ki, çocuk asker olarak askere alınmış, komutanların eşleri olmuş, istenmeyen bebekleri doğurup anne olmuşlar.  Şimdi bu kadınların üzerinde toplumsal yaşamda büyük bir damga var. Tecavüz mağduru olduğu için çocuk dünyaya getirmek zorunda olan kadınlardan bahsediyoruz. Sözün özü bütüncül bir şekilde bunlar ele alınmalı ve kadınlara her türlü destek sunulmalı.”

“Müzakere süreçlerinin önemli bir parçası da kadınların bu türden sorunlarının azaltılması, yaralarının hafifletilmesi konusudur. Kadınların da bir araya gelip topluluklarımızın korunmaya ihtiyacı var barışa ihtiyacımız var diye ortak ses çıkarması gerekiyor. Bu konularda istediğimiz noktaya erişebilmek için çok fazla savunuculuk faaliyeti yürütmemiz gerekiyor.” (KAZETE)



Üye Ol



Üye Girişi