Krizde erkekler işten çıkarılıyor, kadının yükü 5 kat artıyor

 

"Feminst iktisatçı" Doç. Dr. Emel Memiş Parmaksız kriz koşullarında kadınların yaşam koşullarının erkeklere göre daha da zorlaştığını ifade etti, asgari ücret düzeyinin kadınlar için önemine işaret etti.

16.12.2018
Yazı Boyutu:  
Bir yandan ekonomik krizin etkisi derinleşerek günlük yaşamda daha her gün daha da fazla hissedilir hale gelirken diğer yandan asgari ücret görüşmeleri devam ediyor. Peki tüm bunlar kadınların yaşamını nasıl ekiliyor? Kadın istihdamı kriz dönemlerinde nasıl değişiklikler gösteriyor, krizle birlikte azalan ücretler, artan fiyatlar kadınları nasıl etkiliyor?



Kendisini "Feminist İktisatçı" olarak tanımlayan  Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emel Memiş Parmaksız,  Ekmek ve Gül'den Burcu Yıldırım'la sohbetinde bu soruları yanıtladı.

Kriz dönemlerinde zorlaşan yaşam koşullarının kadınlar üzerinde erkeklerde daha ağır bir yük yarattığına dikkat çeken Doç. Dr. Emel Memiş Parmlaksız çalışma yaşamında da kadınların sürekli hak kayıplarıyla karşı karşıya bırakıldığını ve zamanla işgücü piyasasından tamamen ayrılmak zorunda kaldığının altını çizdi.

Yaşanan ekonomik krizle birlikte fiyatlar aldı başını gitti, enflasyon yükseliyor. Fiyat artışları özellikle gıda ve temel ihtiyaç malzemelerinde daha hissedilir oluyor. Bunun yansımasını en çok da evin yükü üzerinde olan kadınlar çekiyor. Kadınlar bu tablo karşısında neyle karşı karşıya?

Açıklanan enflasyon rakamları zaten oldukça yüksek. Ama acaba resmi rakamlar gerçekten hissettiğimiz, mutfakta hissettiğimiz gibi mi? Aslında hepimiz enflasyonu farklı biçimlerde hissediyoruz; hanemizin ihtiyaçlarına göre, tüketim sepetimize göre değişik enflasyon rakamlarıyla karşı karşıyayız. Özellikle de gıda fiyatları, barınma, konut, kira fiyatları çok yükseliyor. Düşük gelirli haneler, özellikle bu harcama yapısını etkileyen biçimde enflasyondan etkileniyor. Özellikle tek ebeveynli, tek çalışanlı, hane sorumlusunun kadın olduğu hanelerde çok daha yüksek enflasyonla baş etmek durumunda kalıyoruz. Çocuk sayısı arttıkça hanenin ihtiyaçları farklılaşıyor; eğitim, sağlık gibi pek çok hizmetin özellikle kriz dönemlerinde sekteye uğradığını biliyoruz. Bu tür faaliyetlerin de daha çok kadınlar tarafından yerine getirildiğini biliyoruz. Sadece enflasyon, pahalılık değil; asgari ücret için de benzer bir şeyi düşünebiliriz. Dolayısıyla hanelerin ihtiyaçlarının da asgari ücretin de tüm bunlar gözetilerek belirlenmesi gerekiyor. 

Kriz koşullarıyla birlikte çalışma yaşamında kadınlar bir çok hakkını kaybediyor, bakım yükleri artıyor, geleneksel rollere daha da zorlanıyorlar. Kadınlar nasıl bir tabloyla karşı karşıya?

Özellikle kriz dönemlerinde biz kadınlar, hayatlarımızdaki en büyük çelişkiyi daha da derinden hissediyoruz. Çünkü kadınlar olarak, özellikle de Türkiye’de ister piyasada iş gücünde çalışıyor olun, ister piyasa dışında hane içinde veya çevresinde ekonomik faaliyetler yürütüyor olun, aslında çok uzun saatler çalışıyoruz fakat karşılığını alamıyoruz. Piyasada daha çok kayıtdışı, güvencesiz, esnek çalışma biçimlerinde yer alıyoruz ve düşük ücretlerle çalışmak durumunda kalıyoruz. Aynı işi yaptığımızda bile düşük ücret karşılığında çalışıyoruz.
 
Daha önce yapılmış kriz konulu çalışmalar bize şunu gösteriyor; ekonomik krizin nedeni ne olursa olsun kriz sonrasında, kadınların iş yükü erkeklere kıyasla çok daha eşitsiz biçimde artıyor. Bu, iş piyasasında da böyle.

Örneğin son dönemde Türkiye’de yaşanan duruma baktığımızda; ilk işten çıkarılanlar erkekler olmasına rağmen kadınlar, düşen hane halkı gelirini tamamlayabilmek için iş gücüne katıldılar. Ama aynı zamanda hane içindeki görev ve sorumluluklarını da ne yazık ki paylaşamadılar. Dolayısıyla da toplam iş yükü göz önüne alındığında eşitsiz iş yükü ile karşı karşıya kalanlar kadınlar oldu. Kriz nedeniyle artan işsizlik sonucunda piyasa ve piyasa dışındaki çalışma zamanındaki artış üzerine yapılan hesaplamalar, kadınların toplam iş yükündeki artış oranının yüzde 5),  erkeklere (yüzde 1) kıyasla 5 kat daha yüksek olduğunu gösterdi. 

Ayrıca bu dönemde bir yandan kamudaki dönüşüm nedeniyle, kamu istihdamı azaldı, aynı zamanda kriz gerekçesiyle de kamusal hizmetlerinde bütçe kısıtı baskısı oluştu ve bunlar aslında bakım faaliyetlerini içeren hizmetlerdi. Bu bakım faaliyetleri kamusal bir sorumluluk olarak görülmeyip hanelere bırakıldığı vakit, bunu kadınlar yüklenmek zorunda kalıyor. Dolayısıyla bir zihniyet değişikliğine ihtiyacımız var. Bu kamusal politikalar için de geçerli, aynı zamanda toplumsal olarak da normlarımızın dönüştürülmesi gerekiyor. Dönüştürücü politikalar hane içindeki eşitsiz iş bölümünü öncelikli olarak değiştirebilmeli.

KADIN İSTİHDAMI ARTIYOR AMA ÇALIŞMA KOŞULLARI KÖTÜLEŞİYOR

Kadınlar, genelde çok düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldıklarını anlatıyor. Ama bir yandan da işlerini kaybetme endişesi yaşıyorlar. Patronların da bu yönde baskısı olduğu için esnek çalışmayı kabul etmek zorunda kalıyorlar. Bu koşullarda kadın istihdamı açısından ne söylenebilir?

Araştırma Görevlisi arkadaşım Selçuk Gemicioğlu ile birlikte yaptığımız bir çalışmada şunu tespit ettik, 2015 yılı itibarıyla Türkiye’de işini en çok kaybetme riskiyle karşı karşıya olanların kadınlar, kadınlar arasında da özellikle sanayide çalışan kadınlar. Sanayide çalışan 4 kadından biri işsiz kalma riskiyle karşı karşıya. Hatta işgücünün dışına çıkma, yani evine dönme riski var. Türkiye’de ne yazık ki kadınlar cesareti kırılarak evlerine dönmek zorunda kalıyorlar. Güvencesiz çalışma kadınlarda çok daha yaygın. Hele tarımda -ki tarım hâlâ kadın emeği açısından çok önemli bir sektör- kadınların neredeyse tamamı, yüzde 94.3’ü güvencesiz çalışıyor. Güvencesiz çalıştıklarından işsizlik riskiyle de çok daha yüksek oranda karşı karşıya kalıyorlar.

Her şeye rağmen kadın istihdamının arttığını görüyoruz, kadınlar tüm bu zor koşullara rağmen “çalışacağız, istihdamda yer alacağız, çalışmamızın karşılığını alacağız” diyorlar. Bu güzel bir gelişme. Ama son yılda artan istihdamın yarısının kayıtdışı, güvencesiz işlerde gerçekleşmiş. Kadınların, insan sağlığı hizmetleri gibi, AVM’lerde çalışma gibi istihdam biçimlerinde yaygın olarak çalıştığını görüyoruz. Bunlar da genelde yarı zamanlı, geçici, düzenli olmayan, iş garantisi olmayan istihdam türleri. Dolayısıyla, ne yazık ki iş gücüne katılan kadını çok olumlu bir resim beklemiyor. Hele genç kadınsanız, 15-24 yaş grubundaysanız riskiniz daha da artıyor, işini kaybetme durumu, özellikle bu tür dönemlerde işsiz kalma riski yüksek olan “kırılgan istihdam” olarak tanımladığımız gruplarda daha sık gözleniyor.

KADINLARIN SON DÖNEMDE ÖNE ÇIKAN TALEPLERİ
 
İşsizlik baskısıyla kadınlar, güvenceli çalışmayı neredeyse talep bile edemeyecek hale getiriliyor. Ama bir yandan da kadınlar talepleri için mücadele ediyor, sendikalaşıyor. Örneğin Flormar işçileri... Kadınların son dönemde öne çıkan temel talepleri neler?

Öncelikle istihdamda olmanın bir hak olduğunun altını çizmek lazım. İkinci Dünya Savaşından sonra insan haklarının gündeme gelmesiyle birlikte çalışma hakkı da 1946’da bir hak olarak tanımlandı. Çalışmak; ırk, dil, din, cinsiyet, etnik köken ayırmadan hepimizin hakkı.

Ama şimdi geldiğimiz noktada, çalışma hakkımızı fiilen elde etmek için mücadele etmemiz lazım. Bunun için de örgütlü mücadele gerekiyor.Türkiye’de ne yazık ki sendikal temsile baktığımızda, erkeklerde de çok düşük ama kadınlarda durum çok vahim; ücretli kadınların yalnızca yüzde 7’si sendikalı. Gelişmiş ülkeleri bir kenara bırakın, bize benzer kalkınmışlığı olan ülkelerle bile karşılaştırdığınızda bu oran oldukça düşük. Temsiliyetiniz olmadığı zaman, emeğiniz görünmezleşir. Bunun için öncelikle emeğimizin değerini bilmek gerekiyor. Bu hane içindeki emeğimiz için de geçerli. Hane içinde yeniden üretim için çalışıyoruz, hanenin var olmasının sebebiyiz, dolayısıyla “gelir getirmiyoruz, haneye katıda bulunmuyoruz” dememeliyiz. Bunun değerinin farkında olarak örgütlü mücadeleye de bütünlüklü bakarak çalışan/çalışmayan, esnek çalışan, enformal çalışma tiplerinde olan herkesi kapsayacak şekilde bir dayanışma içinde olmak gerekiyor.

Kriz gibi dönemlerde özellikle somut talepleri daha çok öne çıkarmamız, sesimizi duyurmamız lazım. Çok önemli kampanyalar var; bakım emeğinin kamusal bir sorumluluk olduğu, erkek ve kadın arasında paylaşılması gereken bir faaliyet oluğunu ifade eden ve kamusal politikaları hak temelli izleyebilmek çok önemli.

ASGARİ ÜCRET KADINLAR İÇİN ÖNEMLİ BİR DAYANAK

2019 yılı asgari ücreti için görüşmeler devam ediyor. Asgari ücretin düzeyi kadınlar için neden önemli?

Türkiye’de 20 milyon kadın tamamen iş gücü piyasasının dışında görünüyor. Hane yapısına baktığımızda evli ve 0-14 yaş arası en az bir çocuğun yaşadığı hanelerde tek çalışanlı haneler çok yaygın; hanelerin yüzde 70’in bu türden haneler olduğunu görüyoruz. Yani tek maaşa, tek ücrete bağımlı haneler yoğunlukla. Kadınların, özellikle de genç kadınların yüzde 71’i, evdeki sorumlulukları nedeniyle gelir getirici işlere ulaşamadığını, iş yaşamından çıkmak durumunda kaldığını söylüyor. Kendi gelirleri sayesinde emekli olabilen kadın oranı çok düşük; yüzde 4.8. Yani 100 kadından sadece 5’i kendi geliri sayesinde emekli olabiliyor. Asgari ücreti de tüm bunlarla birlikte düşünmek gerekir. Asgari ücret özellikle de yoksul ve tek gelirli haneler için tek geçim kaynağı.

Türkiye’deki 2 çocuklu çekirdek haneyi düşündüğümüzde tek çalışanın asgari ücret düzeyinde gelir kazandığı durumda, hanenin geçimi için gereken asgari geliri sağlayamadığından kadının üzerinde çok daha eşitsiz bir yük yaratılmasına neden olacaktır. Aslında asgari ücret sadece kadınlar için değil, tüm ücretliler, tüm emekçiler için çok önemli bir dayanak.

Asgari ücret aynı zamanda işgücü piyasasında, bizim gibi enformal -esnek- çalışanlar için de ücretlerini belirleyebilecekleri bir ölçü, çıta gibi düşünülebilir. Onun çok düşük belirlenmesi düşük gelirlerde yığılmanın olması ve gelir yetersizliği nedeniyle yoksulluk sınırı altına düşen hanelerin yoğunlaşmasına neden oluyor. Yoksullukla mücadelede farklı stratejiler geliştirmek zorunda kalıyorlar ve bu daha çok da kadınların üstlenmek durumunda kaldığı maddi karşılığı olmayan emek faaliyetleriyle telafi ediliyor, geçimin mümkün olmadığı durumu kadınlar mümkün hale getirmiş oluyor. Hanenin geçimi için gereken ihtiyaçlar, kadınlar tarafından gerçekleştiriliyor. Hanenin beslenme ihtiyacı, giyim ihtiyacı, hanedeki diğer bireylerin bakımı, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, engelli bakımı gibi hizmet faaliyetleri herhangi bir ücret karşılığı olmadan kadınlar tarafından yerine getiriliyor. (Evrensel)

Üye Ol



Üye Girişi