Milliyetçilik kadın kimliğiyle çatışıyor

 

Feminist olmayan kadının yerine feminist erkeği desteklediğini belirten Arat “MEB kadının ikinci durumunun değiştirilmesi çalışmalarında çok geri kaldı” dedi

9.11.2009
Yazı Boyutu:  

zehra_arat.jpgABD’nin New York kentindeki Purchase Üniversitesi Politik Bilimler ve Kadın Çalışmaları Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Zehra F. Arat,  parlamentoda kadınların sayısal çoğunluğundan çok kadınca duruşlarının ve kadın haklarını savunmalarının daha önemli olduğunu  belirterek, “Ben parlamentolarda feminist olmayan kadınlar yerine, feminst olan erkeklerin bulunmasını tercih ederim” dedi.

Geçtiğimiz günlerde uluslararası bir kadın kongresin e katılmak üzere geldiği İzmir’de halen üzerinde çalıştığı Türkiye’de Cumhuriyetin ilanından bu yana kadın ve insan hakları politikaları konusunda Kazete’nin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Zehra F. Arat, Türkiye’nin kadın hakları açısından dünya sıralamasındaki yerinin en alttan 10 ülke içinde olduğuna dikkati çekti. 

Amerika da 60 larda başlayan dünyayla sıkı fıkı ve çok hareketli, canlı, heyecan veren kadın hareketinde şimdilerde ‘post-feminizm’ olarak tanımlanan “feminizm oldu bitti başka bir şeye geldik gibi” bir durulmanın yaşandığını Türkiye’de ise 80 lerde başlayan kadın hareketinin kadın çalışmalarıyla iletişiminin heyecan verici biçimde halen devam ettiğini belirten Arat,  “O bakımdan bugün Türkiye de olmak isterdim. Ben iki süreci de kaçırmış oluyorum. Amerika ya 80 de gittim oradaki akademik gelişmeleri ve heyecanları kaçırdım. Burada başladığında da ben oradaydım” dedi.

KADIN ÖRGÜTLERİ BİRBİRİYLE SÜRTÜŞEBİLİR
Prof. Dr. Zehra Arat
Türkiye’de bu kadar eğitim kampanyaları yapılmasına karşın, hala okur-yazar kadın nüfusunun yüksek olmayışından yakınarak, şöyle devam etti:

“Genelde yüzde 19 okuma yazma bilmeyen kadınımız var Ama 50 yaşın üstüne çıkıldığında bu oran yüzde 60’ı buluyor. Örneğin kadının emeğe katılımında da durum aynı.. Bu da bizim kültürel anlayışımızla ilgili bir durum. Kadın ve erkeğin mekanlarının ayrılmasının yarattığı bir sonuç. Kültür bu anlayışla geldiği için onu kırıp birtakım fırsatlar yaratılabilsek de onu kullanmak daha zor oluyor. Örneğin şimdilerde "Baba Beni Okula Gönder" kampanyası yapılıyor ama daha 1920 lerde kız ve erkek çocuğunun okula gitmesi parasız ve zorunluydu. Yani bu çok büyük bir fırsat ama araya kültürel şeyler giriyor. Ama bu sadece ailelerin kültürü değil, bunu uygulayacak olan hocaların, okuldaki müdürün, yöneticilerin de kültürü..”

Bir soru üzerine Türkiye de kadın örgütlenmesini çok olumlu ve heyecan verici bulduğunu, birbirleriyle iletişim halinde değişik kadın gruplarının örgütlendiğini ifade eden Arat,  “Bu örgütler, birbirleriyle sürtüşselerde, birbirleriyle iletişim halindeler, zaman zaman sürtüşmeleri de doğal, çünkü tek bir feminizm yok, bugün, farklı feminist açılar var, kadın örgütleri, birbirleriyle tartışıyorlar, tartışırken bazen kırıcı da olunabilir ama zaman zaman da bir araya gelip gerçekten çok güzel şeyler yapıyorlar. Mesela CEDAW için New York ta Türkiye raporu sunulacağı zaman Türkiye den değişik kadın grupları geldi, oradaki CEDAW Komisyonu üyelerine bilgiler verildi. Orada bizi bölen şeyler bitmişti. Bizi bir araya getiren nedir ler ve değişik kesimden kadınlar, hepsi birbirinin arkasında duruyordu. Bu çok güzel bir şey. Bu bizi birleştiren şeyler gibi ayıran noktalar da var. Milliyetçilik gibi, ya da önüne hangi şeyi koyarsanız koyun hepsinin dışlayıcı bir yanı var. Bu da işin sancılı yanı. Çünkü milliyetçilik ya da milli kimlik kadın kimliğiyle çatışma durumuna gelebiliyor” diye konuştu.

Kadının ikincil durumunun değiştirilmesine yönelik Milli Eğitim Bakanlığı nın ders kitaplarından ayrımcı ifadelerin temizlenmesi için yaptığı çalışmaları olumlu bulmakla beraber, geç başladığını belirten Arat, “Bizlerin 15 yıl önce başladığımız bu çalışmaları şimdi Bakanlığın bir zorlamadan mı yoksa inandığı için mi yaptığından emin değilim. Onun için arkasını görmek lazım” dedi.

Bir soru üzerine kadının ikincil durumdan kurtarılmasında etnik genellemelerin, din ve ataerkil sistemin yüceltilmesinin önemine de değinen Prof. Dr. Zehra Arat, şöyle devam etti:

“Ne yapmak gerekir? Birincisi bu kültürün özü nedir? Veya dinin ana mesajı nedir? Ona bakıp, onun eşitlik mesajı taşıyan yanlarına ağırlık verip diğer eşitsizlik ya da ayrımcılığı pekiştiren mesajlarını da sorgulamak gerekir. Bunu da o etnik ya da milli grup içindeki kadınlar yaparsa daha önemli olur.”

SAYISAL EŞİTLİK GERÇEK EŞİTLİK DEĞİLDİR
Türkiye de siyasete eşit katılımda kota için mücadele verilirken kocasının zoruyla onun istediği partiye oy veren ve geri kalan hiçbir şeyden haberdar olmayan kadınlar için kota sorunun aşılmasının bir şey ifade etmeyebileceğini  belirten Arat, bu konudaki soruyu ise şöyle yanıtladı:

“Aslında sorun kocasının zoruyla oy veren kadın değil. Sorun meclise girip de hiçbir feminist bilinci olmayan kadın. Çok hiyerarşik ve yıkıcı bir kuruma kadınlar girsin, diye bir hareket oluyor, onların girmesi destekleniyor. Yani bu ne demek? Bir erkek kurumu delindi demek. Yüzde 50-52 kadın olursa tamamen eşitlik sağlanmış oluyor denebilir. Amerika için bu bir başarı diye gösterilir ama bu kadınlar orada ne yapıyorlar? Başka bir ayrımcılığın parçası oluyorlar. Yaptıkları kadın çalışmalarının sorgulanması gerekiyor. Tamam kadın-erkek eşitliği istiyoruz. Bunun amacı her bir kuruma eşit sayıda kadın sokmak mı? Benim cevabım, hayır...

O anlamda ben şöyle düşünüyorum; demokratik olarak değil ideolojik olarak bakmamız lazım. Ben kişisel olarak, hiçbir feminist bilinci olmayan ve hatta feminist karşıtı tavır koyan herhangi bir kadına oy vermektense feminist bir erkeğe oy vermeyi tercih ederim. Çünkü o sayısal eşitlik gerçek eşitlik olmuyor. Eğer bir kuruma çok sayıda kadın girerse o kurumu dönüştürebilirler. Ama ben ondan çok emin değilim. Bu tartışılacak bir konu.


Üye Ol



Üye Girişi