Muhafazakar moda ikonu Zeruj: Tesettür ile moda bir araya gelemez

 

Sosyal medyada kullandığı Zeruj lakabıyla tanınan Türkiye’de tesettür modasının en çok bilinen isimlerinden biri Zehra Özkaymaz'a göre: Tesettür daha İslami, kuralları olan bir şey. Başını kapatmak ise daha başka bir şey.

08.10.2019
Yazı Boyutu:  
11 yaşında başörtüsü takmaya karar veren Modacı Zehra Özkaymaz, 28 Şubat döneminde yaşadığı zorlukları ve sonrasında sektöre nasıl girmeye karar verdiğini Independent Türkçe’ye anlattı.

Herkes onu sosyal medyada kullandığı Zeruj lakabıyla tanıyor. Zeruj'un anlamı; kardeşlik, sevgi, hoşgörü, kadın ve renk demek. Zehra Özkaymaz böyle tanımlıyor.

Zehra Özkaymaz'ın Zeytinburnu'nda açtığı alışveriş merkezinde gerçekleştirdiği organizasyonlara binlerce kişi katılıyor. 

Kendisini dini bir sembol ile ilişkilendirecekler için "Buda'ya benzetsinler" diyor.

"Tesettür modası’’ denilince akıllara gelen belki ilk isim o ama kendisi bu ifadeye karşı.

39 yaşındaki Zeruj, tesettür ve moda bir araya gelemeyeceği için o ‘'ölçülü giyim' veya ‘'muhafazakâr giyim' ifadelerini kullanmayı yeğliyor.

Modayı daha 'şekilci' buluyor, tesettürün ise değişmez, belli başlı kurallara sahip olduğunu söylüyor.

Türkiye’de muhafazakâr giyimin öncülerini bir araya toplayıp farklı illerde organizasyon ve fuarlar düzenliyor Zeruj. 

Ona göre baş kapatmak ayrı şey tesettür ayrı şey: 

Muhafazakâr giyim yeni bir trend. Tesettür ise daha İslami kuralları olan bir şey. Baş kapatmak ise daha başka bir şey.

Ilımlı Müslümanların giyim tarzına daha yakın diyebiliriz. Yani baş kapatmak ayrı, tesettür ayrı diyebiliriz.

11 yaşında tesettüre girmiş Zeruj lakaplı Zehra Özkaymaz. 

28 Şubat mağdurlarından biri olduğunu söylüyor.

Üniversite yılları onun için zor geçmiş.

Peki bu sektöre kendi deyişiyle 'ölçülü giyim' dünyasına girmeye nasıl karar vermiş?

Aslında bu sorunun tek bir yanıtı yok.

Ama yıllardır içinde beslediği bir arzusu baskın çıkıyor; İstanbul’un Ortadoğu'da muhafazakâr giyimin başkenti olması hayali. 

Zeruj, dünyada bu işi en iyi yapabilen ülkenin Türkiye olduğu kanaatinde:

Güç bizde, her şey bizde. Gerek coğrafi özelliklerimiz, gerek insanımızın üretim gücü her şey bizdeyken yok dini sembolmüş, yok tesettürün modasıymış gibi lafları, üretimimizi baltalamak için çıkarılmış yaftalamalar olarak görüyorum. Bizim hep bir hedefimiz var. İstanbul’u Ortadoğu’da muhafazakar giyimin başkenti yapmak. Bu aslında zarafet giyimidir, zarif giyimdir. Biz bunu en iyi yapabilecek kapasite de ülkesiyiz.

"Baş kapatmak ayrı tesettür ayrı"

"Başörtüsü sizin için ne ifade ediyor?" diye sorduğumuzda "İslami kesim için herkes için Allah’ın bir emridir" diyor.

Eskiden muhafazakar giyimde seçenek olmadığını anımsatıyor, şimdi ise tabii durum düne göre çok farklı.

Hem tesettürlü olup hem modayı takip etmek mümkün mü?

Tabii mümkün. Herkes modayı takip edebilir. Modayı uygulamak ayrı bir şey takip etmek ayrı bir şey. Ben tesettürlüyüm. Allah’ın emri gereği kapanmışım örtünmüşüm. Belirtildiği gibi örtümü kullanmışım. Akabinde özel hayatımda, evimde, arkadaşlarımın yanında modayı takip eden bir insanım. Neden olmasın? Baş kapatmak ayrı, tesettür ayrı diyebiliriz.

Muhafazakar giyim ile ılımlı Müslümanlar... Böyle bir ilişki kurmak mümkün mü?

Tesettür daha İslami, kuralları olan bir şey. Başını kapatmak ise daha başka bir şey. Ilımlı Müslüman diye bir şey çıktı. Ilımlı Müslümanların giyim tarzına daha yakın diyebiliriz muhafazakar giyim modellemesine.

11 yaşında kapandığınızı söylediniz. Sonraki süreç nasıldı? Üniversitede yaşadığınız sıkıntılar mesela?

Ben 11 yaşında kapandım. O tesettür bana çok ağır geldi o yaşımda. Sonrasında anneme 'Oyun oynayamıyorum pardösüyle' dedim. Annem 'Tamam' dedi. Ama babamdan çekiniyordum. Akabinde annemin babamı ‘’Daha yaşı küçük gerek yok pardösüye’’ deyip ikna etmesiyle daha rahat giyinmeye başladım ama başım yine kapalıydı. Ayrıca bende başörtüsü problemi yaşamış bir üniversite öğrencisiyim. Başörtülü kadınların çöpçü karısı, kapıcı karısı olması istendi. Halbuki nice doktorlar, nice mühendisler vardı. Benimde çok yakın arkadaşlarım başörtüsü problemleri yüzünden ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Üniversiteye başladıktan sonra 2. sınıfta başörtüsü problemleri başladı. Birçok arkadaşımız okulu bırakmak zorunda kaldı. Çok kaliteli çocuklardı. Biz kadın veya erkek olmak için değil insan olmak için okurken bizi böyle ötekileştirmelerine tepki olarak okulu bırakanlar oldu. Kimileri yurt dışına gittiler ben de onlardan biriyim.Kimileri okulun önünde eylem yaptılar, kimileri daha sonra disiplin cezaları aldı. Ve son çare peruk taktık. Saçını kazıtanlar da oldu ama ben o kadar yürekli olamadım. Ben başörtüsünün üzerine peruk takıyordum. Kışın boğazlı kazaklar, yazın fularlar yine başımız kapalı ve üzerine peruk takıyorduk. Bu yaşananlar büyük bir saçmalıktı. Saç görünüyorsa sorun var ama peruk varsa sorun yoktu. Ama önemli olan kafamızın içiydi.

Tüm bu yaşadıklarınız bu sektöre girmenizde etkili denilebilir mi?

Evet, bu gerçekten oldu. İnsanın iç dünyasını çok etkiliyor.

Peki kendinizde dini bir misyon görüyor musunuz?

'Üretici, bu ürettiğimiz kıyafet İslamiyet'in emrettiği kıyafettir' demiyor zaten. Üreticiler din adamı değil. Her üretileni dini sembol haline getirmek yanlış. Bunun eleştirilmesini yanlış görüyorum. Çünkü tesettürün modasını yapmıyor kimse. Ben bir din adamı değilim ama herkesin bildiği kadarını biliyoruz. Tesettürün nasıl olması gerektiği Kur'an-ı Kerim'de belirtilmiştir. Modayla bir alakası yoktur yani. Ben sadece herkesin saygı görmesi gerektiğine inanıyorum. Ben dinle alakası olan bir insan olsam başım niye böyle olsun. Buda’ mıyım ben? Eğer beni dini bir sembole benzetmeleri gerekiyorsa Buda’ya benzetmeleri gerekir. İslamiyet’le ilgisi olan bir görüntüm yok. Şişkoyum, kafam bir tuhaf.
(Hüseyin Yakar/Independent Türkçe/ Foto:Yeni Şafak)

Üye Ol



Üye Girişi