Performansa dayalı üretim, kadın bedenini daha çok yıpratıyor

 

Arçelik'te çalışan kadın işçiler, düşük ücret, yoğun çalışma gibi sorunların yanında bazı bölümlerde regl durumlarda bile lavaboya gitme konusunda ciddi kısıtlamalar yaşadıklarından şikayetçi

...
07.01.2018
Yazı Boyutu:  
Devlet tarafından verilen teşviklerle işverenlerin kadın işçileri hiçbir yük üstlenmeden çalıştırabilmeleri kadınların iş gücüne dahil edilmesinde önemli rol oynuyor.  Teşviklerin yanısıra birçok işyerinde kadınların düşük ücretle çalışmaları, “itaatkar, sebatkar ve uyumlu” görülmeleri, ince ellere sahip olmaları, hızlı ve dikkatli çalışmaları nedeniyle kadın işçiler, işverenler tarafından her geçen gün daha fazla tercih  ediliyor. 

Metal sektöründe her geçen yıl çalışan kadın sayısı artıyor. Arçelik de kadın işçilerin arttığı fabrikalardan biri. 

Evrensel Gazetesi'nden Vedat Yalvaç, özel röportajında, Beylükdüzü Arçelik fabrikasında çalışan ve sayıları 700'ü bulan kadın işçileri mercek altına aldı, sorunlarını dile getirdi.



KADINLARIN KADIN OLMAKTAN KAYNAKLANAN SORUNLARI GÖRMEZDEN GELİNİYOR

Vedat Yalvaç'ın birçok araştırmaya kaynak oluşturabilecek röportaji şöyle:

Beylükdüzü Arçelik fabrikasında çalışan kadın işçiler azımsanmayacak sayıya ulaştı. Kart üretim, BMS, Yazar kasa, Dizgi, Post, Son montaj bölümlerinde yaklaşık 700 civarı kadın işçi çalışıyor. 

Fabrikada kadınlar, erkeklerin de yaşadığı, düşük ücret, yoğun çalışma gibi pek çok sorunun yanında bir de kadın olmaktan kaynaklı sorunlar yaşıyor.

700 kadın işçinin çalıştığı fabrikada bir tek ekip sözcüsü kadın yok. Performansın belirlenmesinde ustaların payı yüzde 70; kadın işçiler “Ustalar söz geçirebildiği işçilere yüksek not veriyor, bu nedenle de kadınlar yaşadıklarına sessiz kalmak zorunda kalıyorlar” diye anlatıyorlar durumu. Fabrikada baskılara en çok maruz kalan da kadınlar. Tuvalete gitmek, regl döneminde bile mümkün değil. Çocuklarıyla ilgili sorunlarda izin istemeleri tepkiyle karşılanıyor. Sürekli ayakta çalıştıkları için kadın işçilerin büyük çoğunluğu varis ve nasır sorunu yaşıyorlar. Büyük bir fabrikada, kadınların çalıştığı pek çok sektöre göre nispeten daha iyi koşullarda çalışıyor olmaları kadınlar üzerinde ayrı bir “Beğenmiyorsan kapı orada” baskısı da yaratıyor. Kadınlar çalışma koşullarına karşı şikayette bulunsalar sadece fabrikada değil, evde de “Neyini beğenmiyorsun” baskısı ile karşılaşıyor. 

Metal sektörünün en görünmeyenleri olan kadın işçilerin özgün sorunları metal sözleşmeleri döneminde de görmezlikten gelindi. Kadın işçiler de Eski Başbakan ve 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın da 1970'li yıllarda başkanlığını yaptığı Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS)’in sefalet ücreti dayatmasına tepkili ancak erkekler kadar sözleşme tartışmalarına dahil olamıyorlar. 

ÇOK ZOR DURUMDA OLMADIKÇA LAVABOYA GİDEMİYORSUN

Kadın işçiler anlatıyor:

Fabrikada bazı bölümlerde kadınlar lavaboya gitme konusunda ciddi kısıtlılıklar yaşıyor. Pek çok bölümde yerine başka birini bulamadığı sürece lavaboya gidemiyor. Çünkü joker eleman yok!

Bu durumu bir işçi kadın şu sözlerle anlatıyor: “Kadınlar regl dönemlerinde hassas oluyor. Çalışırken yavaş çalışman gerekiyor. Gergin oluyorsun. Miden bulanıyor, başın dönüyor. Lavaboya gitme ihtiyacın daha fazla oluyor. Ancak bu dönemlerde bile tolerans gösterilmiyor. Bandı durdurabiliyorsun ama sürekli başımızda duruyorlar. Bakışlarla bile baskı uyguluyorlar. Usta zorluyor. Çok zor durumda olmadığın ve yerine çalışacak birini bulmadığın sürece lavaboya gidemiyorsun. Çünkü joker eleman yok. Fabrikada yarım saat yemek molası var sadece. Ondan da 5 dakikayı yemekhaneye gidebilmek için harcıyorsun. Bazen kuyruk da oluyor. Bu arada ihtiyaçlarını karşıladın karşıladın. Yoksa tüm gün ayakta devam...” 

Bazı bölümlerde yemekten önce ve yemekten sonra 10 dakikalık molalarının olduğunu ifade eden bir başka kadın işçi, “Bizim bölümde ihtiyacın olduğunda bu 2 mola dışında da ek bir şey olunca gidebiliyoruz. İşin yoğunluğuna bağlı, iş yoğunsa gidemiyorsun. Çok zor durumda kalırsan gidiyorsun. Öte yandan kişiye de bağlı bir şey, eğer azar işitirim, performansımı etkiler gibi kaygı ve korkuları yaşıyorsan hiç gidemiyorsun. İhtiyacı oldukça gidip gelenler de zaten mümkün olduğunca verdikleri aralarda ihtiyaçlarını karşılıyor. BMS ve montaj bölümünde daha sıkıntılı bir durum. Montaj bölümü sürekli seri çalışıyor, bir yere gidemiyorsun. Yerini birine bırakmak zorundasın.” diyor. 

Performansa dayalı üretim teknikleri kadınların bedenini de daha fazla tahrip ediyor. İşçilerin büyük oranda akan bandı bırakıp tuvalete gidememesi, erkek işçiler için de ciddi bir sorun ama kadın işçiler için ek olarak sürekli tekrar eden sistit, enfeksiyon anlamına geliyor.

Metal sektöründeki kadın işçilerin büyük çoğunluğu vardiyalı çalışıyor. Gece vardiyasında çalışmanın, kadınlarda genel olarak kanser, özel olarak meme kanseri riskini, düşükle sonuçlanan hamilelik riskini arttırdığını, ağrılı regl yaşamasına neden olduğunu biliyoruz. Yüksek ses, vibrasyon, yüksek ısı, ağır kaldırma gibi fiziksel risk faktörleri kadın işçileri daha çok etkiliyor. Buna kötü iklimlendirilmiş, kötü ışıklandırılmış bir çalışma ortamı, elverişsiz dinlenme alanları, ergonomik olmayan çalışma biçimleri eklendiğinde kadınların hem regl dönemlerini hem de ilerleyen süreçlerde menopoz dönemlerini daha ağır geçirdiğini de koyuyor araştırmalar ortaya. 



NEDEN TÜM EKİP SÖZCÜLERİ ERKEK?

700 kadın işçinin çalıştığı Arçelik fabrikasında tüm ekip sözcüleri erkek. Ekip sözcülerinin erkek olması nedeniyle regl olduklarını, tuvalete gitme ihtiyaçları olduğunu söylemekten çekindiğini dile getiren bir başka kadın işçi, “Neden ekip sözcüleri hep erkek? Sözüm ona ekip sözcüleri sınavla seçiliyor ama ustanın bir yakını ya da amirin sevdiği biri oluyor. Sınav hikaye. Ekip sözcüsü kadın olsa eminim yine sorun çözülmeyecek. Çünkü asıl mesele bandın durmadan çalışması. Ancak yine de en azından regl olduğumuzu daha rahat söyleyebiliriz” diyor.

KADINLAR DAHA ÇOK LAF İŞİTİYOR

Kadın işçiler, fabrikada kadınların erkeklerden daha çok laf işittiğini, usta ya da amirlerin kadın işçilere bir söz söylerken daha rahat davrandıklarını da anlatıyorlar. 

Görüştüğümüz kadınlardan biri durumu şöyle ifade ediyor. “Bazen erkek arkadaşlarımız fabrika içinde bir yerden başka bir yere gidebiliyor. Ancak kadınlar benzer şeyi yapamıyor. Daha çok kadınlar laf işitiyor. Baskılara en çok maruz kalan kadınlar. Kadınlar çocuğu için izin istediği zaman bile tepki görüyor. Bir sorun çıktığında, bir dert olduğunda erkeklere gösterilen muamele ile kadınlara gösterilen aynı değil. Fabrika ortamında tabii ki kadınlar daha da çekiniyorlar. Aman laf olmasın, söz olmasın diye daha dikkatli davranıyorlar. Fabrika ortamı sonuçta.”

GECE VARDİYASINDA 13 DERECE SOĞUKTA ÇALIŞIYORUZ

Kadınların dile getirdiği önemli sorunlardan biri de çalışılan ortam sıcaklığının sürekli değişmesi.  Özellikle gece vardiyalarında çok üşüdüklerini söyleyen bir kadın işçi, “Fabrikada derece ve saat göstergesi var. O göstergenin 13 dereceyi gösterdiği dönemler oluyor. Gece vardiyasında daha da üşüyoruz” diyor. “Çalışırken ben üşüyorum” diyen bir başka kadın işçi de şöyle devam ediyor: “Klima var ama ısıtmıyor. Belli bir yeri ısıtıyor. Kar yağınca çok soğuk oluyor. Üşümeye karşı eskiden atkı ve bere falan takılabiliyordu. Şimdi aynı tip kıyafete geçildi. Yazları çok sıcak, kışları çok soğuk. Yazın sıcakta bir de ayran dağıtıyorlar. Havalandırma yapacaklarına harareti alsın diye yemekten sonra ayran dağıtıyorlar.”

Bir kadın işçi bu sorunun yıllardır sürdüğünü, o yüzden de eski işçilerin durumu kanıksadığını anlatıyor: “‘Böyle gelmiş böyle gider’ diyorlar. Ama gitmiyor böyle.”

Durumu sürekli sendika temsilcilerine ve iş güvenliği uzmanlarına iletmelerine rağmen bir sonuç alamadıklarını anlatan kadın işçi, “Geçenlerde bazı kadın işçiler dayanamayıp sendikayı arayarak soğuk olduğunu, ısıtıcıyı açmalarını söyledi. Isıtıcı yapılsın diyenler çok oluyor. Sendikacılara söylendiğinde ise yapacak bir şey yok deniliyor. İş güvenlik uzmanlarına özellikle deniyor ancak umursanmıyor. Kışın ellerimiz donuyor. Yazın çok sıcak. Çok yoğun, kan ter içinde kalıyoruz” diyor. 

BEDENE VE RUHA KAZINAN ‘PERFORMANS KRİTERLERİ’

Performans dayatması tuvalet ihtiyacını bile erteleme, duydukları laf sözü sineye çekme, uygun olmayan çalışma koşullarına ses çıkaramamayı dayatıyor. Kadınlar hem ruhen hem bedenen çok yıpranıyorlar. Bir kadın işçi ruhlarına ve bedenlerine kazınan koşulları şöyle anlatıyor: 

“Yeri geliyor devamsızlıklarda 2 kişinin işini bir kişinin yaptığı oluyor. Sürekli ayakta çalışıyoruz. Varis ve nasırlaşma çok oluyor. Ancak buna rağmen performans belirlenmesinde ustaların payı yüzde 70. Ustalar kendisine yakın gördüğü ve sözünü geçirebildiği kişilere yüksek not veriyor. Bu nedenle de kadınların büyük çoğunluğu yaşadığı baskılara sessiz kalıyor. Ben buradan çıkarsam böyle bir iş bulamam kaygısı yaşıyor. Çünkü işten çıkan kadın kocasıyla sorun yaşar. Çocukları var, sonuç da belli sorumluluklar almışız. Herkesin çok borcu var, kiralar çok yüksek.” Öte yandan performans dayatmasının kadın işçiler arasında rekabete ve zıtlaşmaya yol açtığını söyleyen kadın işçi, “Herkesin emek gücü farklı. Kıyaslama yapılıyor. Herkesten aynı performans bekleniyor” diyor. 

SÖZLEŞME SÜRECİNE KADINLAR DAHİL OLAMIYOR

Bugünlerde sözleşme görüşmelerinin tıkanması nedeniyle fabrikada eylemler yapılıyor. İşçiler, MESS’in 3 yıllık sözleşme ve yüzde 3.2’lik zam teklifine tepkili. Kadın işçiler de MESS’in sefalet ücreti dayatmasına tepkili ancak kadın işçiler erkekler kadar sözleşme tartışmalarına dahil olamıyorlar. Bu tartışmalara katılmalarını özel olarak engelleyen birileri yok ancak yaşamın her alanında olduğu gibi  fabrikada da ikinci planda görüldükleri için bu sürece dahil olamıyorlar. Sendika da kadın işçilerin bu sürece katılmaları için özel bir çaba harcamıyor. Kadınların pek çok sorunu olmasına rağmen sözleşme sürecine ilişkin bilgilendirme dahi yapılmıyor. “Kadınlar sözleşme dönemine ilişkin pek konuşmuyor. Daha az soruyor. Çünkü daha az bilgi alıyor” diyen diğer bir işçi kadın şöyle devam ediyor: “Yanımıza gelip süreç hakkında ne düşünüyorsunuz diye soran olmadı. Sadece eylemler sonrası gelip ‘Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz’ dediler. Daha çok sendikaya gidersen, konuşursan, derdini anlatırsan... Özellikle dolaşıp da konuşmuyorlar işçilerle. Kimisi yüzde 38 zammı alamazlar diyor kimisi de alınabileceğini söylüyor. Ancak işçi hazır değil. ‘Yarın bir gün böyle bir şey olursa ne yaparız. Bir dakika bile iş durdurmak yasak. OHAL var zaten. Nasıl yapacaklar. Burada 1 dakika durdursan işimizden oluruz. Çayımızı vermezler’ diyorlar. İnsanlar hep korkuyor. Bir de işten çıkacak olanlar var. ‘Tazminatım yanmasın. Gittiğim yere kadar gideyim. Aman kimse bana dokunmasın.’ diye düşünüyorlar” 

FABRİKA TAŞINACAK, KREŞ SORUNU BÜYÜYECEK

Fabrikada şu anda kreş var. Gece vardiyasında yeni doğum yapmış ve emziren anneler çalışmıyorlar. Sabah vardiyası ile 4-12 vardiyasına geliyorlar. Çalıştıkları zaman diliminde çocuklarını kreşe bırakan kadın işçiler, işten çıkınca da çocuklarını alarak evlerine gidiyorlar. Arçelik fabrikasının Çerkezköy’e taşınmasına ilişkin planlar var. Ancak bu taşınma gerçekleştiğinde orada kreş olmayacak. Bu durumu hatırlatarak devam ediyor bir kadın işçi: “Çerkezköy’e taşındığında yakın yerdeki kreşlerle anlaşacaklar. Fabrika anlaştığı belli kreşlerin ilanlarını asmıştı geçtiğimiz aylarda. Parasını fabrika ödeyecek. Belli bir dönem verecekler ama bunun uzun süreli olacağını sanmıyorum. Öte yandan kreş dışarıda olacak, fabrikanın içinde olmayacak. Bu nedenle de pek çok kadın işçi fabrika taşındığında gitmeyi düşünmüyor. ‘Orada kreş olmayacak ne yapacağız, ne edeceğiz’ diye düşünüyorlar.” 

Üye Ol



Üye Girişi