Salgın ve karantina kadınlara yönelik şiddeti artırdı: 20 günde 21 kadın öldürüldü

 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte aile içi şiddetin küresel ölçekte arttığına dikkati çekerken Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu da Türkiye'de son 20 günde 21 kadının öldürüldüğüne işaret etti.

06.04.2020
Yazı Boyutu:  
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte aile içi şiddetin küresel ölçekte "korkutan bir oranda arttığı” açıklamasını yaptı. BM’nin verilerine göre son birkaç haftada ABD, Hindistan, Güney Afrika, Fransa ve Avustralya'nın yanı sıra Türkiye’de de aile içi ve kadına şiddet vakaları arttı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verileri de Türkiye açısından BM verilerini doğrular nitelikte. 



Türkiye’de 20 günde 21 kadın öldürüldü 

Platformun son raporu, Mart ayında Türkiye’de 29 kadın cinayeti işlendiğini ve 9 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunduğunu ortaya koydu. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ayrıca, evden çıkmama çağrılarının yapıldığı 11 Mart’tan, 31 Mart’a geçen 20 günlük süreçte ise 21 kadın öldürüldüğünü açıkladı. Salgınla beraber artan şiddetin nedenlerini ve şiddetin asgari düzeye indirilmesi için alınabilecek tedbirleri, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, Sputnik’e anlattı. 

‘Karantina şiddeti tırmandırıyor, bu süreçte Çin’de de 3 kat artış yaşandı’ 

Ataselim’e göre sokağa çıkma yasağı ve kısıtlamalarının olduğu dönemler, sadece Türkiye’de değil benzer önlemlerin alındığı diğer ülkelerde de kadına yönelik şiddeti tırmandırmış durumda. Ataselim “Şiddetin tırmanacağı kaygısını yaşıyorduk çünkü bu artış öngörülebilirdi. Çünkü olağan koşullarda bile kadınlar için en tehlikeli yer olan evler, bu olağanüstü koşullarda daha da tehlikeli hale geldi. Şimdi, hem Türkiye’de hem de pek çok ülkede, kadınlar kendilerine şiddet uygulayan ve potansiyel katilleri olan erkeklerle birlikte yaşamak durumunda. Maalesef karantina devam ettikçe bu artışın da süreceğini düşünüyoruz. Türkiye’den önce de, virüsün yayıldığı ve önlemlerin genişletildiği ülkelerde de kadına yönelik şiddetin arttığı verilerle ortada. Mesela Çin’de 3 kat arttığı verisi var. Birçok ülke bunları deneyimliyor ve bizden önce deneyimlemiş durumda” diyor. 

‘Fransa parola geliştiriyor, Avusturya yasa hazırlıyor; Türkiye böyle adımlar atmıyor’

Salgın koşulları altında artan şiddetle baş etmek için dünyanın çeşitli ülkelerinde önlemler alınmaya çalışıldığına işaret eden Ataselim “Avusturya özel bir yasa hazırlamaya çalışıyor. Fransa ise eczaneler ve alışveriş merkezleri için bir parola geliştirilmeye çalışılıyor. Kadına karşı şiddete yönelik çeşitli ülkeler önlemler almaya çalışırken Türkiye’de henüz böyle bir durum söz konusu değil. Sadece sığınma evlerindeki kadınların koşullarıyla ilgili bir adım atıldı. Şimdi yeni yeni adımlar atılmaya başlandığını görüyoruz fakat çok gecikiyoruz. İçişleri Bakanlığı genelgesinde kendi personellerine 6284 yasasına ilişkin eğitimleri online hale getirdi. Ancak bunlar ufak adımlar ve maalesef hiç yeterli değil” diye anlatıyor.

‘Kadınlar salgın sebebiyle darp raporu almada tereddüt ediyor’ 

Alınması gereken önlemlerle ilgili rapor hazırladıklarını söyleyen Ataselim “Bize başvuran kadın arkadaşlarımız, haklarından emin olmak istiyor, bu koşullarda da 6284’ten yararlanıp yaralanamayacaklarını bilmek istiyor. Ayrıca virüs sebebiyle darp raporu almak için hastaneye gitmek konusunda ve faili şikayet etmede de çekincelere sahipler. Bu tereddütleri gidermek kamunun görevi. 155, 156 gibi numaralar sadece kadınlara özel değil, tüm çağrıları kabul ediyorlar. Bu sebeple kadınlar bu numaraları aramıyor. Bu yüzden kadınlarla ilgili ayrıca bir hat olması gerekir. Böyle bir hattın ve 6284 kanununun duyurusunun her yerde yapılması lazım” dedi. 

‘Kadınlara yönelik hukuki ve psikolojik hizmetler dijital ortama taşınmalı’

Ataselim “Kamunun, yetkililerin, bakanlıkların her koşulda kadınların yanında olduklarını söylemesi ve ev işlerinde kolektif bir çalışma içerisinde olunmasına yönelik teşvik etmeleri lazım. Ayrıca kadınların yapacağı bütün başvurular ve alacakları bütün hizmetler hukuki ve psikolojik de olmakla birlikte bunların her biri online ve dijital ortamda yapılabilir olmalı. Bununla ilgili çokça zorlukla karşılaşıyoruz. Az önce başka bir kadın arkadaşımızla ilgili kaymakamlıkla yaptığım görüşmede, kadın arkadaşımız şiddete uğramış, sığınma evine gitme konusundan tereddüt yaşıyor, il dışına ailesinin yanına gitmesi gerekiyor fakat iller arası geçiş yasağı var. Şu anda bu arkadaşımızı nasıl ailesinin yanına göndereceğiz? Bu yaşanan zorluklara sadece bir örnek” dedi. 

‘KADES uygulaması hayat kurtarabilir’

Ataselim, şiddeti ihbar etmek için güvenlik güçlerine telefon açamayan kadınlar için KADES uygulamasının varlığını hatırlatarak “Kadın Destek Uygulaması (KADES) uygulaması var. Ne kadar uygulamada sıkıntı çeksek de başvurmaktan vazgeçmemeliyiz. Bir telefon uygulaması. Bu uygulamayla tek tuşla polisin sizin yanınıza gelmesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca kadınların tartışma anında silah olabilecek cisimlerden uzak durmaya çalışabilir. Tabii bunlar ufak öneriler ama bir kadın kardeşimizin hayatını kurtarsa bile önemlidir. Esas yapılması gereken şey, kamunun yükümlülüğüdür. Bunu da unutmamak lazım” diye konuştu. 

‘Salgınlar, kadınlar açısından sadece fiziksel şiddet değil artan ekonomik eşitsizlik dönemi’

Salgınların kadınlara yönelik fiziksel şiddetin yanı sıra ekonomik şiddet ve eşitsizliği de tetiklediğinin altını çizen Ataselim “Kadınların, erkeklere oranla daha büyük bir ekonomik zorlukla, şiddetle karşılaşacağı ortada. Bunu Çin’den önceki Ebola, SARS salgın hastalıklarından çıkan bir sonuç olarak söylüyorum. Çünkü artan fiziksel şiddete bir de ekonomik şiddet ekleniyor bu dönemlerde. Salgın geçtikten sonra erkeklerin kendi kazançlarına dönebilmeleri büyük oranda olabiliyorken, kadınların önceki işlerine, ekonomik özgürlüklerine geri dönebiliyor olmaları çok güç, neredeyse mümkün değil diye anlatıyorlar. Türkiye’de henüz 11 milyon kadın iş gücü bile sayılmazken, şu anda evlere kapatıldığımız durumda doğal, kutsal diye anlatılan ev işlerimizi de koca, çocuk, yaşlı bakma görevlerimizi layıkıyla yerine getirmemiz beklenecek. Sonrasında da ‘böyle iyi oluyormuş’ denilecek belki. Böyle riskler barındırıyor” diye anlattı. 

‘Neoliberal kapitalizm kadınları, yaşlıları, işçileri gözden çıkarıyor’

Türkiye’deki bu tablonun dünyada da farksız olduğunu savunan Ataselim “Çünkü genel olarak aslında bir tür neoliberalizmin karşılaştığı bir sorun bu. Neoliberal kapitalist sistemin karşılaştığı bir krizdir. Paranın sağlığa yatırılmayıp başka şeylere nasıl harcandığının. Hatırlayın, dünyada hep mermiler, füzeler konuşuluyordu. Şu an oksijen tüpü, maske konuşuluyor. Hala karşılaşılan zorluk, dünya çapında da, devletler açısından da 'ekonomi mi, insan mı' gibi bir ikilik dayatılıyor toplumlara. Bir avuç zenginin belki de hayatını ve hayatının refahını devam ettirebilmesi için gözden çıkarılan, yaşlılar, kadınlar, işçiler oluyor. Neoliberal kapitalist sistemin bir sonucu da iklim krizini yaşıyor olmamız, şu an böyle bir sağlık krizi yaşıyor olmamız, bunlar tesadüfi şeyler değil. Bizler başka üretim ilişkilerinin olabileceğini, mülkiyet ilişkilerinin farklılaşabileceğini daha fazla anlatmalıyız” diye ekledi. (SPUTNİK)

Üye Ol



Üye Girişi