Sayıştay, belediyelerde 8 Mart iznini 'kamu zararı' saydı

 

Belediyelerde toplu sözleşme ile kazanılan şiddete karşı koruma, kreş ve emzirme odaları, 8 Mart’ta izin günü Sayıştayca "kamu zararı" sayıldı.

21.11.2019
Yazı Boyutu:  
 Tüm Bel Sen Antalya Şube Kadın Sekreteri Birgül Yiğit Kabaklı, Antalya'nın Manavgat Belediyesi ile imzaladıkları toplu iş sözleşmesi kapsamında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde belediyede  çalışan kadınların bir gün izinli sayılmasının Sayıştay kararıyla "kamu zararı" olarak kabul edilmesini, devlet eliyle kadına yönelik şiddet olarak tanımladı.


Tüm Bel-Sen Şube Kadın Sekreteri Birgül Yiğit, Sayıştay'ın bu kararının diğer toplu iş sözleşmelerinde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü izinli sayan hükümlerin geçersiz sayılmasının işareti olduğuna dikkati çekerek, "Bundan böyle hiçbir belediye, kadın çalışanlarını 8 Mart'da ücretli izinli sayan toplu sözleşmeye imza koymaz' dedi.

Yerel Yönetim iş kolunda örgütlü olan KESK'e bağlı Tüm Bel-Sen yöneticisi Kabaklı, Evrensel Gazetesi'nde yer alan konuya ilişkin yazısında şu ifadelere yer verdi: 

"Tüm Bel-Sen olarak Yetkili olduğumuz belediyelerde Toplu İş Sözleşmeleri imzalıyoruz. İmzalamış olduğumuz sözleşmelere toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı maddeler konulmakta. Bunlardan en önemlilerini, eşine şiddet uygulayan çalışanın toplu sözleşme farkının (iyileştirme ücretinin) talebi halinde kadına ödenmesi,  8 Mart’ta kadın emekçilerin idari izinli sayılması ve kreş, emzirme odası, etüd açılması talepleri oluşturmaktadır.

Toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı maddelerin uygulanması maalesef belediyeden belediyeye değişiklik göstermektedir. Kimi belediyeler de sorunsuz bir şekilde uygulanırken, kimilerinde ise uygulamada kesintiler yaşanmakta ya da iptal edilmektedir. Bunların sebepleri, Sayıştay denetçilerinin bu maddeleri kamu zararı olarak görmeleri ve kimi belediyelerin buna teslim olmaları, belediye yönetimlerinin özellikle gerici rantçı ve kayyım yönetimlerine geçmesi ile birlikte toplu sözleşmelerimizin iptal edilmesi ve diğer sendikaların toplumsal cinsiyet eşitliği algısının zayıf ya da cinsiyetçi olmasından kaynaklanıyor.

Yasalarda eşitlik ilkesinin bulunmasına rağmen,kadının toplumdaki algılanma biçimi ve kadına biçilen roller eşitliğe dayalı bir statüyü engellemektedir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan kadınlar siyasal, yasal, sosyal ve ekonomik haklara sahip olmada ve bu hakları kullanmada eşitsizliğe maruz kalmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği kadına yönelik şiddete de kaynak oluşturmaktadır.

11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılan ve ilk imzalayanın da Türkiye olduğu İstanbul Sözleşmesi’nde; kadınları her türlü şiddetten korumak, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele etmek, şiddeti önlemek ve kovuşturmak, kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirerek gerçek anlamda kadın erkek eşitliğini teşvik etmek, şiddet mağdurlarını korumak ve desteklemek sözleşmenin amaçları arasında sayılmıştır. Yine aynı sözleşmede, kadınlara yönelik şiddet; bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi, Kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ise kadına kadın olmasından dolayı uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet olarak ifade edilmektedir.

"TOPLU SÖZLEŞMELERİMİZDEKİ EŞİTLİK MADDELERİNİ KAMU ZARARI OLARAK GÖRÜYOR"

"Türkiye’nin taahhütte bulunduğu İstanbul Sözleşmesi’nde bunlar ifade edilirken; belediyelerde imzaladığımız toplu iş sözleşmelerinin toplumsal cinsiyet eşitliği maddelerini Sayıştay kamu zararı olarak görmekte.

Kadınların eşitlik ve özgürlük talebinde bulunduğu; birlik, mücadele dayanışma günü olan 8 Mart’ta kadın emekçilerin insanca çalışma ve yaşama taleplerinin yanı sıra, eşitlik ve özgürlük mücadelesine katılma hakkına saygı gösterilmesinin bir gereği olarak 8 Mart’ta idari izinli sayılması maddesini Sayıştay denetçileri kamu zararı olarak değerlendiriyorlar.

Manavgat Belediyesi ile imzaladığımız toplu sözleşme bunun en somut örneğidir. Raporlarda, izinlerin yasalarda düzenlendiği ve bunların haricinde belediye başkanlarının izin kullandırma yetkisinin bulunmadığı dolayısıyla kadınların 8 Mart’ta işe gelmemelerinin kamu zararı oluşturduğu belirtiliyor. Bunu demokratik değerlerle bağdaştırmak mümkün değildir. Bu durum ancak, hem sendika hakkının bir parçası olan toplu sözleşme hakkını hem de kadınları yok sayan, hiçleştiren eşitsizlik temeline oturtulmuş bir egemen sınıf ve onun devlet politikası anlayışı ile açıklanabilir.

Antalya Büyükşehir Beledisinde 2011 yılında imzaladığımız toplu sözleşmede kadınlar ilk kez 8 Mart’ta izinli sayıldılar. Ancak 2014 yılında AKP’li Menderes Türel ile birlikte bu uygulamaya son verildi. 31 Mart seçimlerinde AKP Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni kaybetmiş olsa da CHP’li yeni Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in toplu sözleşme masasının kurulması için bir adım atmaması nedeniyle yeni bir toplu sözleşme imzalanmış değil. Sendika ve kadın düşmanı anlayış Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde hala iktidarını sürdürmektedir.

"TİS; PARK, BAHÇE VE ASFALT İŞLERİNDEN DAHA ÖNEMSİZ DEĞİL"

Demokrasiye bağlılığın her fırsatta dile getiren belediye başkanlarının Sayıştay bu raporlarına teslim olmamaları gerekiyor. Belediyelerin yaptığı park, bahçe ve asfalt işlerine de Sayıştay’ın zarar çıkardığı oluyor. Ancak belediye yönetimleri bu işleri yapmaktan nasıl vazgeçmiyorsa tarafı olduğu toplu iş sözleşmelerinin uygulanmasından da vazgeçmemeliler.

Tüm Bel-Sen Antalya Şubesinin imzaladığı sözleşmede “eşine şiddet uygulayan çalışanın iyileştirme ücretinin kadına ödenmesi” ile bir başvuru şu ana kadar olmadı. Dileriz bunun sebebi hiçbir şiddet olayının yaşanmamış olmasıdır. Ancak başka şubelerimizce imzalanan bu maddeye ilişkin uygulamalar yapılmakta. Fakat bunlarında özellikle kayyum atanan belediyelerde iptal edildiğini biliyoruz.

Toplu sözleşme imzaladığımız ancak sonradan AKP’ye geçen belediyelerde, belediye yönetiminin baskısı ile kamu emekçilerinin sendikal tercihleri baskı altında değişmekte ve yandaş sendikalara üye olmaya zorlanmaktalar. Benzer bir süreç kimi CHP’li belediyelerde Kamu-İş’e bağlı Tüm Yerel Sen örgütlenmesi için de yaşanmaktadır. İşveren eliyle örgütlenen Tüm Yerel Sen ve Bem Bir Sen bu gebelik nedeniyle olsa gerek sözleşme görüşmelerinde ilk kadın emekçilerin kazanımlarını işverene teslim etmektedirler. Bu şekilde yetkiyi alan sendika maalesef toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı maddelerin iptal edilmesine göz yummaktalar.

Mücadelemizde ve taleplerimizde Israrcıyız."



Üye Ol



Üye Girişi