Türkiye nin umudu olmaya hazır mısınız?

 

- CHP Grup Bakan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu, kadının siyasi yaşama katılması konusunda Türk siyasetçisinin söylemiyle eyleminin örtüşmesi gerektiğini belirterek politikacılar bir bakıma kadının gözünde kendilerini test etmeliler dedi

30.01.2010
Yazı Boyutu:  

- Siyasal partilerin kadın kollarının güçlenmesinin bir anlamda kadın hareketinin de güçlenmesi demek olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, CHP nin kadın kolları genel başkanını hala belirlememiş bir parti olmasını talihsizlik olarak değerlendirdi Umuyorum Kurultaydan kilicdaroglu_dilekci.jpgsonra CHP yeni bir yapılanmayla bu sorunu aşmış olacak diye konuştu

- Nüfusu 50 binin üzerinde olduğu halde kadın sığınmaevi açmayan belediyelerden İçişleri Bakanlığı nın hesap sorması gerektiğini ve konuyu soru önergesiyle Meclis e taşıyacağını açıklayan Kılıçdaroğlu ayrıca Hükümet kadının regl durumuyla uğraşacağına merdiven altı üretim yapan tekstil atölyelerinde kadınların sigortasız, sendikasız, çalıştırılmasını engellesin dedi

BERRİN GÜRÇAY DİLEKÇİ / ANKARA

Aslında iki dönemdir milletvekili olan ancak son yerel seçimlerde İstanbul daki başarısıyla ve farklı siyasi kimliğiyle halkın gönlünde taht kuran Kemal Kılıçdaroğlu nun, kadın sorunları ile ilgili görüşlerini ve "kadın"a bakışını daha net ortaya koymak istediğim için  randevulaştık.   CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu nun Meclis teki odasına girdiğimde sekreteryadahil müthiş bir içtenlik, güleryüz ve çalışma disiplini gördüm. Çok yoğun bir temponun yaşandığı Grup Başkan Vekilliği odasında kısıtlı bir süre içinde Kılıçdaroğlu ile  kadın sorunlarından başlayıp kurultay sonrası partideki  olası değişim, dönüşüm ve geçleşme umudu üzerine söyleştik.
Bu özel söyleşimizde Kılıçdaroğlu, söylediklerinin CHP nin değil kendi görüşü olduğunun altını çizmeden de edemiyor.

- Sizi herkes önce yolsuzlukla ilgili çalışmalardan tanıdı ve Türkiye sizi gerçekten çok sevdi. Yolsuzluk ve yoksulluk deyince ilk akla gelen isim sizsiniz. Sizin diğer yönlerinizi de tanımak istiyoruz, özellikle "Kadın" konusunda. Kemal Kılıçdaroğlu olarak  Türkiye’de kadının konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de kadının konumu, ulusal kurtuluş savaşını veren bir toplum olarak bugün geldiğimiz noktada baktığımda yetersiz görüyorum. Çünkü kadına çok önem verilmesi gerektiği hep söylendi. Toplumun bir dinamik unsuru olması gerektiği, iyi eğitilmesi gerektiği, kadın eğitildikçe toplumun da eğitileceği ifade edildi. Ama maalesef erkek egemen bir toplum olmaktan kendimizi kurtaramadık. Sivil toplumda bunu görüyoruz, siyasal partilerde görüyoruz, hayatın değişik alanlarında ve iş yaşamında görüyoruz. Aslında kadın olaylara daha sağduyuyla bakan, daha sağlıklı görebilen, olayları, duygularını olabildiğince frenleyen bir kişiliğe sahip. Ama iyi eğitilmemesi, aile içinde ve dolayısıyla toplumda baskılanması kadının bu yaratıcı özelliğinin toplum tarafından paylaşılmasına olanak vermedi. Üniversitelerde bugün çok sayıda kız öğrencimiz var. Öyle anlaşılıyor ki, bu gelişme sonucu önümüzdeki on yıllarda kız öğrenci sayısı erkek öğrenci sayısını geçecek. Üniversitelerde araştırma görevlisi olarak çalışan kadınların sayısının çok iyi olması, yani erkeklerin sayısını geçmesi, yine bu süreçte kadının bilime, eğitime verdiği önemin özelliğini de gösteriyor. Burada bir gerçeğin altını çizmekte de yarar var, bu alanların kadınlar tarafından cazip görülmesinin bir nedeni de kadının aile içindeki konumu... Hem aileye daha fazla zaman ayırmak, ama hem de kendi iş dünyasının da bilimde, eğitimde yerini bulmasını sağlamak için böyle ikili sağlıklı bir dengeyi kadınımız birlikte götürüyor.

KADININ ÜÇ TEMEL SORUNU
- Türkiye’de kadın sorunu deyince sizce en önemli ilk üçü  hangileridir?

Birincisi kız çocuklarının eğitimi... Temel sorun... İkincisi mevcut yasalarda kadına pozitif ayrımcılık yapan düzenlemelerin hemen hemen hiç olmaması... Üçüncüsü de kadının hem iş yaşamında hem de bürokrasi de gerekli yeri almamış olmasıdır.

- Tabi ki pozitif ayrımcılık son derece önemli ama CHP’nin kadın politikalarına baktığımız zaman da çok etkin olmadığını görüyoruz. Özellikle pozitif ayrımcılık konusunda gerekli düzenlemelerin yapılmadığını ve uygulanmadığını hepimiz yaşadık ve hala da devam ediyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz ve özellikle milletvekilliğinde kota uygulanacak mı?

Türk siyasetçileri kadının siyasi yaşama katılması konusunda hemen hemen ortak ses çıkarıyorlar. Bir şeyin söylemiyle eyleminin örtüşmesi lazım. Söylemle eylem arasında bir fark varsa o zaman ortaya bir samimiyetsizlik çıkıyor. Türk siyasetçisi kendisini bu alanda biraz test etmeli. Kadının gözünde test etmeli. Eğer ben kota uyguluyorsam ki sadece CHP’de var kota, bunun gereğinin yerine gelmesi lazım. Eğer AKP’de ya da MHP’de ya da herhangi bir siyasi partide bir siyasetçi çıkıp kadın haklarından söz ediyorsa, kadının siyasette daha fazla yer etmesinden söz ediyorsa  ve bir şey yapmıyorsa yani söylemiyle eylemi taban tabana zıtsa bu politikacıyı samimiyet testinden geçirmek gerekiyor. Belki kadın kuruluşlarının bu söylemlerle eylemleri çok daha net ve çarpıcı bir şekilde kamuoyuna sunmaları gerekiyor.

- Ama çok sunuluyor. Özellikle son on yıldır çok ciddi çalışmalar yapılıyor...

Evet, tabi... Şimdi bakın bu on yıllık süreç boşa harcanmış bir süreç de değildir. Kimi mücadele kısa süre de kimisi de uzun sürede sonuç verebilir. Ama kadın hareketini bir düşünün. Yıllardır süren bir erkek egemenliğine karşı bir mücadele başladı. Bu mücadelenin temelinde önce kadının haklara sahip olduğunu bilmesi lazım. Hangi kadın yasaların kendisine verdiği hakları tam anlamıyla bilebiliyor? Eğitilmişlerin dışına çıktığınız zaman, Anadolu’da, Güneydoğu’da pek çok kadınımız bırakın hak aramayı haklarının neler olduğunu dahi bilemiyor. Tamamen erkeğin kontrolü içinde bütün hayatını geçirmiş oluyor. Ve bütün dünyası sadece çocuklara bakmakla geçiyor. Oysa gerçek böyle değil. Ama bu mücadele sürecinin güçlenmesi için işe o kız çocuklarının eğitiminden başlamamız gerekiyor. Türkan Saylan’ı bu vesileyle rahmetle anmak gerekiyor. Mücadeleye işin ucundan yani aslında temelinden başladı.

- Çocukları eğitip, büyütürken bir 50 yıl daha geçecek...

Hayır, şöyle; kız çocuklarını eğitirken diğer taraftan kadın hareketleri ticarette de, siyasette de, diğer alanlarda da yer alma mücadelesini verecektir tabi. Çünkü sonuç şu; kadın hareketinin belli bir tarihsel süreç içinde giderek güçlenmesi gerekiyor. Güçlenmesi için köklerinin de sağlam olması gerekiyor. O kökenin sağlamlığı kız çocuklarının eğitiminden geçen bir süreçtir. Dolayısıyla o süreç bir nehir gibi aktıkça ırmaklara yan kollar geliştikçe nehir daha güçlü olacak.

- Kadın hareketinin çalışmaları bu bağlamda sizce nasıl? Yeterli bulmuyor musunuz?

Kadın hareketinin çalışmaları yetersizdir demek biraz insafsızlık olur. Yetersiz olduğunu biliyoruz ama yetersizdir demek insafsızlık olur. Çünkü bir eylemin kamuoyuna duyurulmasının belirli maliyetleri vardır. Kadın hareketinin böyle bir finans gücü var mıdır, yok mudur? Buradan başlamamız gerekiyor. Dolayısıyla, siz bir kadın hareketini destekleyebilirsiniz, sempati duyabilirsiniz, geniş kitlelere aktarmak isteyebilirsiniz. Ama bunun için medyaya çıkmanız lazım, belli alanlarda yayınlar yapmanız gerekir, broşürler, dergiler, kitaplar ulaştırmanız, kitlelere götürmeniz gerekiyor. Bunlar hep birer maliyet sorunu... Dolayısıyla bu maliyet sorununu destekleyecek olan olguların da kadın hareketini desteklemesi lazım. Örneğin; zaman zaman bazı büyük şirketlerin kız çocuklarının okumasıyla ilgili olan kampanyalara destek verdiğini biliyoruz. Bu destek aslında dolaylı olarak kadın hareketine bir destektir süreç içinde. Şimdi şu çerçevede bakmamız gerekiyor. Ben kadın hareketiyle ilgili olarak kadını toplumdan soyutlayıp, salt kadın olduğu için onun belli bir yere oturtulmasının doğru olmadığı kanısındayım. Sonuçta o da bir insan... Erkek ve kadın bir insandır. Ortak dünyaları var, ortak sorunları var. Baktığınız zaman sorunlar aşağı yukarı örtüşüyor zaten. Örneğin ailede işsizlik hem kilicdaroglu_1.jpgannenin hem babanın sorunu...

- Yani buna kadın-erkek eşitliği çerçevesinde desek daha mı doğru olur?...

Kadın-erkek eşitliği evet... Yani verilen mücadelenin eşitlik temelinde bir mücadele olduğunun topluma ve geniş kitlelere sunulması lazım. Çünkü bazı çevreler kadın hareketini toplumdan soyutlayıp bazı yerlere oturtmak istiyorlar. Bunun da doğru olmadığı kanısındayım. Bu toplumda farklı algılamalara yol açabilir. Ama eşitlik çerçevesinde giderse daha sağlıklı bir zemin sağlanır.

CHP OLARAK KADIN KOLLARI KONUSUNDA TALİHSİZLİĞİMİZ VAR

- Peki bu konuda partilere görev düşmüyor mu? Kadın kollarının bu meselede hem insan hemde maddi gücü var. İmkanlarıı olmasına rağmen sanki bir doku uyuşmazlığı var ve kadın kolları bu konularda fazla çaba göstermiyor gibi...

Siyasal partilerin kadın kollarının güçlenmesi bir anlamda kadın hareketinin de güçlenmesi demektir. Ama CHP olarak bizim bir talihsizliğimiz var onu da itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum. Biz kadın kolları genel başkanını belirlemiş bir parti değiliz hala... Dolayısıyla kadın hareketini daha sağlıklı desteklemek, şu veya bu şekilde onların yanında olmak, onlarla beraber hareket etmek gibi bir gücü kendimizde bulmakla beraber, başkanın olmadığı yerde gücün zayıfladığını biliyoruz. Umuyorum kurultaydan sonra Cumhuriyet Halk Partisi yeni bir yapılanmayla bu sorunu aşmış olacak.
 
- Niye seçilmedi şimdiye kadar?

Ben partinin yönetiminde değilim. O nedenle bilmiyorum ama sosyal demokrat bir partide, Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partide, köklerini Kuvay-ı Milliye’den alan bir partide -ki Kuvay-ı Milliye hareketi içinde kadınların da çok önemli görevler üstlendiğini biliyoruz- bir kadın kolları genel başkanımız olması gerektiğine yürekten inanıyorum. Olmamasını da üzüntüyle karşılıyorum.

KADINA ŞİDDETİ ÖNLEMEK İÇİN ERKEĞİN EĞİTİLMESİ ŞART

- Peki kadına yönelik şiddet konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Kadına yönelik şiddet maalesef rakam olarak baktığımızda bir hayli yüksek. Köktenci önleme yöntemi ancak toplumun eğitilmesinden geçiyor, erkeğin eğitilmesinden geçiyor. Eğitimle beraber çevreden alınan kültür var, kuşaklar boyu devreden kültür var,  kadının baskılanması yönünde...  Bu kültür de ancak eğitimle giderilebilir. Bu konuda toplum önemli gelişmeler kaydetti aslında her şeye rağmen... Ama bunların yetersiz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Kadına yönelik şiddet sadece Doğu’da, Güneydoğu’da değil, bütün coğrafyamızda var. İstanbul’da da var, Trabzon’da da var, Ankara’da da var, İzmir’de de var, Diyarbakır, Hakkari’de de var. Kadına yönelik şiddete baktığımız zaman gerçekten çok dramatik bir tabloyla da karşılaşıyoruz. Bu şiddetin boyutlarının bazen ölümle sonuçlandığını biliyoruz. Ben size bir rakam vermek istiyorum: 2009’un ilk 7 ayında 953 kadın öldürülmüş. Bu çok çirkin bir durum. Bir toplum eğer bu noktaya taşınıyorsa bunun çok iyi irdelenmesi lazım. Burada bir şeye daha dikkat çekmek gerekiyor. Kadına yönelik şiddetin toplumsal gerekçesine baktığınızda yoksulluğun çok önemli bir faktör olduğunu görüyorsunuz. Erkek aileyi geçindirmekle yükümlü gibi bir kültür algılaması var. Bu kültür algılaması içinde kadın eğer çocuklarına ekmek verecek, yemek verecek bir ortamı yakalayamıyorsa bundan erkeği sorumlu tutuyor ve erkek çaresizlik içinde kadına şiddet uygulayabiliyor.  Bu yapının gelişmesi temelinde o ekonomik sürecin de olduğunun bilinmesi gerekiyor. Eğer erkek rahatlıkla iş bulabilirse, evine çoluğuna çocuğuna ekmek getirebilirse kadına yönelik şiddetin daha da azaldığını görüyoruz. Tabi kıskançlığa yönelik şiddet var, toplumsal çevre var ama bana göre asıl ana faktörün ekonomik olduğunu düşünüyorum.
Bir şey daha söyleyeyim. Aslında bizim toplumumuzun ilginç bir yapısı da var. Eğitilmiş kadına coğrafyamızın en geri bölgelerinde bile saygıyla yaklaşıldığını görmemiz gerekiyor. Yani bunu gözden kaçırmamamız gerekiyor. Erkek egemen bir toplumda iyi eğitilmiş kadını sözü dinlenen bir varlık olarak görüyorlar, ona saygı duyuyorlar. Dolayısıyla çok önyargılarla toplumun belli bir kesimine de yaklaşmamak gerektiğini düşünüyorum. Biz toplumumuzu eğitip onları belli bir yere taşıdığımız zaman aslında onların ne kadar  hoşgörülü bir yapıya sahip olduğunu da görüyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI, SIĞINMAEVİ AÇMAYAN BELEDİYEYİ SORGULAMASI LAZIM

- Şimdi efendim çok önemli bir konu daha var. Bütün bu şiddetin alternatifi sığınmaevleri... Ama kadın hareketinin bütün baskısına ve Yasada, “nüfusu 50 bini geçen belediyeler sığınmaevi açar” maddesine rağmen  belediyelerin çoğu bunu görmüyor veya görmezden geliyor, işine gelmiyor ya da korkuyor. Yasadaki “açar” kelimesi için isteğe bırakılmış  ve bir yaptırımı yok, deniyor. Bu böyle mi? Yasada  “açmak zorunda” demesine gerek var mı?

Hayır, bu zaten zorunda olduğunu gösterir. “Açabilir” deseydi eğer, belediye özgür olabilirdi. Ama “açar” dediği andan itibaren nüfus 50 bini aştığında belediye kadın sığınmaevi açmak zorundadır. Bu zorunluluğu uygulamaya koyacak olan da İçişleri Bakanlığı’dır. Çünkü denetim organı İçişleri Bakanlığı’dır. İçişleri Bakanlığı yerel yönetimlerin nüfusu 50 bini aştıktan sonra kadın sığınmaevi açıp açmadığını denetlemek zorundadır. Ve yasanın gereği yerine getirilmiyorsa yerel yönetimlerin uyarılması gerekmektedir. Az önce politikacının samimiyetini sorgulamıştık, onlardan bir mihenk taşı da budur. En azından niçin açmıyorsun diye sorgulaması lazım. Olabilir belediyenin parası yoktur, kaynağı yoktur ama bir sosyal yaradır bu. Ve bu yaraya öncelikle bakması gereken, o beldenin başkanıdır. Karakol ya da ordu bakmayacak buna değil mi? Adliye’nin başka işi var, tapu dairesinin başka işi var ama beldeden sorumlu belediye başkanı o beldedeki bütün ekonomik, kültürel ve toplumsal olaylardan sorumlu olan kişidir.

- Ama baktığınız zaman  CHP belediyelerinde de yok. Kadınlar nezdinde partilerin hiçbir farkı yok aslında.

Doğrudur ama burada kadın derneklerinin İçişleri Bakanlığı’nı zorlaması lazım. kilic_tek.jpgBakanlık bu belediyelere şöyle bir yazı gönderebilir “Beldenizde kaç kadın sığınmaevi vardır? Burada kaç kadın barınmaktadır?” Böyle sorular yöneltilse sanıyorum bu tablo çok daha net ortaya çıkmış olur. O zaman ne olur biliyor musunuz? Yasaları yapanlar, eğer yasama organı yasayı yapıyorsa, Türkiye’nin bir yarasına çözüm bulmak için yasa yapıyor ama yürütme organı yasanın gereğini yerinde getirmiyor demektir. Güçler ayrılığı ilkesinin burada kendisini göstermesi gerekiyor. İçişleri Bakanı parlamentoya geldiğinde, belediye yasası görüşüldüğünde yasama organını oluşturan milletvekillerinin kürsüye çıkıp “Sayın bakan, bu yasayı çıkardık biz, siz bu yasanın gereğini niçin yerine getirmiyorsunuz?” veya bugüne kadar bunlar yerine geldi mi gelmedi mi, bunu bize anlat demesi lazım. Belki bu süreç karşılıklı birbirini sorgulayan bir şekilde daha sağlıklı yürüyebilir.

BELEDİYELERİN SIĞINMA EVİ AÇMAKTAN NİÇİN KAÇINDIKLARINI İÇİŞLERİ BAKANI NDAN SORARIM

- Peki siz böyle bir önerge vermeyi düşünür müsünüz? Çünkü siz bir işi tuttunuz mu bırakmıyorsunuz. Artık herkesin umudu siz oldunuz. Bu toplumsal yarayı da kadın-erkek hep birlikte çözeceğiz.

Bu konuda bir soru önergesi vereyim. Vereceğim. Soru önergesine yanıt geldiğinde de gazetenize bunu göndeririz. Siz de bunu yayınlarsınız.

- Bu günlerde bir de nikahın diyanet görevlileri tarafından kıyılması gündeme geliyor. Pilot uçakta kıyabiliyor, gemide kaptan kıyıyor, dini nikah-resmi nikah ayrı olmayıp diyanet de nikah kıysın, yönünde söylemler var. Buna ne diyorsunuz?

Belli çevrelerde böyle bir şey olabilir ama nikah kıymanın ancak medeni yasa çerçevesinde gerçekleşeceğine inanıyorum. Bunun yasama organı tarafından kabul edileceğini sanmıyorum. Ama insanlar arzu ederlerse sonra dini nikah da kıyabilirler. Buna bizim herhangi bir itirazımız da söz konusu değil.

İŞÇİ KADINLARA REGL İZNİ  SON DERECE YANLIŞ

- Yine son günlerde ağır işlerde çalışan kadınlara  uygulanması gereken ‘regl tatili’ kadınların en çok çalıştığı tekstil sektörüne kaydı…

Son derece yanlış. Tekstil iş kolu ağır iş kolu değil. Yeraltında çalışmıyorlar, fabrikalar var orada çalışıyorlar. Özellikle konfeksiyon sanayiinde kadın emeği geçiyor. Bu davranış kadının iş yaşamından çıkarılmasını doğuracaktır. Özellikle bazı çevreler kadının iş hayatından çıkarılmasının yolu olarak görmektedir bunu. Oysa kadının özel günleri dolayısıyla sizin farklı bir çerçeve çizmeniz ve bunu bir engel almanız mümkün değil. Bildiğim kadarıyla hiçbir AB ülkesinde böyle bir uygulama yok. Kadınlar böyle bir uygulama istemiyor, iş verenler de istemiyor. Ağır ve tehlikeli işlerin ne olduğu zaten belli. Hükümet illa bir sorun bulacaksa İstanbul’da merdiven altı atölyelerde çalışan onbinlerce kadın işçi var. Bunların tamamı kayıtdışı... Tamamen sigortasız... Tamamı sendikasız... Eğer siz kadına çözüm bulacaksanız önce onların bu sorununa çare bulun. Onları sigortalı yapın, kayıt altına alın. Geçici istihdamla mücadele edin. Siz çalışanların bir şekilde kayıtdışına itilmesini zorunlu kılıyorsunuz. Çünkü işveren yine kadından yararlanacak.

- Niçin aniden gündeme geldi?

Ben de anlamış değilim. Samimi söylüyorum. Eğer dünyaya bakış farklıysa, o bakışla beraber bu durum kadının çalışma yaşamının dışına atılması olarak görülüyorsa yanlış yapılıyor.

KADINA YETERLİ BÜTÇE AYRILMASI GEREKİR

- Peki efendim, kadına ayrılan bütçe rakamı çok düşük . O da sizin konunuz bir yerde...Ona ne diyeceksiniz?

Doğru kadına ayrılan bütçe çok düşük. Hem bir sorun olduğunu kabul edeceksin hem bunun çözülmesi gerektiğine inanacaksın, hem de  bu sorunun çözülmesi için yapılacak çalışmalara da kaynak ayırmayacaksınız. Bu doğru değil tabi. Bir sorunun çözümü için insanların önce buna düşünsel olarak kendilerini hazırlaması lazım. İkincisi de sorunun çözümü için gerekli finansman sağlanmalıdır. Bu ikisi eş zamanlı uygulamaya konulduğu zaman sonuç alınır. Böyle olmazsa birisi sadece düşünce boyutunda kalır ve öyle sürer gider. Kadına yeterli bütçenin ayrılmasını istiyor ve diliyoruz.

- Kadınların çalışma hayatında alınacak temel önlemler için neler önerirsiniz?

kilacdaroglu_kutu.jpgBirinci nokta bir ekonomik kriz varsa bu krizin yarattığı tabloda işini ilk kaybedenler kadınlardır. Bugün Türkiye’nin yaşadığı temel dramlardan biri budur. İkincisi de erkek daha ağır işlerde çalışabilir ve dolayısıyla ekonomik kriz erkeğin daha az ücretlerle daha ağır çalışmasının da yolunu açıyor. Bu tablo var. Gönül ister ki tabi yasalar pozitif ayrımcılık dediğimiz süreç içerisinde kadınlara daha fazla olumlu tablo çizeceğimiz bir çerçeveyi oluştursunlar. Şu ana kadar gerçekleşmedi Türkiye’de. Eğer istihdamı genişletebilirseniz herkes burada yerini bulacaktır.  Olaya kadın ya da erkek açısından bakmanın çok doğru olmadığı kanısındayım. Buradaki temel sorun ekonomiktir. Ekonomik bir genişleme süreci yaşanırsa bu süreçte hem kadına hem erkeğe yer vardır. Örneğin erkeklerin yapamadığı ama kadınların yaptığı işler vardır daktilo başında bilgisayar başında uzun süre çalışmak gibi. Hemşirelik gibi... Öğretmenlik, eczacılık gibi hem kendi iç dünyalarına hem de koşullarına uyan meslekler vardır. Sadece bizde değil aşağı yukarı bütün dünyada böyle bu.

- Ama kadın da her işi yapıyor artık...

Elbette...Şöförlük de yapıyor, kaptanlık da yapıyor. Her işi yapıyor. Ama yine de kadınların çalışma hayatlarında yoğunlaştıkları alanlar var. Örneğin bankacılık sektörü, hizmet sektörü kadınların daha başarılı oldukları alanlardır. Daha sabırla dinledikleri, daha sempatik, daha güleryüzlü... Dolayısıyla işverenin de tercih ettiği bir model olarak çıkıyor karşımıza... Ama ekonomik kriz varsa bunların hiçbir anlamı olmuyor. Ne yazık ki işini ilk kaybedenler de kadınlar oluyor.

KURULTAY DA CHP DEĞİŞECEK, DÖNÜŞECEK, GENÇLEŞECEK

 - Mayıs’taki kurultaya çok umut bağlandı. CHP nasıl değişecek?

Bakın halka umut vaadetmeyen bir partinin iktidar olma şansı yoktur. Önce halka umut vadedeceksin. Bunun yolu nedir? Projeleriniz olacak... Düşünceleriniz olacak... Dün grup toplantımızda sayın genel başkanımız bu projelerimizin bazılarını satır başlarıyla ifade etti. Yoksullukla mücadele, üretim ekonomisine geçiş, tarımın desteklenmesi ve mevcut desteklerin iki katına çıkarılması gibi hedefler ortaya koydu. Bu hedeflerin sadece genel başkan tarafından değil milletvekilleri, il başkanları, ilçe başkanları, gençlik kolları, kadın kolları tarafından da toplumun tüm kılcal damarlarına iletilmesi gerekmektedir. Önümüzdeki kurultayda CHP’de çok ciddi bir değişim ve gelişim bekliyoruz. Bu mesajları sayın genel başkanımız verdi. CHP iktidara en yakın süreci yaşıyor. Ama bu sürecin halk nezninde kabul görmesi için bizim eylem ve söylemlerimizin halka çok detaylı olarak aktarılması gerekiyor. Onun için de bu değişim ve dönüşümün, gençleştirmenin -çünkü gençliği olmayan bir partinin idealizmi olmaz. Gençliği olmayan bir partinin dinamizmi olmaz. İdealizmi, dinamizmi yakalamanın tek şartı da o gençliği yanımıza çekmektir. Sayın genel başkan bu dönüşümün çok büyük ve köklü olacağını belirtiyor. Bu inanın partinin tabanında müthiş bir heyecan yaratıyor.

- "Yaptım, oldu" mu olacak?

İdare-i maslahatçılar devrim yapamazlar diye Mustafa Kemal’in bir sözü vardır. Ya idare-i maslahatçı olacaksınız ya da CHP’nin tarihteki devrimci ruhunu yakalayacaksınız. Bu kongrenin o devrimci ruhu yakalamasını umuyorum.

SEÇİM 2011 DE OLUR

- Sizce seçim tarihi ne zaman?

Ben seçimin 2011’de olacağını düşünüyorum. AKP bu süreçte seçime gitmez. Önce IMF ile anlaşmaya gider. IMF’den paralar gelir. Bu paraları geniş kitlelere şırınga edilmesi gerekir. Bunun için de örneğin köylü üretecek, ekecek, biçecek ki gelir elde edebilsin. O nedenle AKP bu süreçte seçime gitmez.

- Peki CHP bu kurultaydan sonra gerilim politikasını bırakıp daha çözüme yönelik politikalar üretecek mi?

Üretmek zorunda... AKP’nin ne yaptığını toplum aslında çok iyi biliyor. Toplumun şu an merak ettiği CHP ne düşünüyor? CHP’nin ilkeleri hedefleri nedir, sorunlara çözümü ne olur? Biz bütün çabamızı bunların üzerine kurgulamak zorundayız.

AKP’NİN İZLEDİĞİ POLİTİKA GERGİNLİKTEN BESLENİYOR

- İnsanlar artık çözüm istiyor. Siz olsaydınız AKP ile masaya oturur muydunuz?

İktidar muhalefet arasında diyalog olabilir. Bu önemli... Ama gerginliği sanat edinmiş bir siyasi partiden siz diyalog bekleyemezsiniz. Ben istediğimi yaparım, ben istediğimi seçerim anlayışı zaten diyaloğun önünü keser. Uzlaşmayı aldığınız oya endeksleyip uzlaşmanın bu olduğunu söylüyorsanız zaten uzlaşmaz tavrınızı anlatıyorsunuz demektir. Özellikle AKP’nin izlediği politika gerginlikten beslenmektedir. Olayları din eksenli bir politikanın içine sokmaya çalışıyor ama CHP o konuda çok dikkatli bir tutumla bırakmış durumda. Hiç o alanlara girmiyor. Ordu üzerine şimdi darbe, darbe diyerek darbe ticareti yapılmaya çalışılıyor. Bu artık toplumun geniş kesimlerinde ilgi görmüyor. Neden görmüyor, çünkü toplumun gündemi daha farklı. İşsizlik var, yoksulluk var, bölgeler arası dengesizlik var, kadınların yaşadığı sorunlar var, Tekel işçilerinin dramı var. İlk defa Tekel işçileri 1980 sonrası sınıf bilincini yarattılar. O nedenle geçen gün onlara gittiğimde siz şu an Türkiye’de demokrasinin tarihini yeniden yazıyorsunuz dedim. Orada da kadınlar öncü. -7 derecede kadın orada duruyor ve direniyor. Erkeklerle beraber direniyor. Seslerini daha gür çıkarıyorlar.

- Bu ülke kadınlara ne zaman inanacak?kilic_berrin.jpg

AKP bir böl-yönet politikasını çok başarıyla sürdürdü. Türbandı, başörtüsüydü, gerçek olmayan yapay gündemlerle din eksenli politikalarla toplum ayrıştı. Tekel eylemi bunlara darbe vurdu. Çünkü Vanlı da var İzmirli de var. Türkiye mozaiği. Bütün Türkiye orada aslında. Hepsi ortak bir mücadele veriyorlar. O mücadelenin önündeki engelin de kim olduğunu gördüler. Daha düne kadar ben fakir fukara garip gurebanın yanındayım diyen politikacının gerçek yüzünü gördüler...

UMUDU KİTLELER YARATIR

- Size içtenlikle sorabilir miyim.. Kemal Kılıçdaroğlu olarak "Türkiye’nin umudu olmaya "hazır mısınız?

Aslında kitleler umudu yaratırlar. Aslında zor bir soru. Bana sorulan en zor sorulardan biri.. Şu var; siyasette halka doğruları söyleme gibi bir ilke edindim. O  ilkemi sürdüreceğim.

- Parti politikasına karşı olsa da mı? Örneğin, Dersim olayında oldukça sıkıştınız.

Ben o dönemde söylediklerimin arkasındayım hala. Hiç onlardan geri adım atmadım. Söylediklerim doğruydu ve bu doğruları da her yerde söyledim.

TÜRBANLI BAŞÖRTÜLÜ KADINLAR ÖTEKİLEŞTİRİLMESİN

- Son olarak kadınlara bir mesajınız var mı?

Kadınlar daha yürekli olmalı. Ve kadınlar, özellikle türbanlı ya da başörtülü kadınları asla ötekileştirmemeli... Türbanlılar da, başı açık olanları ötekileştirmemeli. Kadınlar bunu tarihe gömmek zorundadır.

- Aslında bunu gündeme getiren ve sürdüren özellikle erkek siyasetçiler...

Erkekler yapıyor ama onların arkasında politik olarak kadınlar duruyor. Eğer bir yerde sınıf bilinci varsa temel bakış açısının şu olması lazım her yurttaş bu ülkede vergi veriyor. Benim ödediğim vergiler nereye harcanıyor?. Asıl bilinç bu süreçte oluşturulmalı. Eğer o toplanan vergiler kadınlara harcanmıyorsa, kadın eğitimine harcanmıyorsa, sığınmaevleri yapılmıyorsa kim olursa olsun kadın kimliğiyle bunu sorgulamak zorundadır.


Üye Ol



Üye Girişi