Türkiye'de bir ilk: Z kuşağı için sosyoloji kitabı

 

Isparta Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Prof.Dr. Songül Sallan Gül'ün 1995 sonrası doğan Z kuşağı ve her yaştan gençlere yönelik olarak hazırladığı sosyoloji kitabı 15 bölümden oluşuyor.

26.09.2020
Yazı Boyutu:  
Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi  Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Kazete  yazarı Prof. Dr. Songül Sallan Gül'ün öncülüğünde toplum bilimci çok sayıda akademisyenin katkı koyduğu Türkiye'nin Z kuşağını hedef alan ilk sosyoloji kitabı yayınlandı. Kafe Yayınlarından Akademik kitaplar arasında raflarda yerini alan Sosyolojiye Giriş kitabı, 45 liradan satışa sunuldu.

Emrah Tarhan’ın yayına hazırladığı Prof .Dr. Songül Sallan Gül'ün editörlüğünü yaptığı "Sosyolojiye Giriş" kitabı 15 bölümden oluşuyor. Prof.Dr. Sallan Gül ve Akdeniz, Çanakkale On Sekiz Mart, Mehmet Akif Ersoy, Muğla Sıtkı Koçman, Pamukkale ve Süleyman Demirel Üniversitelerinde çalışan, akademiye emek vermiş 16 yazar tarafından kalem alındı. Türkiye'nin Z kuşağına yönelik ilk sosyoloji kitabı olan "Üniversitelerde okutulan çeşitli Sosyolojiye Giriş çeviri kitaplarının ve alana çok büyük katkı sunan çok sayıda tek yazarlı ve/veya editörlü çalışmaların yanında yeni bir soluk arama ihtiyacıyla ortaya çıktı.

Songül Sallan Gül'ün Türkiye'de ilk kez Z kuşağına sosyolojiyi sevdirmeyi ve okuma alışkanlığı kazandIırmayı amaçlan kitabın önzösünde şu ifadelere yer verdi: 

Deneyimlerimiz liselerde ve üniversiteye hazırlık kurs ve benzeri çalışmalarda izlenen sürecin sosyoloji alanını giderek daralttığı ve üniversite eğitimine gelen öğrencilerin büyük çoğunluğunun da sosyolojinin ne olduğunu, “Toplumbilim” gibi genel bir tanımlamanın ötesinde anlamlandıramadığı yönündeydi. Üniversite sınavında Sosyoloji kapsamındaki sorular da sosyolojiyi çok yansıtmamakta. Eğer öğrenci Sosyoloji bölümünde okumuyorsa, sosyoloji derslerini ve bilgiyi anlamlandırması oldukça zor ve ilgisi de oldukça sorunlu ve kısıtlı. İşte bu kaygılar aslında bu çalışmayı başlattı. Sosyolojiyi nasıl anlatabiliriz? Sıkmadan, çeviri kokmadan, yabancı eserleri kopyalamadan ve verilen örnekler yabancılaştırmadan.

Sosyolojinin hem toplumsal hem de bireysel düzlemde, farklılıkların farkına varma, farkındalık oluşturma ve sorunları anlayarak çözümler geliştirmeye yardımcı olmak için konu seçimindeki önceliklerde Sosyolojik bilginin niteliği, bilgi alanlarının sorgulayıcılığı ve toplumsal öncelikler temel ilkemiz oldu. Bu nedenle akademik ağır metinler yerine, okuyucunun sosyolojinin ne olduğunu araştırmasına ve sorgulamasına, sosyolojik temel kavram, kuramları, güncel olgu ve gelişmeleri anlamasına yardımcı olmak hedeflendi. Yine okuyucunun daha kolay anlayabileceği, ilgi ve merakını çekebilecek, araştırmaya ve sorgulamaya yöneltecek konuları içeren bölümlerin yazılması planlandı. Alanlarında uzman ve yetkin olan bölüm yazarı arkadaşlara ulaşıldı. 

Yazar arkadaşlarımızı belirledikten sonra, içerik ve kapsam hakkında pek çok kez “Sosyolojik içeriği ve bakışı bölümlere nasıl yansıtırız?” sorusunu sorduk ve birlikte içerik oluşturarak yola devam ettik. 2020 yılının Mart ayından itibaren giderek yaygınlaşan Covid 19, küresel salgın/pandemi süreci nedeniyle çalışmalarımız biraz zamana yayılmak zorunda kaldı. Uzaktan eğitim sürecinin yoğun ders yükü ve hazırlıksız yakalanmamız, toplumsal cinsiyet belirlenimlerimiz, artan sorumluluklar ve sağlık endişelerimiz nedeniyle bu yaz döneminde kitap çalışmamız devam etti ve kitap siz okurların beğenisine sonbahar başında ancak sunulabildi.

Kitap için yola çıkıldığında var olan Sosyolojiye Giriş kitaplarından farklı olarak akademik deneyimlerimizle bölümlere Türkiye bilgisi, deneyim ve anlatılarının yansıltılması gereğinde de hem fikir olduk. Benzer biçimde, “Bilgi toplumunun egemenliğini koruduğu dijital çağın Z kuşağının okuma alışkanlıkları üzerine olan olumsuz etkilerini nasıl ortadan kaldırabiliriz?” sorusu da bizlere yol gösterdi. Kitabın her bölümünün yazımında yazar arkadaşlarımızla, “Öğrencilerin ve sosyolojik bakışın ışığına ihtiyaç duyan herkesin, küreselleşen dünyada kendi hayatlarını biçimlendiren toplumu, güç ilişkilerini ve değişimi nasıl anlarız?” sorusuna yanıt aramanın da önemli olduğunda anlaştık. Yine “Eşitsizliklere karşı nasıl farkındalık yaratılabiliriz?”, “Kendi olmanın farkındalığını nasıl oluşturabiliriz?” ve “İnsani ve adil bir bakışı nasıl akademik bilgi birikimi ve akademisyen duyarlılığı içinde yansıtabiliriz?” soruları da bize yol gösterici oldu ve daha özenli çalışmaya yöneltti. 

Kitap okuyucu kitlesi, lisanstan doktoraya, üniversite öğrencisi olmakla birlikte kitap, sosyolojiye ilgi duyan herkesin, sosyolojiyi kavrama ve sosyolojik bir bakışla yaşadığı dünyayı, ülkeyi, toplumu ve kendini anlama konusunda ilgi ve meraklarını artırma ve sorgulamalarına katkı sağlama kaygısını taşımakta. Ayrıca Sosyoloji bölümü öğrencilerinin yanında, iletişim ve iktisadi ve idari bilimler gibi diğer fakültelerin çeşitli bölümlerinde sosyoloji dersini alan öğrencilerin Sosyoloji dersini ve konularını zevkle okuyup, anlayabilecekleri zengin bir içerikle okuyucuya sunulmakta. 

Bir Sosyolojiye Giriş kitabında olması gereken eğitim, değişme, kültür, siyaset, hukuk ve ekonomi gibi temel bölümlere bu derleme kitapta yer verildi. Sosyolojinin kapsam ve konularını yansıtan kavram seti, öncüler, temel teoriler ve bakış açıları hem akademik hem de güncel tartışma alan ve konularıyla birlikte ele alındı. Her bölümde alt bölüm-alanın Türkiye’deki gelişiminin kısa tarihiyle okuyucuya rehber olunmaya çalışıldı. Yine okuyucu için bir okuma listesi, film ve benzeri güncel materyallerle bölümler zenginleştirildi. Ama aynı zamanda her öğrenci ve okuyucunun toplumun bir aydın bireyi olduğu/olması gerektiği düşüncesiyle yaşadığımız dünya ve ülkemizi Sosyolojik olarak kavrayabilmek için toplumsal cinsiyet, engellilik ve medya sosyolojisi gibi konulara da yer verildi. Sosyolojik bilginin niteliği, kavram dünyasının zenginliği, araştırma yapmada ve proje yazımlarında yol göstermek, rehber olmak amacıyla bölümler belirlendi ve yazıldı. Her bölümde hem günümüz gençlerinin kuşaklar arası farklılıklarından kaynaklanan beklentilerine, hem de sosyoloji meraklılarının entelektüel arayışlarına yanıt arandı. 

Elinizdeki kitap, 1995 sonrası doğan Z kuşağı ve her yaştan gençlere yönelik olarak oluşturulmaya çalışıldı. Artık bilgiye tablet ve akıllı telefonlarla ulaşabilen gençlerin, bu dijital kuşağın hızlı düşünme becerilerine karşın, dikkatlerinin kısa, konular arası geçişlerinin hızlı ve biraz da aceleci ve sabırsız oldukları düşünüldüğünde, “Onları okumaya ve okurken düşünmeye nasıl yöneltiriz?” sorusu hep aklımızdaydı. Yine onları araştırmaya yöneltecek, akademik özü veren ama aynı zamanda kavramlara ve teoriye boğmadan sorgulamalarını sağlayacak bir yöntem arayışıyla bölümler ve metinler oluşturuldu. Umarız başarılı olabilmişizdir.

Kuşkusuz sosyolojinin konu ve kapsam alanı oldukça geniş ve çalışmalar da oldukça zengin. Ancak kitapta 13 konuya ve 15 Bölüme yer verildi. Klasik sosyoloji temalarının yanında artan eşitsizlikler ve ayrımcılıkları daha iyi sorgulayabilmek ve farkındalık geliştirebilmek için toplumsal cinsiyet ve engellilik temaları da bölümlere eklendi. Yine yaşadığımız dünyadaki değişimin gerçeklik ve sanal boyutlarının kavranması ve sorgulanmasında artan rolü ile kitle iletişim araçları ve sosyal medyanın rolünü ele alan iki bölüm eklendi. Bilgisayarın, internetin ve sosyal medyanın yaygınlaştığı günümüz dünyasında, Sosyolojin toplumu, toplumsallıkları ve onun oluşturduğu yeni ve sanal kamusallıkları anlamaya katkı sağlamak için iletişim sosyolojisi bağlamında medya ve yeni medya bölümlerine de çalışmada yer verildi. 
Kitabın 1. Bölümünde ‘Sosyoloji Nedir? Bize Ne Kazandırır?’ sorusuna yanıt arandı. Bölüm Songül Sallan Gül ve Ayşen Dercioğlulları Ergun tarafından kaleme alındı. Bölümde sosyolojinin ne olduğu, kapsamı ve sosyolojik bilginin ve imgelemin, düşünme ve sorgulama biçiminin nasıl elde edilebileceği, bakış açısının nasıl kazanılabileceği sorularına yanıt aranmaktadır. Aslında herkesin kazanması gereken bir zihinsel özellik olan, toplumu anlama ve açıklamak için gerekli bilgiye ulaşma, gerçekliğin bağlantılarını görme, kavrama ve hayal gücünü işlevsel kılabilme çabası olan Sosyolojik imgelemin önemi bu bölümde Mills ve Bauman’ın görüşleri bağlamında ele alınmaktadır. Yine bu bölümde sosyolojinin görünüşteki benzer şeyleri beklenmedik açılardan görebilme, farklılıkların farkına varmayı sağlama ve eylemlerimizin istenmedik sonuçlarını sorgulama ve sorgulatma hedefinin entelektüel bir çabanın ötesindeki anlamı anlatılmaktadır. Sosyolojinin bilim olarak doğuş süreci, tarihsel dinamikler ele alınmakta, sosyolojik imgeleme ve bilgiye ve yöntemine katkı sağlayan düşünürler, klasik sosyologların görüşlerine yer verilerek katkıları değerlendirilmektedir. Geliştirdikleri kavram setleri ve kuramları toplum sınıflamaları bağlamında ele alınmaktadır. Ayrıca günümüz toplumlarını açıklama ve anlama sürecinde sosyolojiye büyük katkılar sağlayan ve günümüz toplumlarını farklı boyutlarıyla anlamamıza yol gösteren Parsons, Habermas, Foucault ve Bourdie gibi bazı çağdaş sosyologların görüşlerine de uer verilmektedir. Son olarak da Türkiye sosyolojisin kısa tarihi, kurumsallaşma dinamikleri, ekoller ve katkı sağlayan önemli isimler ve çalışmaları çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Kitabın 2. Bölümü “Bilimsel Araştırma, Yöntem ve Etik”’tir. Bölüm Hüseyin Gül tarafından, bilimsel araştırma sürecini başlangıcından bitimine kadar çok basit ve uygulama odaklı olarak ortya koyacak biçimde yazılmıştır. Yazar öncelikle bilgi, bilim, bilimsel yöntem, bilimsel ilerleme ve bilimsel araştırma kavramlarını tanımladıktan sonra, bilimsel araştırma sürecinin temel ayaklarını detaylı olarak ele almıştır. Bilimsel araştırma sürecinde, bir araştırma konusu belirleyip iyi bir araştırma sorusu oluşturmaktan başlayarak, yazın taraması, araştırma tasarımının oluşturulması, araştırma yöntem ve tekniklerinin belirlenmesi, ölçek geliştirme, araştırmanın yürütülmesi, veri toplama ve analizi ile bulguların raporlanması ve sunumu gibi konuları detaylıca ve örneklerle anlatmaktadır. Son olarak da, tüm bu süreçlerde uyulması gereken bilim ve araştırma etiğinin ilke, değer, kural ve standartlarına yer vermektedir.

“Sosyolojide Araştırma Yöntemleri: Nicel ve Nitel Araştırma” başlıklı 3. Bölüm genç araştırmacı Özlem Kahya Nizam tarafından yazıldı ve bilimsel araştırma türlerine odaklanıldı. Nitel ve nicel araştırmaların felsefi temelleri verildikten sonra, bu iki yöntemin ayrışan özelliklerini, yaklaşımlarını, evren ve örnekleme ile veri toplama ve analiz tekniklerini ortaya koymaktadır. İki araştırma yönteminin uygulamada nasıl yürütüleceğine açıklık getirmekte, uygulamaya dönük örnekler vermektedir. Nicel araştırmalarda en fazla kullanılan anket ve nitel araştırmalarda en fazla kullanılan görüşme tekniğine de daha detaylı yer ayırarak, güvenilir ve geçerli anket ve görüşme soruları oluşturmayı ortaya koymaktadır. Günümüzün sosyolojik olaylarının çok boyutluluğu ve karmaşıklığı, araştırmalarda bu iki yöntemin birlikte kullanılmasını gerektirdiği için, karma yöntemi ve nasıl kullanıldığını da son konu olarak ele almaktadır.

Kitabın Dördüncü Bölümü “Değişim Sosyolojisi’dir. Bölüm Emre Savut tarafından yazıldı. Değişimin yeni durumun tanımlanma ve anlama çabası olduğu düşünüldüğünde değişimin gelişmeye ve ilerlemeye mi yol açacağı yoksa bir gerileme mi? Olduğu sorusunun değişen yanıtı arandı. Savut’ın dikkat çektiği gibi değişim evrimsel olabileceği gibi bazen de müdahalelerde dönüşümsel olabilir ve devrimleri de beraberinde getirebilir. Değişimin getirdiği ve dönüştürdüğü toplumsallıklar ise, bazen bir keşfi ve yeniliği, hatta bir çağı dönüştürme kapasitesine sahip olabilir. Değişimin etkenleri de bu bağlamda günümüzde adına (sanayi, modern, post modern, bilgi, dijital vb) ne dersek diyelim içinde yaşanılan toplumun üretim biçimi ve ilişkilerinin belirleyicilerine bağlı olarak değişebilir. Bu bölümde modern toplum olarak adlandırılan ve Sosyolojinin bir bilim olarak ortaya çıkmasına olanak tanıyan sanayi toplumunun belirleyenlerini modernleşme olgusu çerçevesinde sorgulanmaktadır Günümüz toplumlarını daha iyi anlamak ve açıklayabilmek için değişimin belirleyenleri Sosyoloji literatürü temelinde kavram, kuram, toplum tipleri ve temel tartışmalar detaylı bir biçimde ele alınmaktadır. Bilim, teknoloji ve dinin değişimdeki rolü ayrıntılı bir biçimde verilmektedir. Yine makalede son olarak değişim olgusu Türkiye modernleşmesi örneğinde Mübeccel Belik Kıray, Şerif Mardin ve Kemal Karpat’ın görüşleri bağlamında değerlendirilmektedir.

5. Bölüm “Kültür Sosyolojisi’dir. Sosyolojinin en temel kavramlarından biri olan kültür, toplumsal değerler, normlar ve inançların toplumu, değişimi ve değişimin yönünü nasıl etkilediğini anlayabilmemizde oldukça önemlidir. Sosyolojik bakışın temeli olan toplumsal farklılıklar ve bu farklıllıkara karşı farkındalık geliştirebilmemiz ve etnosantirizmden uzak durabilmemiz için kültür kavramının zengin içeriğinin sosyal bilimciler için kavranılması bir gerekliliktir. Nuray Yılmaz Sert, “Kültür Sosyolojisi” başlıklı bu bölümde kültür kavramının disiplinler arası niteliğine dikkat çekmekte, kültürün bileşenleri, özellikleri, türleri ve işlevlerini ortaya koymakta, kültürel değişim ve dinamiklerini ele almaktadır. Özellikle toplumsal farklılıkların anlamada ve kabulünün önündeki en önemli tehlikelerden bir olan etnosantirizm tartışmalarına yer vermektedir. Küresel salgın döneminin hepimize “evde hayat var” mottosuyla eve davet ettiği, bulaş korkusuyla neredeyse eve hapsettiği şu günlerde gündelik hayatta kültürel farklılıkların ve yaşam tarzlarının çeşitliliğinin artan önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Pandemi dönemi sosyal medyada herkesin birbirine ne dinlemeli, ne yapmalı ve yemeli, nasıl daha sağlıklı yaşamalı gibi önerileri kültürün üretilebilen, aktarılan ve değişen niteliklerini bize göstermesi bakımından da anlamlıdır. Yılmaz Sert’in bu bölümde dikkat çektiği gibi gündelik hayattan bilimsel tartışmalara kadar kültür olgusu farklı boyutlarıyla yaşamımızın içindedir. Yazar bu bölümde toplumu ve kendimiz anlayabilmek için kültürün niteliğini ve değişimini anlamamıza ışık tutmaktadır.

6. Bölüm ‘Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi’dir. Toplumsal cinsiyet kavramı ve toplumsal cinsiyet sosyolojisi alanı Sosyolojiye görece yeni girmiş olmakla birlikte günümüz Türkiye’sinde son birkaç yıldır oldukça tartışma yaratan bir nitelik kazanmıştır. Geleneksel ile modern toplumun değişimini anlamada önemli bir kavram olan toplumsal cinsiyet, doğuştan gelen ile sosyal olarak inşa edilenin eşitsizlikçi yönünü kadın ve erkek olmanın anlamını tartışmaya açmıştır. Modernleşmeyi ve çağdaşlaşmayı sadece kentleşme, yapılaşma ve tüketim olguları üzerinden ele alan, ama onun değerlerdeki değişimi ve dönüşümü reddeden bakış açısı günümüzde toplumsal cinsiyet kavramına karşı bir saldırı da başlatmış görünmektedir. Cinsiyetin, kadın ya da erkek olmanın salt biyolojik bir olgu mu olduğu? Yoksa toplumsal ve kültürel değerler, inançlar ve normlarla belirlenen ve yeniden inşa edilen bir süreçte mi anlamlandırıldığı sorusu karşımıza çıkmaktadır. Geleneksel toplumsal yapı ve değerler sisteminde sorunun yanıtı oldukça nettir ve doğuştan belirlenen toplumsal statüler bireyin cinsiyetini ve yaşamını belirler. Katı ve değişmez olarak görülen ve biyolojik cinsiyet temelinde oluşturulan cinsiyet hiyerarşisi patriyarkal/eril toplumsal ve politik sistem aracılığıyla pekiştirilen cinsler arasındaki eşitsizliklerin ana kaynağıdır. Bu sistem erkek cinsine ayrıcalıklar sunmakta, güç ve kaynaklara erişim olanağı sunmaktadır. Geleneksel toplumlarda gelenekler ve dinsel değerler ve normlar aracılığıyla pekiştirlen, daha da katılaştırılan cinsiyet hiyerarşisi, kadın cinsini ise, ikincilleştirmekte, fırsat ve olanaklardan mahrum bırakmaktadır. Modern toplumun demokrasi ve eşitlikçi anlayışında ise, sorunun yanıtı cinsiyetin de bir inşa süreci olduğudur. Toplumsal cinsiyet sosyolojisinin temel sorusu da cinsiyetin bu inşa sürecinin hangi değerler üzerinden olacağı sorusuna Songül Sallan Gül ve Çağlar Özbek bu bölümde yanıt aramaktadır. Toplumsal cinsiyet kavramı, farklı bakış açıları kuram ve yaklaşımlarla ele alınmakta, tarihsel ve sosyolojik bir bakış ve disiplinler arası bir yaklaşımla cinsiyet kavramının dönüşümü sorgulanmaktadır. Eviçi ve toplumsal işbölümü, kamusal-özel alan, bilimsel bilginin epistemolojik niteliği ve yöntem sorunu kapsamlı bir biçimde tartışılmaktadır. Bu bölümde Feminist hareketle başlayan bedenin toplumsal anlamı ve inşasının sorgulanması erkeklik çalışmaları ve queer kuramla devam etmektedir. Son olarak Türkiye’nin kısa bir toplumsal cinsiyet tarihçesi ele alınmakta, kurumsal gelişim süreç ve dinamikleri değerlendirilmektedir.

Kitabın 7. Bölümü olan ‘Kent Sosyolojisi’ Doğan Bıçkı tarafından yazılmıştır. Bu bölüm sanayi toplumunun ortaya çıktığı süreçten günümüze kent tarihi ve kentleşme süreçlerini ele almakta, akademik ekollerden başlayarak konuyu politik kent tarihi yaklaşımıyla ulus devletten küreselleşmeye uzanan süreçte değerlendirmektedir. Klasik kent sosyolojisinde ve yeni kent sosyolojisinde kenti anlamak ve açıklamak için kent-mekan ve insan ilişkileri klasik sosyologlardan Comte, Durkheim, Weber ve Simmel’e, yine Wirth, Lefebvre, Burgess ve Castells’e gibi çağdaş kent kuramcılarına kadar geniş bir yelpazede açıklanmaktadır. Günümüz kentlerinin temel özellikleri haline gelen metropolitenleşme, kozmopolitenleşme, kentsel cemaatçilik, banliyöleşme, sermayenin kentleri biçimlendirmesi, kentsel dönüşüm ve kent yoksulluğu gibi olgularını kent kuramları bağlamında tartışan bu bölümde, modern kentin anatomisi çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu bölümde kent sosyolojisinin gelişimi üzerine analitik bir değerlendirmesi yapılarak, Türkiye’de kent sosyolojisinin yakın tarihi analiz edmektedir. Türkiye’de kent sosyolojisinin gelişimi kır sosyolojisiyle başlayan akademik araştırmaların kasaba ve kentlere doğru evrilen seyri ekseninde 1990’lı yıllardan günümüze temel araştırmalar ve çalışmalar bağlamında ele alınmakta ve okuyucuya ayrıntılı bir okuma rehberi sunulmaktadır. Son olarak 1990 sonrasında Türkiye’de kent sosyoloji çalışmalarına damgasını vurmuş olan küreselleşme tartışmaları İstanbul örneğinde yoksulluk, ayrışma ve soylulaşma bağlamında kentsel dönüşüm dinamikleriyle tartışılmaktadır. 

8. Bölüm küreselleşen göç dinamiklerinin ele alındığı ‘Göç Sosyolojisi’dir. Bu bölüm Cem Ergun ve Mustafa Koçancı tarafından kaleme alınmıştır. Bir sosyal olgu olarak göçün sosyoloji yazınındaki yeri sanayileşme sürecinde Durkheim’dan Marks’a kadar modern sanayi toplumunun değişen dayanışma ilişkilerinden sınıf tartışmalarına kadar geniş bir alanda değerlendrilmeketdir. Günümüz göç hareketlerinin anlaşılabilmesi için göç sınıflamalarına yer verilmiş; göçün nedenleri, coğrafi değişimi, göç kararının niteliği, zaman, yoğunluk ve göçün yasal niteliği gibi farklı ölçütler bağlamında göç süreci analiz edilmiştir. Ayrıca göç sınıflamaları çerçevesinde göçün sosyolojik etkileri değerlendirilmiştir. Göç yazınında yer alan ve disiplinler arası bir bakışla göçü açıklayan kuramlar temel görüşler, öncüler ve tartışmalarla ele alınmıştır. Türkiye’de göç süreci ve tarihi iç ve dış göç bağlamında açıklanmıştır. 1980’lere kadar göç literatürü bağlamında daha çok önemini korumuş olan iç göç süreci kentleşme dinamikleri, sanayileş(eme)me, gecekondulaşma, mülkiyet ve çalışma ilişkileri bağlamında değerlendirilmiştir. Son olarak uluslararası göç olgusunun küreselleşmesi ve düzensizleşmesi tartışmaları çerçevesinde Türkiye’deki gelişmeler ele alınmıştır. Coğrafi belirlenimlerden siyasal dinamiklere kadar farklı etkenlerle karmaşıklaşan göç sürecinde, Türkiye’nin değişen konumu ele alınmaktadır. Son olarak da Türkiye sosyolojisinde göç alanına araştırma ve çalışmalarıyla katkı sunan değerli sosyologlar ve sosyal bilimciler ve çalışmalarına yer verilmektedir. 

9. Bölüm “Siyaset Sosyolojisi’dir, bölüm Assiye Aka tarafından yazılmıştır. Bölümde siyaset ve toplum ilişkisi sorgulanmıştır. Siyaset felsefesi, siyaset bilimi ve Sosyoloji kesişiminde ve iktidar-devlet kavramlarının odağında siyaseti anlam ve tanımlama çabasının ele alınmıştır. Sosyolojik olarak siyasetin tarihsel süreç içinde değişen toplumsal tabanı ve güç ilişkileri tartışılmaktadır. Siyasetin belirleyenleri olarak coğrafya ve ekonomik gibi alt yapısal etkenlerin yanında siyasal ideoloji ve kültür gibi üst yapısal değişkenlerin rolü yazın ve güncel örneklerle verilmektedir. Siyaset sosyolojisinin alanı ve kapsamı Weber ve Marks’ın katkıları bağlamında ele alınmakta, ABD ve Avrupa’daki gelişimi anlatıldıktan sonra, Türkiye’de siyasetin bilimsel ve sosyolojik bir analizi yapılmaktadır. Siyaset sosyolojisin temel kavramlarından olan devlet, iktidar ve egemenlik kavramlara yer verilen bu bölümde Türk siyasal yaşamının önemli simalarının ifadeleriyle ilgili kavramların Türkiye siyasetindeki karşılıkları anlaşılmaya çalışılmaktadır. Ayrıca siyaset sosyolojisinin temel tartışma konuları arasında yer alan ulus devletleşme süreci ve demokratik toplumlarda siyasal partilerin işlevleri ele alınmaktadır. Yine siyaset sosyolojisi bağlamında sosyal hareketlerin yeri eski ve yeni hareketlerin karşılaştırılmasıyla siyasal gelişme ve değişmenin güncel analizi yapılmaktadır. Son olarak Türkiye’de siyaset bilimi ve siyaset sosyolojisinin kurumsal gelişimi değerlendirilmektedir. 

10. Bölüm olan ‘Eğitim Sosyolojisi’ Cemre Pekcan tarafından kaleme alınmıştır. Modern toplum ve onu incelemeyi amaçlayan Sosyolojinin toplumsal değişimin ve dolayısıyla gelişme ve ilerlemenin anahtar kurumu olarak gördüğü eğitimin sosyoloji içinde bir alt alan olarak gelişmesi oldukça eskiye dayanmaktadır. Pekcan, eğitimin tanımı, anlamı ve işlevleri çerçevesinde eğitsel sosyoloji, pedagoji ve eğitim sosyolojisi arasındaki farklar temelinde eğitim sosyolojisin gelişimini temel kuramlar, öncüler ve görüşler bağlamında karşılaştırmaktadır. Bu bölümde eğitim sosyolojisinin klasik sosyoloji tartışmaları bağlamında toplumsal yapı ve eğitim arasındaki ilişkiye odaklanan geleneksel yaklaşımın yanı sıra okul sisteminin sorunlarına pragmatik çözüm önerileri sunan yeni eğitim sosyolojisine ve çağdaş eğitim sisteminin ideolojik ve kapitalist niteliğini sorgulayan eleştirel pedagoji yaklaşımı da yer verilmiştir. Yine bölümde Türkiye’de eğitim sosyolojisinin gelişimi, öncüler ve temel tartışmalara yer verilerek, eğitim sisteminin özellikleri ve sorunları da değerlendirilmektedir.

11. Bölüm ‘Çalışma Sosyolojisi’dir. Çağla Ünlütürk Ulutaş’ın yazdığı bölümde ekonomi ve toplum ilişkisi ele alınmakta, ekonomik olay ve olguların toplumsal ilişkilere etkileri tarihsel ve sosyolojik bakış açısıyla değerlendirilmektedir. Ekonomik dönüşümler çalışma ve sanayi sosyolojisinin kavram ve kuramları bağlamında tartışılmaktadır. Ekonomik sistemlerde toplumsal yaşam ve çalışma ilişkileri sanayi devrimi, kapitalist sistem ve sosyalist sistem bağlamında açıklandıktan sonra, 20. Yüzyılda çalışma sosyolojisinin gelişimi ele alınmaktadır. Fordizm-Post fordizm, refah devleti, fordist refah devletinin krizi ve göçün küreselleşmesi temaları bağlamında 20. Yüzyılda çalışma ilişkilerindeki dönüşüm tartışılmaktadır. Ayrıca iş ve mesleklerin dönüşümünde yeni teknolojilerin etkileri değerlendirilmekte, modern kapitalizm sorgulanırken tüketim, çalışma ve boş zaman ilişkisi bağlamında konu tartışmaya açılmaktadır. Son olarak da ekonomik sosyolojinin gündeminde yer alan neoliberal ekonomik politikaların ve teknolojinin çalışma ilişkilerinin dönüşümündeki rolü eleştirel bir bakışla sorgulanmaktadır.

12. Bölüm Elvan Canikli tarafından yazılan ‘Hukuk Sosyolojisi’dir. Hukukun kaynağının toplumsal bağlamına odaklanan Hukuk Sosyolojisi, sosyal bir olgu olarak hukuk nedir? Sorusuna yanıt aramaktadır. Hukukun kapsamı, türleri ve farklı ekollerdeki tanım ve içeriği bu bölümde ele alınmaktadır. Hukuk sosyolojisi bağlamında her zaman önemini koruyan ve tartışma konusu olan temalar arasında yer alan aile, gelenek-görenek, ahlak düzeni, iktidar, egemenlik, hak ve sorumluluk bilinci gibi kavramlar ele alınmakta, farklı kurum ve etkenlerle hukuk ilişkisi değerlendirilmektedir. Ayrıca sosyolojik açıdan hukukun kaynakları ve toplumsal düzenin nasıl korunabileceği sorunsalı gündeme taşınmaktadır. Yine tarihin her döneminde toplumsal yaşamın hukuki sorunları arasında yer alan mülkiyet, aile, suç ve ceza sorunsalı tarihsel perspektifte ele alınmaktadır. Son olarak bu bölümde Türkiye’de hukuk sosyolojisinin gelişimine katkı sağlayan öncü isimler ve çalışmaları değerlendirilmektedir.

13. Bölüm günümüzün en önemli sorunlarından olan ve Türkiye sosyolojisine oldukça geç giren ‘Engellilik Sosyolojisi’dir. Aslında Engellik Sosyolojisi modern toplumlarda da engelliğe bakışın geleneksel niteliğinin dönüştürülemediği ve hak odaklı bir bakış açısının çok da iyi geliştirilemediği, bu nedenle de imgelem ve uygulamalar düzeyinde eşitsizlik, ayrımcılık, dışlama ve damgalama ilişkilerini barındırması nedeniyle sosyolojide farkındalığın artırılması gereken bir alandır. Engelli bireylerin toplumun eşit bireyleri olarak sahip oldukları hak ve özgürlüklere kavuşması için engelliliğin anlamının sorgulandığı bu bölüm, Duygu Samav Cantürk tarafından yazılmıştır. Bu bölümde ilk olarak Sosyoloji alanına geç de olsa girişi engelli bireylerin mücadeleleriyle başlayan ve bir sosyal hareket olarak engellilerin sesini duyurup olguyu tartışmaya ve politik gündeme dahil eden engellilik hareketi ele alınmaktadır. Engelliliğe bakışın toplumsal tarihinin de verilmekte ve engellilik tanımları (sakatlık, özürlülük ve engellilik) modelleri (geleneksel, tıbbi, sosyal ve insan hakları) ele alınmaktadır. Ayrıca disiplinler arası bir bakışla engelliliği açıklayan kuramlar, öncüller ve temel görüşleri çerçevesinde açıklanmaktadır. Yine Türkiye’de engellilere yönelik çalışmaların toplumsal ve politik tarihi ele alınmakta, bireysel olarak görülen ve ailenin sorumluluğu bağlamında siyasal gündeme girişi oldukça geç olan engellik olgusu ve engellere yönelik kamusal kurum, yasa ve politikaların gelişimi değerlendirilmektedir. Son olarak Türkiye’de akademik düzlemde engellilik çalışmalarına katkı sağlayan araştırmacılara ve çalışmalarına yer verilmektedir. 
14. ve 15. Bölümlerde 1950’lili yıllardan itibaren teknoloji dolayımlı değişimin topluma yansımaları ele alınmaktadır. 14. Bölüm ‘Medya Sosyolojisi’dir. Bu bölüm Özlem Kırlı Baydur tarafından yazıldı. İlk olarak kitle iletişim teknolojilerinden ağ toplumuna geçiş süreci, eski ve yeni medya konusuna yer verilmektedir. Medyanın gelişiminde teknik devrimlerin rolü ve dijital yapılardaki dönüşüm açıklanmakta, dijital devrimle iletişim sosyolojisinden medya sosyolojisine geçiş süreci ele alınarak, eski ve yeni medyanın ayrışan boyutlarına dikkat çekilmektedir. Medyanın toplumu dönüştürme gücü alanın öncü isimleri olan McLuhan, Manuel Castells ve Van Dijk’ın görüşleri temelinde açıklamaktadır. İkinci olarak medyanın toplumu etkileme araçları arasında yer alan reklamlar, filmler, belgeseller, eğlence ve politik programlar örnekleriyle açıklanmaktadır. Son olarak da medyanın toplumu olumlu ve olumsuz etkileme ve dönüştürme gücü tartışmaya açılarak, medya sosyolojisinin kısa tarihi ele alınmaktadır.

15. Bölüm Merih Taşkaya tarafından ‘Yeni Medyaya Sosyolojik Bakış” temasıyla yazıldı. Bu bölümde tarihsel süreç içerisinde medyadan yeni medyaya geçiş süreci bilginin dolaşımı ve kontrolü ilişkisi eleştirel bir bakışla sorgulanmaktadır. Medyanın teknolojik gelişimi ve yeni iletişim araçlarının izleyici kitlelerinin değişen niteliği ele alınmakta, kültürel formlar ve bağlamlarla dijital içerik üretimi gücüne dikkat çekilmektedir. Ayrıca yeni medyanın bireysel ve politik düzlemde bir kontrol aracı haline gelme ilişkisi tartışılmaktadır. Bölümde bilgi toplumunun gözetim toplumuna dönüşüm süreci ekonomik ve politik boyutlarıyla ele alınmakta, dijital eşitsizliklere dikkat çekilmektedir. Son olarak Türkiye’de yeni medyanın gelişimi, türleri ve kurumsal yapıları verilerek, yeni medya kullanımının yüksek kullanımına vurgu yapılarak, yeni medya aracılığıyla bilginin üretiminden çok, enformasyonun paylaşımı eğilimi tartışmaya açılmaktadır. 

Yukarıda özetleri verilen bölümler, Akdeniz, Çanakkale On Sekiz Mart, Mehmet Akif Ersoy, Muğla Sıtkı Koçman, Pamukkale ve Süleyman Demirel Üniversitesinde çalışan, akademiye emek vermiş çok değerli 16 yazar tarafından kalem alınmıştır. Kitaba her yaştan ve her akademik dereceden Sosyoloğun yanı sıra Sosyoloji alanında yıllardır ders veren, sosyolojik bakışın akademik yaşamdaki yerini kavramış ve çalışmalarına yansıtma çabasında olan çok değerli bilim insanları katkı sağlamıştır. Her bölüm yazarı arkadaşıma katkı, çaba ve desteklerinden dolayı çok teşekkür ederim. Küresel salgın sürecinde büyük bir özveriyle bölümlerini yazdılar, birlikte yeniden ve yeniden okuyarak çalışmanın Sosyolojik niteliğini artırmaya ve geliştirmeye çalıştık. Sonsuz teşekkürler…

Yine yayıncımız sevgili Emrah Tarhan’a bize bu olanağı sağladığı için teşekkür ederim.

Son olarak kitap sürecinde büyük destek veren aileme, eşim Hüseyin’e, kızım Berfin Ece’ye, oğlum Bulut Ege’ye ve onunla ilgilenerek bana zaman bırakan Nino’ya ve anneme teşekkür ederim." (KAZETE)




Üye Ol



Üye Girişi