TÜSİAD, AB Komisyonu Türkiye İlerleme Raporu'nun çevirisini yayımladı

 

Türk Sanayici ve İşinsanları Derneği (TÜSİAD) Avrupa Birliği Temsilciliği'nce AB Komisyonu Türkiye Raporu’nun gayri resmi taslak çevrisini madde madde yayımladı.

30.05.2019
Yazı Boyutu:  
Avrupa İş Dünyası Konfederasyonu üyesi olan TÜSİAD Avrupa Birliği Temsilciliği'nin geniş özetini Türkçeye çevirdiği  AB Komisyonu’nun Türkiye'ye ilişkin resmi değerlendirmesi şöyle:

• Türkiye Avrupa Birliği için anahtar ortak olmaya devam ediyor. Türkiye AB’ye 1964 yılından beri Ortalık Anlaşması ile bağlıdır ve Gümrük Birliği 1995 yılında oluşturulmuştur. AB Konseyi Türkiye’ye Aralık 1999’da üye ülke statüsü tanımıştır ve katılım müzakereleri Ekim 2005’te başlatılmıştır.

• Katılım müzakereleri sürecinde şimdiye kadar 16 başlık müzakerelere açılmış, 1 başlık geçici olarak

• Haziran 2018 tarihli AB Genel İşler Konseyi kararları kapsamında mevcut şartlar altında katılım müzakerelerinde açılması düşünülen yeni müzakere başlığı bulunmadığı ve mevcut durumda Gümrük Birliği’nin güncellenmesi yönünde çalışmaların öngörülmediği not edilmiştir.

• Türk Hükümeti AB üyelik sürecine bağlılığını yinelemiştir ancak, destekleyici tedbir ve reform çalışmaları gerçekleştirilmemiştir; hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler ve yargı alanında devam etmekte olan olumsuz gelişmeler üzerine AB’nin ciddi endişeleri ele alınmamıştır.

• AB-Türkiye Ortaklık Konseyi 54. toplantısını 15 Mart 2019’da Brüksel’de gerçekleştirmiştir.

• Üç yıllık aranın ardından Bakanlıklar arası Reform Eylem Grubu çalışmalarına devam etmiş ve Ağustos 2018, Aralık 2018 ve 9 Mayıs 2019’da toplanmıştır.

• Türkiye ve AB ortak fayda alanlarında diyalog ve işbirliğini geliştirmeye devam etmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB Komisyonu Başkanı Juncker ve AB Konseyi Başkanı Tusk’un katılımıyla Mart 2018’de Bulgaristan’da Liderler toplantısı ve Kasım 2018’de Üst Düzey Siyasi Diyalog toplantısı

• Suriye, Libya ve Irak konuları öncelikli olmak üzere, dış politika ve güvenlik politikası alanında diyalog sürdürülmüştür. Kasım 2017’de gerçekleştirilen terörle mücadele diyaloğu toplantısı kapsamında üzerinde anlaşma sağlanan eylemlerin uygulamasında yavaş ilerleme mevcuttur.

• Enerji, ulaştırma, ekonomi ve ticaret alanında işbirliği geliştirilmeye devam edilmiştir. Ocak 2019’da Üst Düzey Ulaştırma Diyaloğu ve Şubat 2019’da Üst Düzey Ekonomik Diyalog toplantıları gerçekleştirilmiştir. Bazı tarım ürünleri için coğrafi işaretlerin karşılıklı tanınması üzerine teknik başlatılmıştır.

• Sığınmacılar ve göç yönetimi üzerine Mart 2016’da üzerinde anlaşma sağlanan AB-Türkiye Bildirisi’nin uygulaması somut sonuçlar üretmeye devam etmiştir ve taraflar etkili uygulamaya bağlılığını sürdürmüştür. Türkiye Suriye’den 3,6 milyon ve farklı ülkelerden yaklaşık 370 bin kayıtlı sığınmacıya geçmişte benzeri görülmemiş üstün bir insani yardım ve destek sağlamaya devam etmiştir. Bu veriler
ile Türkiye dünyada en büyük sığınmacı topluluğuna ev sahipliği yapmaktadır.

• Türkiye’deki Sığınmacılar için AB Fonu kapsamında yapıcı işbirliği sürdürülmektedir. Mayıs 2019 itibarıyla AB tarafından sağlanacak olan 6 milyar Euro tutarında mali desteğin 2,2 milyar Euro’luk bölümü aktarılmış ve bu kapsamda seksenin üzerinde proje başlatılmıştır.

• 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrası başlatılan olağanüstü hal (OHAL) son uzatma süresinin dolması sonrasında 18 Temmuz 2018’de kaldırılmıştır ancak, Parlamento’nun hemen kabul ettiği bir yasa ile OHAL’in birçok unsurunun 3 yıllık bir süre için devam etmesi sağlanmıştır. Bu yasa bazı temel özgürlükleri sınırlandırmaktadır; hakimler dahil olmak üzere kamu çalışanlarının görevden uzaklaştırılması, gözaltı sürelerinin uzatılması, hareketliliğin ve toplanma hakkının kısıtlanması ve yerel yönetimlere atanan kayyumların yetkilerinin genişletilmesine olanak sağlamaktadır.

• AB darbe girişimini hızla ve şiddetle kınamış; Türkiye’nin demokratik kurumlarına tam desteğini yinelemiş ve ciddi tehlikeler karşısında Türkiye’nin hızlı ve orantılı bir şekilde meşru müdafaa hakkını teslim etmiştir. Bununla birlikte, darbe girişimi sonrası OHAL kapsamında gerçekleştirilen operasyonların geniş kapsamı, kitlesel niteliği ve alınan tedbirlerin orantısızlığı ciddi endişe kaynağı
olmaya devam etmektedir.

• Sivil, siyasi ve savunma haklarını sınırlandıran, polisin yetkilerini, savcıların soruşturma yetkilerini genişleten, akademisyenler, öğretmenler ve memurlar dahil olmak üzere 152 binden fazla devlet memurunun görevinden uzaklaştırılmasına da yol açan 36 kanun hükmünde kararname (KHK), OHAL döneminde kabul edilmiştir.

• Anayasa Mahkemesi, OHAL döneminde kabul edilen KHK’ları yasal uygunluk açısından gözden geçirme yetkisi olmadığına hükmetmiştir; Parlamento ise 32 KHK’yı gözden geçirmiştir.

• Mayıs 2017’de kurulan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na Mayıs 2019 itibarıyla 126 bin 600 başvuru yapılmış, bunların 70 bin 406’sı Komisyon tarafından incelenmiş ve sadece 5 bin 250’si göreve iade ile sonuçlandırılmış, 65 bin 156 başvuru reddedilmiştir. 55bin 714 başvuru değerlendirilmeyi beklemektedir. Başvuruların incelenme hızı, her bir başvurunun kendi özelinde incelendiğine dair şüpheye yol açmaktadır. Duruşma olmaması nedeniyle de başvuru sahiplerinin dava güvenceleri bulunmamaktadır, kararlar görevden uzaklaştırma sebebi olarak mevcut yazılı gerekçe temelinde alınmakta ve tüm bu eksiklikler Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun etkin bir adli tazmin makamı olup olmadığına dair soru işaretlerinin ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

• OHAL’in sona ermesi ile birlikte Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin (ICCPR) bazı hükümlerini askıya alma kararını geri çekmiştir. Ancak, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin Nisan 2017’de aldığı karar uyarınca Türkiye gözetim sürecinde olmaya devam etmektedir. 

• Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulama kapasitesi daha da kısıtlı hale gelmiştir. İnsan hakları savunucuları da dahil olmak üzere kamuoyunca tanınan kişilerin konu olduğu savunma makamı lehine alınan birden fazla karar, aynı mahkeme ya da başka mahkemelerce – kimi zaman yürütmeden gelen yorumlar sonrasında- bozulmuştur.

• İnsan hakları savunucuları, sivil toplum temsilcileri, medya, akademisyenler, politikacılar, doktorlar, avukatlar, hakimler, LGBTI bireyler, - bazı durumlarda bir iddianameye dayanılmadan – gözaltında tutulmaya devam edilmekte, medyada ya da kıdemli siyasetçiler tarafından karalama kampanyasına maruz bırakılmaktadır.

• Temel hak ve özgürlükler alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin alanı daha fazla daralmış, idari yükleri artmıştır. OHAL kapsamında kapatılan hak örgütlerine herhangi bir yasal tazmin olanağı sunulmamıştır.

• Ekim 2018’de Parlamento’nun içtüzüğünde yapılan değişiklik sonrasında sivil toplum örgütlerinin Parlamento komisyonlarındaki yasal danışma süreçlerine katılımı iptal edilmiştir. Tüm toplumu en geniş temsil ile danışma sürecine dahil eden bir mekanizma bulunmamaktadır.

• Avrupa Konseyi ve bağlı organlarının temel önerileri henüz ele alınmamıştır. Görevi suistimal iddiaları bireysel temelde ve saydam prosedürlerle ele alınmalıdır. Cezai sorumluluğun şahsiliği ancak kuvvetler ayrılığı ilkesine tam riayet, yargının tam bağımsızlığı ve kişinin adil yargılanma hakkı ile tesis edilebilir.

• Yeni başkanlık sistemi yetkilerin yürütmede toplanmasına sebep olmuş, Parlamento’nun yasama ve denetleme işlevlerinin önemli ölçüde kısıtlanmasına yol açmıştır. Temmuz 2018’den bu yana Parlamento içtüzük değişikliği de dahil olmak üzere 17 yasa kabul etmiştir. Bakanlar Parlamento oturumlarına katılmamakta ve bu nedenle de milletvekilleri yalnızca yazılı sorular yöneltebilmektedir.

• Mart 2019’daki yerel seçimler öncesinde siyasi kutuplaşma giderek artmış ve bu durum Parlamento’da yapıcı bir diyalog ortamının sağlanmasını engellemiştir. Özellikle HDP ve toplamda muhalefetin marjinalleştirilmesi devam etmiştir. Birçok HDP’li siyasetçi gözaltına alınmıştır. Uzun süredir devam etmekte olan milletvekili dokunulmazlıklarına ilişkin eksikliklerin giderilmesi konusu ele alınmamıştır.

• Haziran 2018’deki başkanlık ve parlamento seçimleri ile Mart 2019’daki yerel seçimlere katılım yüksek oranda gerçekleşmiştir.

• Adayların eşit koşullarda yarışması söz konusu olmamakla birlikte, oy verenler kendi tercihlerini yapabilmişlerdir. İktidar partisi hükümetle ilişkilendirilen kamu ve özel medya kuruluşları da dahil olmak üzere basında geniş yer bulmak gibi avantajlı konuma sahip olmuştur.

• Yerel seçimlerden sonra Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçimler öncesinde adaylıkları onaylanmış olmasına karşın Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde seçilen 4 belediye başkanı ve belediye meclisi üyesinin görevlerine uygun olmadıklarını açıklamıştır.

• YSK ayrıca İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etmiş ve 23 Haziran’da seçimin yenilenmesine karar vermiştir.

• İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinin yenilenme kararı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde belediye başkanlıklarının ikinci sıradaki adaya verilmesi, seçim süreçlerinin yasallığı ve bütünlüğü ile YSK’nın siyasi baskılardan bağımsız olduğuna ilişkin ciddi endişelere sebep olmuştur. Bu durum  demokratik seçim süreçlerinin temel amacı olan -halkın iradesinin güvence altına alınmış olması gereğine - aykırıdır. İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptali ve tekrarlanması kararı muhalefet partilerinin şiddetli itirazlarına yol açmıştır.

• Başkanlık sisteminin tamamen yürürlüğe girmesi sonrası yürütme ve devlet yönetimi yeniden şekillendirilmiştir.

• Başbakanlık ve bakanlıklardaki müsteşarlık kademeleri gibi bazı görevlerin ortadan kalkması dahil olmak üzere Başkanlık sistemi kamu idaresinin daha fazla siyasileşmesine yol açmıştır.

• Cumhurbaşkanı birçok kamu düzenleme makamının yöneticisini atama yetkisini elinde bulundurmaktadır.

• Mart 2019’daki yerel seçimler öncesinde yerel siyasetçilerin tutuklanması ve görevlerinden alınarak yerlerine kayyum atanması ve bu atamalara ilişkin tartışmalı durumlar, yerel demokrasinin zarar görmesine yol açmıştır.

• Hükümet sivil-asker ilişkilerini yöneten yasal çerçeveyi gözden geçirmiş ve sivil yönetimin ordu üzerindeki gücünü ve denetimini önemli ölçüde artırmıştır.

• Anayasa değişikliği kapsamında yüksek askeri mahkemeler kaldırılmıştır. Ancak, ordu ve istihbarat teşkilatının Parlamento karşısında hesap verebilirliği eksiktir; güvenlik kadroları geniş kapsamlı yasal güvencelere sahip olmaya devam etmektedir.

• Parlamento Kolluk Gözetim Komisyonu etkisiz kalmaktadır. Askeri harcamaların denetlemesini sağlayan yasal çerçeve henüz geliştirilmemiştir.

• Güvenlik koşullarının iyileşmiş olmasına karşın Güneydoğu’daki duruma ilişkin güçlükler devam etmektedir. AB terörle ilintili bireyler, örgütler ve kuruluşlar listesinde bulunan PKK’nın devam etmekte olan terör eylemlerine karşı Hükümet, güvenlik operasyonlarını sürdürmüştür. Terörle mücadele devletin meşru hakkı olmakla birlikte, terörle mücadelenin hukukun üstünlüğü, insan hakları
ve temel özgürlüklerle uyum içerisinde sürdürülmesi de devletin sorumluluğundadır. Terörle mücadele tedbirleri orantılı olmalıdır.

• Bazı yeniden inşa çalışmalarına rağmen yerinden edilmiş kişilerin henüz çok azının zararları tazmin edilmiştir.

• Barışçıl ve sürdürülebilir çözüm için gerekli olan güvenilir siyasi sürecin devamına yönelik gelişme olmamıştır.

• Kamu idaresi reformu alanında Türkiye’nin hazırlığı orta düzeyde bulunmaktadır. Kamu hizmeti ve insan kaynakları yönetimi alanlarındaki gerilemeler, idarenin hesap verebilirliği ve politikalar oluşturulması alanlarını da etkilemiştir. Kamu hizmeti sistemindeki değişiklikler yönetimin siyasileşmesine yol açmıştır.

• Üst yönetimlere liyakata dayalı ve rekabetçi süreçlerle görevli atanması istisna olmaya devam etmektedir.

• Prosedürel eksiklikler Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun görevlerinden alınan memurlar için ne derece etkin bir tazmin oluşturduğuna dair soru işaretlerinin ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

• Yargı sisteminin AB ile uyumunda hazırlık düzeyi başlangıç aşamasındadır. Önemli ölçüde geriye gidiş gözlenmektedir ve daha önceki raporlarda yer alan öneriler kabul edilmemiş ve uygulamaya konulmamıştır.

• Yargıçlar ve savcılar üzerindeki siyasi baskı ve çok sayıda yargıcın istekleri dışında yapılan atamaları sürmüştür. Bu durum yargı bağımsızlığı ve yargının genel kalitesi ile etkinliği üzerinde olumsuz etkiye yol açmıştır.

• Yeni sistem kapsamında yüksek sayıda yeni hakim ve savcının görevlendirilmesi, hâkim ve savcıların işe alınmasında ve terfilerde nesnel, liyakate dayalı, yeknesak ve önceden belirlenmiş kıstasların eksikliğiyle ilgili kaygıların giderilmemiş olması nedeniyle endişe vericidir.

• OHAL kapsamında kapatılan Adalet Akademisi Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yeniden kurulmuştur.

• Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) bağımsızlığının güçlendirilmesini sağlayacak ve yargının yürütmeden bağımsızlığını yasal güvence altına alacak önlemler alınmamıştır.

• Ağustos 2018’de 2019 -2023 dönemi için yargı reform stratejisi ilan edilmiş fakat henüz onaylanmamıştır. Türkiye strateji taslağını AB Komisyonu ve Avrupa Konseyi ile paylaşmıştır.

• Yolsuzlukla mücadele alanında hazırlıklar başlangıç aşamasındadır. Konuya ilişkin önleyici görev üstlenmiş kurumların lağvedilmesi sonrasında, Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Yolsuzlukların Önlenmesi Sözleşmesi uyarınca bağımsız bir kurum oluşturulmamış olması sebebiyle bu alanda önemli bir geriye gidiş görülmektedir.

• Yasal ve kurumsal çerçeve, kamuoyunca bilinen yolsuzluk davalarının soruşturma ve kovuşturmasında yürütmenin etkili olmasına olanak sağlamaya devam etmiştir.

• Daha önceki dönemlerdeki yolsuzlukla mücadele stratejileri kapsamında öngörülen yasal değişiklikler uygulamaya konulmamıştır.

• Kamu alımları yasaları AB müktesebatı ile uyumsuz olmaya devam etmektedir. Kamu alımlarına ilişkin yasadaki istisnaların kapsamı genişletilmiştir.

• Yolsuzlukla mücadele stratejisi ve eylem planı olmayışı, yolsuzlukla mücadele için güçlü siyasi kararlılık olmadığına işaret etmektedir.

• Bağımsız işleyişe sahip, geçici olmayan yapıda bir yolsuzlukla mücadele kurumu bulunmamaktadır, bu alanda uzmanlığı bulunan sadece birkaç tane mahkeme mevcuttur. Yolsuzluk birçok alanda yaygındır ve ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir

• Örgütlü suçlarla mücadele alanında uyum çalışmaları belirli bir seviyeye ulaşmıştır fakat, kaydedilen ilerleme sınırlıdır.

• Siber suçlar, varlıklara el konulması ve tanık koruma konularındaki yasal mevzuatın iyileştirilmesi gereklidir.

• Veri koruma yasası AB standartlarına uygun hale getirilmemiştir. Europol ile müzakereleri süren operasyonel anlaşmanın uygulamaya konulmasını güvence altına almak amacıyla veri koruma yasasının gözden geçirilmesi gereklidir.

• Suç gelirlerine el koyma ve dondurulmuş varlıkların yönetimi gibi alanları kapsayan yasal çerçeve geliştirilmelidir.

• Türkiye sığınma ve göç politikası alanında iyi bir ilerleme kaydetmiş ve Mart 2016 tarihli AB-Türkiye Bildirgesi'nin uygulanmasına bağlı kalmıştır. Bildirgenin yürürlüğe girmesi sonrasında Ege Denizi’ndeki adalardan yasadışı geçişler azalmış ve bu durum kolluk kuvvetlerinin yoğun çabalarıyla desteklenmiştir.

• Türkiye tarihte benzeri olmayan geniş kapsamda insani yardım ve destek sağlamak üzere üstün çabalarını sürdürmüştür. Kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı 3,6 milyon, diğer ülkelerden gelen sığınmacı sayısı ise 370 bin kişiye ulaşmıştır. Bu verilerle Türkiye dünyada en büyük sığınmacı topluluğuna ev sahipliği yapan ülkedir.

• Türkiye vize serbestleştirilmesi sürecinde geriye kalan kriterlerin tamamlanması için yedi çalışma grubu oluşturmuştur. Ancak vize politikasının AB ile uyumlaştırılmasında ilerleme sağlanmamıştır.

• İnsan hakları ve temel haklara ilişkin geriye gidiş devam etmiştir. Yasal çerçeve insan hakları ve temel haklar alanında genel güvenceler sağlamakla birlikte, hala Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve AİHM içtihadına uygun hale getirilmesi gerekmektedir.

• İfade özgürlüğü konusunda ciddi anlamda geriye gidiş devam etmiştir. Toplanma hakkı, örgütlenme özgürlüğü, usul ve mülkiyet hakları alanlarında ciddi gerileme mevcuttur. OHAL’in kaldırılması sonrasında yürürlüğe konulan ve insan hakları savunucuları, gazeteciler, akademisyenler ve diğer sivil toplumun korunmasını sağlayan unsurları ortadan kaldıran yasa üzerinde değişiklik yapılmamıştır. İnsan hakları ve özgürlüklerin korunmasından sorumlu kamu kuruluşlarının parçalı yapısı ve bu kurumlar ile yargının bağımsızlığının tam olmayışı, söz konusu hakların uygulanmasını kısıtlamıştır.

• Sendikal haklar hala ciddi baskıya tabidir.

• OHAL kapsamında insan hakları ihlalleri ile ilişkilendirilen kişilerin soruşturulması, kovuşturulması ve cezalandırılması için gereken adımlar atılmamıştır.

• OHAL gerekçesiyle muhalif ve alternatif görüşler için olan alanın daraltması sonucunda toplumda sindirme algısı oluşmuştur.

• Aralık 2018 itibarıyla hakkında iddianame olmadan ya da henüz yargılanmadan tutuklu bulunan kişilerin sayısı 57 bin olarak belirlenmiştir; bu rakam cezaevlerinde bulunan kişi sayısının %20’sinden fazladır.

• Cezaevleri aşırı kalabalıktır ve cezaevi koşulları kötüleşmektedir.

• İfade özgürlüğünün ciddi derecede kısıtlı olması durumu devam etmektedir. Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle yazarlar, sosyal medya kullanıcıları, toplumun diğer bireyleri ve hatta çocuklar hakkında soruşturma açılması eğiliminde artış meydana gelmiştir.

• Medya sahipliklerine ilişkin saydamlığın yetersiz oluşu yorum yazarlarının tarafsızlığına şüphe düşürmektedir.

• Romanlar kötü barınma koşullarında ve temel ihtiyaçlardan mahrum ve sosyal yardımlara bağımlı olarak yaşamlarını sürdürmektedir. Kentsel dönüşüm projeleri, yerleşimlerini olumsuz etkilemeye ve kimi zaman tüm ailelerin başka yerlere taşınmasına sebebiyet vermeye devam etmektedir. Sosyo ekonomik olarak en zayıf konumdaki gruplar ve azınlıklara mensup kişilerin hakları daha iyi korunmalıdır.

• Cinsiyet temelli şiddet, ayrımcılık, azınlıklara yönelik nefret söylemi, nefret suçu ve LGBTİ bireylere yönelik insan hakları ihlalleri ciddi bir endişe konusu olmaya devam etmektedir.

• Türkiye, Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik müzakerelere yeniden başlanması yönünde paydaşlarla yeniden danışma süreci işletme çabalarına desteğini ifade etmiştir.

• Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin “Münhasır Ekonomik Bölge” içerisinde hidrokarbon kaynaklarını arama ve çıkarma hakkını sorgulayan açıklamaları, bölgede gerginliğin artmasına yol açmıştır. Türkiye’nin Mayıs 2019’da bölgeye askeri gemi eşliğinde bir sondaj platformu göndermesi gerginliğin daha da artmasına sebep olmuştur. AB Komisyonu AB Konseyi’nin Türkiye’nin Ege Denizi ve
Doğu Akdeniz’deki “yasadışı eylemlerini kınayan” Mart 2018 tarihli açıklamasını hatırlatmaktadır. Türkiye’nin uluslararası hukuka saygılı olması, iyi komşuluk ilişkileri içinde bulunması ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB ve uluslararası hukuk doğrultusunda doğal kaynaklar ile ilgili arama yapma ve bunlardan yararlanmayı da kapsayan egemenlik hakları olduğunu kabul etmesi gerektiği hatırlatılmıştır.

• AB, üye ülkelerinin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi dâhil AB müktesebatına ve uluslararası hukuka uygun olarak, diğer haklarının yanı sıra, ikili anlaşmalar akdetme, doğal kaynaklar ile ilgili arama yapma ve bunlardan yararlanmayı da kapsayan egemenlik hakları olduğunu müteaddit kereler vurgulamıştır.

• Türkiye Ortaklık Anlaşması’na Ek Protokol’ü tam olarak ve ayrımcılık yapmaksızın uygulama yükümlülüğünü yerine getirmemiş olup, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile doğrudan taşımacılık bağlantılarındaki kısıtlamalar da dâhil, malların serbest dolaşımı önündeki tüm engelleri kaldırmamıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ikili ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilmemiştir.

• Göç konusunda Yunanistan ile operasyonel işbirliği devam etmiştir. Ancak, Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginlikler iyi komşuluk ilişkileri açısından elverişli bir ortam oluşturmamış ve bölgesel istikrarı ve güvenliği zayıflatmıştır.

• Avusturya, Almanya ve Hollanda başta olmak üzere AB üye ülkeleriyle ikili ilişkilerde iyileşme kaydedilmiştir. Hollanda ve Türkiye aralarındaki ilişkileri normalleştirmiştir.

• Türkiye’nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin hava ve karasuları sahalarını “ihlalleri” artarak tekrarlanmıştır.

• Türkiye’de gözaltında bulunan iki Yunan askerinin 6 ay gözaltında tutulmaları sonrasında Ağustos 2018’de serbest bırakılması ve Yunanistan Başbakanı’nın Şubat ayında Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret, ilişkilerde iyileşme meydana gelmesini sağlamıştır.

• AB Türkiye’nin AB üye ülkelerine yönelik tehdit ya da eylemler ile iyi komşuluk ilişkilerinin bozulmasına yol açacak girişimlerden kaçınması ve anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü gerektiğini belirtmektedir.

• Ekonomik kriterler alanında Türk ekonomisinde ciddi gerileme devam etti ve ülkenin piyasa ekonomisinin işleyişine dair endişelerin artmasına sebep oldu.

• 2018 yılında dış finansman şartlarında yaşanan keskin kötüleşme yıllar içerisinde oluşan zafiyetlerin meydana çıkmasına sebep oldu.

• Türk makamlarının cevaben benimsediği politika eylemleri, fiyatlara müdahale ve serbest döviz kullanımına sınırlamalar piyasaların işleyişini olumsuz etkiledi.

• Temel ekonomik kurumların bağımsızlığına ilişkin mevcut endişeler derinleşti.

• Cari açık 2018’in ilk yarısında zirve yaptıktan sonra ekonomik zayıflama ve liradaki düşüş sonucunda ikinci yarıda dengeleme sert düşüş yaşadı.

• Kur krizi, yıllarca yüksek seyreden kredi büyümesi, tedavüldeki para miktarının artırılması ve düşük reel faiz oranları sonucunda enflasyon belirlenen hedeflerin üst bandının çok uzağında bir seviyeye ulaştı.

• Devlet yardımlarında saydamlığın iyileştirilmesi konusunda herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir. 

• Türkiye ekonomik kriterler alanında bazı ilerlemeler kaydetmiştir ve AB’nin piyasa güçleri ve rekabet baskısıyla başa çıkabilme yönünde hazırlıkları iyi düzeydedir.

• Türkiye hem ticaret hem de yatırım açısından AB pazarına iyi entegre olmuş¸ durumdadır.

• Enerji sektöründe, ar-ge yatırımlarında, eğitim ve fiziksel sermaye alanlarında bazı ilerlemeler kaydedilmiştir.

• Eğitimin niteliği ve cinsiyet eşitliği konularında süre gelen sorunlar devam etmektedir.

• AB üyeliği yükümlülüklerini üstlenebilme kapasitesi açısından Türkiye sınırlı bir hızla da olsa müktesebata uyum sağlamaya devam etmiştir.

• Sermayenin serbest dolaşımı, kamu ihaleleri, rekabet, bilgi toplumu, ekonomi ve para politikası ve dış ilişkiler alanlarında bir takım kilit hususlara ilişkin daha fazla gerileme örneği yaşanmıştır.

• Şirketler hukuku, trans-Avrupa ağları, bilim ve araştırma alanlarında oldukça ilerlemiş¸ durumdadır; malların serbest dolaşımı, fikri mülkiyet hakları, finansal hizmetler, sanayi ve işletme politikası, tüketicinin korunması, sağlık koruması, gümrük birliği ve mali kontrol alanlarında Türkiye iyi bir hazırlık düzeyine ulaşmıştır.

• Türkiye kamu ihaleleri konusunda orta derecede hazırlıklıdır; AB’ye uyum için önemli farklar devam etmektedir.

• Türkiye hazırlık açısından orta düzeyde bulunduğu sermayenin serbest dolaşımı, istatistik, enerji, vergilendirme, ekonomik ve parasal birlik, bölgesel politika, eğitim ve kültür, Ortak Dış ve Güvenlik politikası (CFSP) ve ulaşım politikası alanında daha fazla çaba sarf etmelidir.

• Türkiye’nin bazı hazırlıklar gerçekleştirdiği rekabet, tarım, gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı, sosyal politika ve istihdam, çevre ve iklim değişikliği alanlarında daha iddialı ve eşgüdümlü politikaların oluşturulup uygulanmasına ihtiyaç¸ duyulmaktadır.

• Her alanda mevzuatın uygulanmasına ilişkin daha fazla dikkat gösterilmesi gerekirken, birçok alanda da AB müktesebatı ile uyum sağlanması için ilerleme kaydedilmeli, düzenleyici makamların bağımsızlığı güçlendirilmeli ve idari kapasite geliştirilmelidir. (KAZETE)



Üye Ol



Üye Girişi