Yeşiller Partisi: Toplumsal cinsiyet eşitliği kırmızı çizgimiz

 

21 Eylül'de resmen kurulan Yeşiller Partisi'nin eş sözcüleri Özkan ve Urbarlı, Türkiye'nin kronik bir ekonomik kriz ülkesi olduğuna dikkat çekerek partisinin sorunlara yaklaşımını amaç ve hedeflerini Kazete'ye açıkladı.

25.09.2020
Yazı Boyutu:  

İklim adaleti ve sosyal adalet konularını örgütleme politikalarının merkezine koyan Yeşiller Partisi'nin eş sözcüleri Emine Özkan, “Türkiye’deki iklim, ekonomi ve demokrasi krizi düşünüldüğünde yeşil harekete çok fazla ihtiyaç var” derken, Koray Doğan Urbarlı, “Yeşiller Partisi'nin Türkiye'nin köprüden önce son çıkışı olduğunu söyledi.


NURCAN ÇALIŞKAN / İSTANBUL  

Türkiye’de erken seçim tartışmalarının başlamasıyla birlikte harekete geçen yeni partiler arasına bir yenisi daha eklendi. Dünya siyasetinde önemli bir yere sahip olan Yeşiller Partisi, 21 Eylül’de resmi olarak kuruldu. Çevre ve iklim adaleti ile ekonomik ve sosyal adalet arayışını bir arada ve aynı önemi vererek sürdüren bir siyasi hareket olarak yola çıkan Yeşiller, kendilerine rehberlik edecek 10 başlıktan oluşan yeşil ilkelerini yayınladılar. Başkanlık kavramı yerine eş sözcülüğü tercih eden Yeşiller’in eş sözcüleri Emine Özkan ve Koray Doğan Urbarlı ile parti politikalarını, ilkelerini ve ekonomiyi ekolojiye feda etmeyen bir anlayış olarak benimsedikleri ‘Yeşil Yeni Düzen’ fikrini konuştuk. 



Partiyi Kurmaya ne zaman karar verdiniz? Kuruluş hikayenizden bahsedebilir misiniz? 

Emine Özkan: 21 Eylül 2020’de resmi evraklarımızı teslim ederek parti kuruluşunu gerçekleştirdiğimiz Yeşiller Partisi, Türkiye’deki yeşiller geleneğinin bir parçasıdır.  Geçmişte kurulmuş iki yeşiller partisinden sonra bu üçüncü Yeşiller Partisi. 

Biz 2016’dan itibaren Yeşil Siyaset Platformu altında örgütlenen insanların yeni yeşil yüzlerin ve gençlerin katılmasıyla birlikte yeşiller meclisinin kurmuştuk.Türkiye’de yeşiller partisine ihtiyaç olduğunun farkındaydık ve Yeşiller Meclisi bizi parti kurma konusunda yüreklendiren büyük bir adım oldu. Bu bir yılda programımızı, ilkelerimizi ve tüzüğümüzü yeniden gözden geçirdiğimiz ve büyük bir katılımcılıkla yürüttüğümüz bir süreçten geçmiş olduk. 


“Bir kırılma değil ama bir dolma sonucu parti oluştu”

Türkiye’de siyaset yapmak kolay alınacak bir karar değil. Nasıl karar verdiniz politikaya atılmaya?

Emine Özkan: Neredeyse 8 yıldır Yeşil Hareket’in içindeyim. Özellikle iklim krizi konusunda farkındalığın gelişmesi ve bu konuda karar alıcıların gelişmesi için çaba harcıyorum. Fakat siyaseten bizim dilimizin konuşulmasına dair ihtiyacı gördükçe hareketin içinde kalmaya ve hareketi örgütlemeye çalıştım. Fridays for Future hareketinin yükselmesi ve Z Kuşağı dediğimiz gençlerin adil bir gelecek talebinde bulunması. Türkiye’de buna cevap verebilecek siyasi bir mekanizmanın olmaması, ekolojik krizden doğan muhalefet ve gençlerin bugün yaşadığı işsizlik başta olmak üzere sıkışmışlık o kadar iç içe geçmiş durumdaki, bunlara dair üretilebilecek politikalar ciddi kazanımları da beraberinde getirecek. Bu sözün üretilmesine zaten bir ihtiyaç vardı ve bunu en iyi yapabilecek olan da Yeşiller Partisi. Bu yüzden içinde olmak benim için hem mutluluk verici hem de güven verici. 

Koray Doğan Urbarlı: Bir kırılma değil ama bir dolma sonucu parti oluştu. Avrupa’daki yeşil dalga dediğimiz hareketin tekrar yükselmesi, iklim grevleri, Türkiye’deki gençlerin bilinçlenmesi ve zamanın ruhu, çıktığımız yolda bize yardım etti ve bizi arkamızdan itti.


Türkiye’de politika yapmak ve siyasete atılmak kolay alınabilecek bir karar değil. Sizi bekleyen süreci kestirebiliyor musunuz?

Emine Özkan: Zorlu bir yolda olduğumuzun bilincindeyiz. Çizdiğimiz tabloda yapabileceğimiz, yapmayı kabul ettiğimiz ve sorumluluk aldığımız bir sürü şey var. Dolayısıyla ilk hedefimiz büyük bir kongre yapmak. Bu kongreye giden yolda, parti programımızı genişletmek gibi somut bir hedefimiz var. Bu süreçte örgütlenmeyi geliştirmek ve daha fazla insanla bu kongreye gitmek istiyoruz. 

Koray Doğan Urbarlı: Son 10 yılda Türkiye siyasetinin kırılma noktalarına baktığımızda çok kötü şeyler oldu. Bu noktada önünüzü görmeniz çok kolay değil fakat bir kabuğumuzu sert tutarak çalışmalarımıza devam edeceğiz. Fikrimizin daha çok duyulması için bir genişleme peşinde olacağız. 


“Şiddetsizlik bizim çok önemli bir kırmızı çizgimiz”

Türkiye’de partiler kuruluş ilkelerini açıklarken, kırmızı çizgilerini de beliyor. Yeşiller olarak toplumun tüm kesimlerini kucaklayan ve ayrımcılığın her türlüsünün karşısında duran parti bir imajınız var. Sizin kırmızı çizgileriniz neler?

Koray Doğan Urbarlı: Şiddetsizlik bizim çok önemli bir kırmızı çizgimiz. Partimize üye olurken dahi dünyadaki Yeşiller Partisi’nin temel olarak getirdiği “iklim krizine karşı mücadele”, iklim krizini körükleyecek politikaların ortaya konması bizim kırmızı çizgimiz. Türkiye’nin son döneminde daha yıkıcı olan ve tarihsel olarak Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri olan “toplumsal cinsiyet eşitliği” kırmızı çizgimiz. Bir de olabildiğinde yerel ve doğrudan demokrasinin öne çıkartılaması kırmızı çizgimiz. Biz eş sözcüyüz başkan değiliz ve bütün karaları ortak alıyoruz. 

Emine Özkan: Bir çizgi belirleyeceksek bizim için en yol gösterici olan şey ortaya koyduğumuz ilkelerdir. Özellikle şiddetsizlik meselesi üye olurken baktığımız kriterlerden sadece bir tanesi. Bizim için en anlamlısı ilkelerimize uygunluğu referans almak. 

“Türkiye’de yeşil harekete çok ihtiyaç var” 

Yeşiller’in dünya siyasetine yön veren önemli bir role sahip. Türkiye’de de aynı karşılığı bulacağınıza inanıyor musunuz?

Emine Özkan: İklim Krizi meselesi çok küresel olarak etkilerini deneyimlediğimiz ve biliyoruz ki çözümünün de yine küresel bir iş birliği ve adil çözüm önerileriyle geleceğini düşündüğümüz bir konu. Dolayısıyla Türkiye’de; iklim krizi, ekonomik kriz ve demokrasi krizi gibi bu üçlü kriz düşünüldüğünde yeşil harekete çok fazla ihtiyaç var. Türkiye’de bu üç krizi yan yana görerek buna bir çözüm önerecek bütüncül bakış açısına sahip siyasi parti ve bir söylem henüz yok. Bunu ortaya koyabilecek olan Yeşiller Partisi, biz de bu hedefle yola çıktık. Dünyada çevre hareketlerinin, Yeşiller Partisi’nin yükselişini ve krizlerin artmasını öngördüğümüzde Türkiye’nin bundan geri kalması söz konusu değil ve çözüm için de işbirliklerine ihtiyaç duyulacaktır. Hem Türkiye yerelinin yeşil siyasete ihtiyacı var hem de küresel işbirlikleri için yeşil siyasete ihtiyaç var. 

Koray Doğan Urbarlı: Dünyada yeşil partilerin çıkışı 1970’lere dayanıyor bu da ilmek ilmek üst üste koymayı gerektiriyor. Şu anki başarı elli yıllık bir tarihin başarısı. Türkiye’deki şanslı olduğumuz kısım ise şu; Yeşiller Partisi’nin çözüm bulmaya çalıştığı sorunlar çok acilleşti. Bu da bizim başarılı olmalıyız konusunu önümüze getiriyor. Avrupa’daki partiler, çok uzun süreli bir yoldan geldiler, biz ise Türkiye’de Yeşiller Partisi olarak köprüden önceki son çıkışız, bu yüzden başarılı olmamız gerekiyor. 

“Türkiye kronik bir ekonomik kriz ülkesi”

Yeşiller daha çok ekoloji politikalarını gündemine koyan bir parti. Ekoloji tüm hayatımızı etkiliyor olmasına rağmen, Türkiye’de politikacıların ve toplumun pek gündemine girmeyen bir konu diyebilir miyiz? Bu durumu nasıl aşmayı düşünüyorsunuz? 

Emine Özkan: Bunun ana sebebi Türkiye siyasetinin ve bakış açısının insan merkezli bir yaklaşıma dayanıyor olması. Bizim Yeşiller olarak talep ettiğimiz şey bu anlayışın doğa merkezli bir yaklaşıma kayabilmesi. Dolayısıyla, hem insan hayatını ve tüm canlıların hayatını etkileyen her türlü politikanın da bu bakış açısı üzerinden geliştirilebilmesini sağlamak istiyoruz. Bunun için de ekonomiye dair olan meselelerde doğru adımlar atmak gerekiyor. Bugünkü ekonomi anlayış insan refahına ve ekonomik çıkarlara dayalı olduğu ve belli bir insanın refahını gözetildiği bir ekonomik sistemde yaşıyoruz. Biz herkes için adil ve eşit paylaşım anlayışına ve ekonomik sisteme ihtiyaç duyduğumuzu biliyoruz. Bunun için tek çıkış yolu yeşil yeni düzen. Enerji politikalarına dair yapılması gerekenlerin, insan merkezli yaklaşımların dışında daha bütüncül ve iklim kriziyle de doğrudan mücadele eden politikaları olarak hayata geçmesi gerektiğini savunuyoruz. 

Koray Doğan Urbarlı: Türkiye kronik bir ekonomik kriz ülkesi. Doğal kaynağı bol olan ve ekonomik kriz yaşayan ülkelerde, doğanın maliyetinin sıfır görülmesi ve yağmalanması sendromu oluyor. Karadeniz’de biraz yağmur yağdığında yaşanan olaylar, Kaz Dağları’nda olanlar, doğanın maliyetinin asla sıfır olmadığını gösteriyor. Türkiye ekosistemini her zaman ekonomisine feda eden bir ülke oldu. Bizim en büyük farkımız ekosistemi, ekolojiyi ekonomiye feda etmeyen “Yeşil Yeni Düzen” fikriyle bunun birlikte gidebileceğini ortaya koyuyoruz. 


“Gıdanın demokratikleşmesi gerekiyor”

“Yeşil Yeni Düzen” fikriyle, tohumdan sofraya tüm gıda zincirini yeniden yapılandırmayı hedefliyorsunuz. Bunu sağlamak için nasıl bir yol haritanız var ?

Emine Özkan: Mevcut düzende, hem dünyada hem Türkiye’de tarım önemli bir başlık ve tarımın nasıl yapıldığı, bugün yaşadığımız ekonomik kriz ve sağlık krizi başta olmak üzere önemli sonuçları doğuran bir pozisyonda duruyor. Dolayısıyla endüstriyel tarıma ve hayvancılığa dayalı olan sistemlerin, ekolojik bir perspektifle geliştirilmiş yeni tarım ve gıda politikalarıyla yer değiştirmesi lazım. Burada gıdanın müşterek olarak görüşmesi, herkese temiz ve adil gıdanın erişmesi gibi hedeflerimiz var. Bu yapabilmek için gıda kooperatifleri en somut örnek. Yine endüstriyel tarım yerine “onarıcı tarım” yöntemlerinin hayata geçirilmesi ve bunun büyük metrekarelik alanlarda yapılması, ülkenin tarım politikası haline gelebilmesi için en somut aracımız olacak. 

İçinde bulunduğumuz dünyada tüketmeye dair olan şeyler tamamen tekelleşmiş durumda. Tamamen endüstriyelleşmiş ve makineleşmiş bir durumdan söz ediyorum. 

Bugün çiftçiler toprağına ne ekeceğine karar verirken, hem satabileceğinden hem de endüstriyel tarımın kendisine dayattığı şekilde üretim yapmaya mecbur kalıyor. Bunun tekelleşmiş olması, aslında her yerelin kendi içerisindeki ihtiyacı ve farklılığı yok ediyor. Fakat çeşitlilik ekosistemlerin ve toplulukların toparlanmasını sağlayan ve her zaman direnci arttıran bir şey. Bu yüzden tek tipe dayalı bir tarım direnci kıran bir şey. Ülkemize baktığımızda bu kadar büyük alanlarda aynı tarım politikalarının uygulanması maalesef ülkeye zarar veriyor. Dolayısıyla bizim yerelleşmeye, çeşitlenmeye ve tohumlara dair bir özgürlüğe ihtiyacımız var. Bu anlamda yeni bir gıda ve tarım zincirini yaratmakla ilgili yapacağımız çok fazla şey var. 

Koray Doğan Urbarlı: Gıdanın demokratikleşmesi gerekiyor. Yani godanın üretildiği yer ile gıdanın tüketildiği yer arasındaki mesafenin kısaltılaması gerekmektedir. Partimizin kurucuları arasında tarım konusunda çok yetkin kişiler var, uzmanlık bilgileriyle harmanladığımız bir tarım politikamız var. Bu politikalarla çok daha sağlıklı gıdayı tüketebiliriz. Yirmi yıl önce zaten bunları konuşmuyorduk. Marketlerde GDO’suz ürün bulmak artık mümkün değil. Biz yepyeni bir şey aramıyoruz. Yirmi yıl önceki gıdamızı arıyoruz. Çünkü bunu yapmamız lazım. Bundan sonrası, bağışıklığı düşen çocuklar, erken ergenlik gibi bir sürü sağlık sorununun yaşanacağı durumlara sokuyor bizi. 

“Parti meclis seçimlerinde kadın, genç ve LGBTİ+ birey kotaları uyguluyoruz”

Parti kurucularınız 55 kadın ve 55 erkekten oluşuyor. Daha önce hiçbir siyasi partide olmayan bir eşitlik söz konusu. Bu bilinçli tavrı nasıl ifade edersiniz? 

Emine Özkan: Evet bilinçli bir tavır ama bir taraftan da zaten olması gereken bir şey. Özellikle eşitlenmiş bir sayı değil. Belki daha fazla da olabilirdi kadın sayısı, eşit oldu böyle daha güzel oldu. Kuruluş aşamasından itibaren kurduğumuz mekanizmalarla ve işlettiğimiz katılımcı süreçlerde her türlü hayata geçiriyoruz. Parti meclis seçimlerinde içinde kadın, genç ve LGBTİ+ birey kotaları uyguluyoruz. Buna ek olarak her toplantıda mutlaka, fermuar sistemi dediğimiz genç kadın ve kadınların konuşmasını kolaylaştıracak mekanizmaları hayata geçiriyoruz. Parti programımızda da cinsiyet ve cinsellik başlığıyla duruşumuzu net olarak çizdiğimizi düşünüyoruz. Tüm bunların yanında eş sözcü seçiminde iki genç insansın yüreklendirilmesi ve seçilmesi, genç bir kadın olarak bu pozisyonda benim olmam da somut göstergeler.  

Koray Doğan Urbarlı: Parti meclisimizde ve disiplin kurulumuzda kadınların sayısı daha fazla. Biz bunu vitrin olsun iyi gözüksün diye yapmadık. Bizim doğamız gereği süreç böyle işledi. Bu tarz sorular Türkiye siyaseti düşünüldüğünde doğru ve mantıklı geliyor ama biz cevap vermekte zorlanıyoruz. Bizim eski normalimiz bu.  

“Siyasetteki başkan kültüne karşı eş sözcü olmamız bir politik tercih”

Başkanlık yerine eş sözcülüğü tercih ediyor olmanız da yine siyaseten ezber bozmak olarak algılayabilir miyiz? 

Koray Doğan Urbarlı: 2008’de kurulan Yeşiller Partisi’nde de eş sözcülük vardı. O zaman yasa da buna müsade etmiyordu. Yasayla biraz itişe itişe yapıldı. bir erkek bir kadın eş sözcü olabiliyor, ikisi kadın da olabiliyor ama ikisi erkek olamıyor.
Siyasetteki başkan kültüne karşı eş sözcüler olmamız da bir politik tercihtir. Başkanlık bizim için bir espri konusu ve üzerine gülünen bir şey ama asla sahiplenilen bir durum değil. 

“İstanbul Sözleşmesi tartışmaları, tarihin gerisinde”

Yeşiller Partisi’nin İstanbul Sözleşmesine bakışı nasıl? 

Emine Özkan: İstanbul Sözleşmesi’nin toplumda dezavantajlı olabilecek grupların, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin dayandığı yasal bir belge olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla acilen İstanbul Sözleşmesi’nin uygulandığı, kadınların şiddetten ölümden korkmadan yaşayabildiği bir Türkiye hayal ediyoruz.

Koray Doğan Urbarlı: Türkiye’de yaşanan İstanbul Sözleşmesi tartışmaları, tarihin gerisinde tartışmalar. Bu yüzden biz İstanbul Sözleşmesi’ni destekliyoruz, uygulanmasını ve daha  da geliştirilmesini istiyoruz. Bir çabamız bu yönde olacak. 

“Yeşiller Partisi yeni nesil gençlerle birlikte örgütlenecek”

Z Kuşağı’nı  iklim ve çevre sorunları konusunda nasıl buluyorsunuz? Gençler için özel politikalarınız nelerdir? 

Emine Özkan: Z Kuşağı iklim aktivizmi üzerinden kendine bir yer buldu ve Greta Thunberg’in başlattığı süreçle görünür oldu. Dünyanın başka yerlerinde gençlerin harakete dahil olmasıyla birlikte iklim hareketinin önemli bir parçası oldu. Gençler bizlere de motivasyon oldu ve bizi çok heyecanlandırdı. Yeşiller Partisi yeni nesil gençlerle birlikte örgütlenecek. Çok güzel bir birliktelik yakalayacağımızı ve Fridays for Future gibi bir hareketin, siyaseten Türkiye’de temsil edildiği bir pozisyonda durabileceğimizi düşünüyorum. Uzun vadede bu hareketten gelen gençlerin örgütleneceği bir partiyiz.

Koray Doğan Urbarlı: Z Kuşağı’nın en büyük özelliği dünyaya açık olmaları ve dünyayı izlemeleri. Kore müziğinin ve dizilerinin Türkiye’de bu kadar sevilmesi, aslında Türkiye’deki gençliğin dünyaya açık olduğunu gösteriyor. Sınırıların dijital olarak kalkması, gençlerin dünyadaki akranları gibi yaşamak istemesini getiriyor. Fakat Türkiye’deki gençler akranları gibi yaşayamıyor. Çünkü istediği gibi giyinmek, istediğini içmek, istediğini sevmek, istediği zaman onu mutlu edecek ya da etmeyecek bir iş bulmak Türkiye’de gençliğin çok uzak olduğu bir nokta. Bizim gençlik politikalarında çalışmamız gereken nokta bu. Çünkü herkes yurtdışına gidecek kadar şanslı olmayabilir, bunu bir şans olarak görmeyebilir, gitmek isteyip de gidemeyen gençlere de bu ülke hapis olabilir. Bu onları bir umutsuzluğa sevk edebilir ve 25 yaşında hayattan umudunu kesmiş insanların daha 50 yıl daha bu ülkede yaşaması, kendileri içide ülke ve toplum için de kötü bir durum. Bu umudu gençlere tekrar verebilecek politikalar ortaya koyarsak, ben Yeşiller Partisi’ni başarılı olarak görürüm. 


“Yeşil Yeni Düzen bizim ekonomik politikamızı oluşturuyor”

Türkiye bir çok sorunun üst seviyelerde yaşandığı bir süreçten geçiyor. Toplumu en somut etkileyen işsizlik ve ekonomik sorunlar hakkında, sizce mevcut siyasi partilerin hangi politikaları iyi yönetemiyor. Bu konularla ilgili çözüm politikalarınız nelerdir? 

Koray Doğan Urbarlı: “Yeşil Yeni Düzen” bizim genel olarak ekonomi politikamızı oluşturuyor. Tarihsel olarak bakarsak yeni düzen kavramı, 1929 Burhanı sonrası Amerika’da ortaya çıkmış bir ekonomik yöntemdir. Fakat şu anda yaşanan ekonomik krize aynı şekilde yanıt vermek, aynı endüstriyel hasarın dünyaya verilmesi aynı karbon ekonomisinin hayata geçirilmesi anlamına gelir. Fakat bizim Yeşil Yeni Düzen bakış açısı, işsizliğe de yanıt verecek yeşil işler yaratmak, günlük çalışma saatini düşürerek daha çok insana iş imkanı sunmak gibi noktalarda bizim ekonomi politikamızın temelini oluşturuyor.  

Emine Özkan Kimdir?

1993 yılında Eskişehir’de doğdu, İstanbul’da yaşıyor. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik mezunu olan Emine Özkan, 2013 yılından beri çeşitli sivil toplum örgütlerinde çevre eğitimi, savunuculuk ve örgütlenme çalışmaları yürütüyor. Şimdilerde yeşil ekonomi program koordinatörü olarak Yeşil Düşünce Derneği’nde çalışmaktadır.

Koray Doğan Urbarlı Kimdir? 

1985 yılında İzmir’de doğdu, Ankara’da yaşıyor. Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Mezunu olan Koray Doğan Urbarlı, önceki yeşil partilerde çeşitli görevler almış; Yeşil Gazete’de yazılar yazıp, Yeşil Gazete TV’de program yapmaktadır. (KAZETE)



Üye Ol



Üye Girişi