Müzik tutkusu

01.01.2013 894

 

Bergama, Başkanın kaleminden şu sözcüklerle dökülür:

“ HALİSARNA’NIN GÜZEL KIZI

Bilinmeyeni bilince güzellikler çıkıyor ortaya.

Güzellik Ilıcasının suyunda bulunan ilginç maddeler, insan bedenini bir kılıf gibi saran deriyi okşuyor, yumuşatıyor. Bunu deneyerek, yaşayarak görmüş Bakırçaylılar. Radonlu suyu yalnızca sağlıkları için değil, günlük işlerinde de kullanmışlar.

Bergama’da, yüzülmüş hayvan derilerini kullanılır biçime sokmak için bu su ile yıkarlar, terbiye ederler. Ilık pınarın bir adı da Tabaklar Ilıcası’dır.

Anadolu’da çok gezdiği bilinen Mısır Ecesi güzel Kleopatra, Bergama’ya kadar geldi mi, kesin olarak bilinmez ama aşığı Romalı yönetici Marcus Antonius’un Bergama’nın eşsiz kitaplarını ona armağan edip İskenderiye’ye taşıttığı kesindir. Bergama’nın Güzellik Ilıcası bugün Kleopatra Ilıcası olarak da bilinir.

Antik çağın yazarları Bergama’nın şifalı suları olan iki küçük kentten söz ederler. Bunlar Halisarna ve Sarnaka’dır. İkisi de Mysia ülkesinde bir yerdedir.”

ODTÜ mezunu Başkan, Ege türküleri yanında klasik müziği de çok sever. İlk yaptığı festivale ülkenin ünlü keman sanatçısı Suna Kan’ı çağırır. Büyük bir zevkle hazırlanıp heyecanla günün konserine gidince; konser salonuna girer girmez, koca tarihi ilçeden 30 kişinin dinlemeye geldiğini görünce önce şaşırır sonra da çok üzülür.

Suna Kan o akşam sihirli kemanı ile dinleyen az sayıda insanı büyüler mi bilinmez ama o akşam belediye başkanı hem büyülenir hem de kendi dünyasında inatla sürdüreceği bir karar alır.

O karara sanki o bildik söz ışık tutar:

“ Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir.”

Bu sözü şiar edinir.

Bir yıl tarihi ilçenin belediye hizmetleri, siyasi çalışmaları birde bulunduğu coğrafyayı yazarak geçer. Yeni yılda her kentin her beldenin festivaller zamanı kapıyı çalınca başkan festival programını yapıp son gün konserine yine keman sanatçısı Suna Kan’ı koydurtur.

O günden sonra o günü heyecanla beklemeye koyulur. Aklında hep o soru: acaba bu yıl kaç kişi konsere gelecek?

Onun derdi çok sayıda insanı konser salonuna doldurmak değil ki? Çok sesli müzikle kaç insan farklı dünyalara ve dünyanın ortak dili olan müzik yolculuğuna çıkacak tek kaygısı budur. Amacı ilçesinde genç kuşakları klasik müzikle buluşturup; uluslararası bir sanatçımızla da tanıştırmaktır.

Bir akşam televizyonda Gürer Aykal’ı dinliyorum. Anadolu halkına ilişkin gözlemlerini iki anı kırıntısı ile aktarıyor:

‘Beethoven dinleyen özgürlüğünü alır, özgürleşir. Anadolu’daki bir konserde Beethoven çaldık. Konser bitimi gazeteci dinleyen halktan birine mikrofon uzattı. ‘Konseri nasıl buldunuz?

Anadolulu adam ‘Bu sesler çok sesler. Ulvi sesler. Huzur duydum’ Dedi.

Yine Anadolu’nun bir başka kentinde Vivaldi çaldık.

Konser bitişi iki torunuyla gelen kadına aynı soru yöneltilince yanıtı: ‘Vallahi ben bir şey anlamadım. Torunlarım öğrensin diye geldim.’ İşte Anadolu kadının geleceğe bakışı budur. Dünya orkestralarını yönettim. Gördüm ki, orkestraların pasaportu, dini, halkı farklı olsa da tek dilleri müziktir. Matematik, edebiyat, tıp müziksiz olmaz. Her şey müzikle anlamlı olur.”

Gürer Aykal’ın anısı yıllar önce dinlediğim Bergama belediye başkanının Suna Kan ısrarını çağrıştırıyor:

Suna Kan bir yıl önce konser için geldiği yöreye ikinci kez gelir.

Sihirli kemanı ile çalmaya başlar. Belediye başkanı yine en önde oturur bu kez sayı otuzun çok üstündedir. Bu ısrarlı çağrı birkaç yıl sürer gider. Son konsere gelenlerin sayısı binin üstündedir.

Anadolulu büyükannenin torunlarını konsere götürüşü ile klasik müziği inatla genç kuşaklara sevdirme çabasını sürdüren dönemin Belediye Başkanı Sefa Taşkın selamlanmaya değmez mi?


 

*Yazar, sendikacı