Siyaset Yürek İster!

01.06.2009 0

Baykal Güneydoğu’da bugüne değin kimsenin söylemediklerini söyledi:
“PKK silahlı mücadeleyi bıraksın. Silahların tamamen terk edildiği, silahlı siyaset yapmayacağının kesinlik kazandığı bir ortam oluşsun o zaman af çıkarırız.”

Bu yürekli adımı kutlamak gerek.

Geçtiğimiz hafta sonu konferans için gittiğim Almanya’nın İngolstadt kentinde konferans öncesi dostlar, DACHAU Toplama Kampı’nın kendilerine yakın olduğunu, arzu edersem beni gezdireceklerini söylediler.

İçinde bulunduğum ruh halim, Hitler’in gaz odalarını, fırınlarını görmeye uygun olmamasına karşın; gitmek isteğimi söyledim. Bu tür yerleri görme isteğim her zaman duygu dünyamın önüne geçti ve dünyanın her yerinde böylesi yerleri, yüreğimi her defasında dağlayarak gezdim.

DACHAU: “Adolf Hitler’in başbakan olarak atanmasından birkaç hafta sonra, 22 Mart 1933 yılında, Dachau’da politik tutuklular için bir Toplama Kampı açıldı. Bu kamp daha sonra kurulan bütün kamplara bir model ve kampları yöneten SS’ler için de “Şiddetin Okulu” oldu. Kurulduğu günden itibaren 12 yıl boyunca buraya ve buraya bağlı sayısız dış kamplara Avrupa genelinde 200 binden fazla insan tutuklanarak kapatıldı. Bu tutukluların 43 binden fazlası öldü. Sağ kalanlar, 29 Nisan 1945 yılında Amerikan birlikleri tarafından özgürlüğe kavuşturuldu.”

Hiroşima’da Barış Parkı’nda turna kuşu uçurdum, Vietnam Anıtına karanfil bıraktım. Berlin duvarından küçük bir parça aldım, Berlin’deki Yahudi anıtını gezdim, Dachau Toplama Kampı’nın bahçesinde iki küçük taşı, taşlaşmış yürekler adına aldım.

Tarihte bu tür acılar yaşamış devletlerin acılarını böylesi anıtlarla, müzelerle aşmalarına hayranlık duyuyorum. Hiç kompleksiz kendi okullarındaki öğrencilerle ülkelerine gelen turistleri aynı anda anıtlarda, kamplarda, müzelerde konuk etmeleri, tarihlerindeki karanlık sayfaları açmaları onların güçlü devlet olduğunu gösteriyor.

Biz de ülkemizdeki bu tür mezhepsel ve etnisiteye dayalı tarihi olayların üstünü örtmek, bu istek sahiplerine “Nedir bu ısrarınız?” diye sormak yerine; ‘Madımak Müzesi’ni açsak, Kürt Sorununu çözüp yaraları sarsak, ülkemizin güzelim dağlarını turizme açsak olmaz mı?
1999- 2000’li yıllarda CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak Güneydoğu’da yaptığımız çalışmalardan ötürü çok eleştirildik. Adımız ‘Bölücü’ oldu. Oysa söylemimiz CHP programındaki Kürt Sorunu sözcüğünü ağız dolusu söylemekten öte bir şey değildi. Olamazdı.
O gün bize ‘Bölücü’ diyenler, ‘andıç’lanmamız karşısında ses çıkarmayanların bugün Kürt Sorunu konuşuyor olmalarından büyük mutluluk duyuyorum.

Düşüncelerinden ötürü tutuklanan ve yıllarca hapislerde yatan, çıktığında bir kadın hakları savunucusu olarak geçmiş olsuna gittiğim, Leyla Zana ile kucaklaşmama eleştiriler, daha dün gibi kulaklarımda çınlıyor ve hala sürüyor.

En komik olan da Asmin kitabımın kapağında gazeteci dostum Gül Demir’le Hakkâri giysileri içinde çekilen fotoğrafımızı gören ‘Büyük gazeteci’, “Bu kadın bölücü”  suçlamasını unutamıyorum. Suçumuz sınır kentimiz Hakkari’de kadınların giydiği yerel giysi ile fotoğraf çektirmek…

Bugün o yazarımız da Kürt Sorununu yazıyor.

Hey gidi günler hey demiyorum.

Ne güzel günler, ne güzel…

Deniz Baykal, “Mayın incelemeleri nedeni ile gittiğim Tilkitepe’de konuşmalarını beğeni ile dinlediğim lise mezunu İbrahim’i unutmam olanaksız. Yüreğimi Tilkitepe’de bıraktım” diyor.

Ne güzel, yüreği olan ve onu bir yerlerde bırakan siyaset adamlarına sahip olmak, ne güzel…