SORUNLAR DİLLE ÇÖZÜLÜR…

01.08.2009 0

Her uğraşın biri dili olduğu gibi her sorunun da bir dili vardır.

İletişim kurmanın en büyük güzelliği ortak dilin yakalanmasıdır.

Taraflar birbirinin dilini kavrar.

Ortak bir dil oluştururlar.

O nedenle bilinmelidir ki, ezberler de dille bozulur.

Yazılarımda her zaman önerdiğim siyasi partilerin sivil toplum örgütleri ile kurumsal ilişki kurmalarıdır.

Nedir kurumsal ilişki?

Taraflar birbirinin, sorunlarını, istemlerini en önemlisi de dillerini kurumsal ilişkide öğrenirler. Sorunların çözümünde birbirlerini kırmaz hatta ortak bir dil oluşturabilirler. 
Herhangi bir siyasi parti başkanı, kadroları ülkenin çeşitli alanlarda sesi olan sivil toplum örgütleri ile kurumsal ilişki kurarsa sorunlar daha sorunsuz, iktidar yolu daha kolay açılır.

Örneğin, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, KESK’le kurumsal ilişkiniz yoksa onlara memurların sorunları nasıl çözülür diye sorarsanız incinirler. Çünkü onlar kendini kamu çalışanları diye tanımlıyor. ‘Canım ne var bunda onlar devlet memuru değil mi?’ demenin yararı yoktur. Devlet memuru olduklarını bilerek onlar kendini kamu çalışanı diye tanımlıyorsa bu tanıma sıcak bakmak, saygı duymak, özen göstermek, sorunlarını yakından izlediğinizi göstermek birlikte olmanın yolunu kolayca açmak gerekir.
Oysa bizde siyasi parti liderleri, bir örgütün başkanı ya da yöneticileri ile tanışmayı kurumsal ilişki sayıyor. Ve yıllardır bu bakış bu yaklaşımla ne sorunlar çözülüyor ne o tanışıklık o örgütün desteğini ne de oyunu o partiye taşıyor.

Siyasetteki bu alışkanlık ülke yönetimine de yansıyor.

Başbakanı izleyen, dinleyen herkes görüyor ki, o kendi bakışı, kendi dili kendi yorumu ile olaylara ve sorunlara yaklaşıyor.

‘Alevi Açılım’, ‘ Kürt Açılımı’, ‘Çevre Sorunu’, ‘Kadın Sorunu’, ‘Emekçilerin Sorunu’ yıllardır çözüm bekliyor.

Açılımları izlediğinizde açılım mı, saçılım mı diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz.
Ses veren, sorunların sahibi kesimlerle iletişim kurulmaz mı? Sorunları çözmek, ortak dil yaratmak için sorunun sahipleri ile iletişim kurulur, çağdaş diyalogla sorunlar kavranır ve ortak bir çaba ile çözülür.

Türkçenin bugünlere gelmesinde katkısı yadsınmayan, dil ustası Yunus Emre’nin şiirinde birbiriyle bağlantılı dizelerden kendine yakını koparıp, birilerinin yüreğine korku salmakla sorunlar çözülür mü?

Tıpkı Pir Sultan’ın iki dizesini yıllardır birbirinden ayırdıkları gibi:
“Gelin canlar bir olalım” derler. Oysa o dörtlük bir bütündür.
“Gelin canlar bir olalım/ Münkire kılıç çalalım/ Mazlumun hakkın alalım/ Tevekkeltü taaallah”

Yunus Emre’de o dizenin günümüze uygun olanı “Söz ola kese Savaşı”dır.

‘KÜRT SORUNU’ ORTAK DİLLE ÇÖZÜLÜR!
Yıllardır ‘Güneydoğu Sorunu’ diye coğrafya adı ile adlandırılan sorunun nihayet ‘Kürt Sorunu’ olduğu noktasına gelindi. Acıların son bulması isteniyorsa artık ülkemiz insanı için, ülkemizin yarınları, dünyadaki konumu ve önemi için ‘Kürt Sorunu’ çözümlenmelidir. Bunun sihirli formülü ortak bir dilin yakalanmasıdır.  
  
Yunus Emre’nin deyimi ile “Söz ola kese Savaşı”bu nedenle yaşamsaldır. Unutmamalı ki, güçlü devletler sorunlarını akıl ve cesaretle çözerler. Ülke insanına daha fazla acı çektirmek bencillik ve ilkelliktir…