Çingeneler sürüldü

01.02.2010 0

Selendi’den Salihli’ye Sürgün…

Çingeneler bende özgürlük çağrıştıran halktır.

Çocukluğumuzda oturduğumuz semtin boş ve ıssız arazilerine ansızın çadırlarını kuran Çingenelerin gelişi coşku, dönüşleri hüzün yaratırdı. Anneler onlar için olumsuz sözler söylememize kızardı. “Onlar da insan, yersiz yurtsuz olduklarında göçmen kuşlar gibi göçüyorlar” diye uyarırlardı.

Büyük kentlere göçen Çingeneler göçlerini indirip yerleşiyorlar.

Yerleşik yaşama uyum yerine kendi özgünlükleri yansıyor.

Yıllarca mahallemizde bizimle yaşayan Çingeneleri hep sevdik.

Bizim anne ve babalarımız hep onları sevmemizi söylediler.

ÇİNÇİN’DE ÇİNGENE KOMŞULAR
İlk kitabımdaki öncü kadınlardan biri de ‘Cici Bacı’ oldu.

Biz onun gerçek adını hiç öğrenemedik hep ‘Cici Bacı’ diye seslendik.

O da mahalleli kadınlara ‘Cici Hanım’ erkeklere de ‘Cici Bey’ diye seslendi.

Çinçin’de yaşayan ‘Cici Bacı’ kızına muhtarın kızı Yüksel’in adını vermişti.

Muhtarın kızı Yüksel’i çok severdi. Onu gördüğü sokakta sarılıp öper, “oku oku benim yerime de oku. Ahh! Ne olur annem, babam, beni de okula gönderseydi.” Muhtarın kızı da onu çok sevdi.

Cici bacı’nın meşhur bir türküsü vardı. O türküye zaman zaman isyan etsem de o dörtlüğü hiç unutmadım:

“Vebalin boynuma
Tütün paran boynuma
Anan baban boynuma 
Sallan gel gir koynuma”

Devlet Tiyatroları sanatçısı Ayşe Nil Şamlıoğlu, ‘Hüznün Coşkusu’ndaki ‘Cici Bacı’ rolünü inanılmaz güzel oynadı. 

Ne ben Çingene ‘Cici Bacı’yı unuttum ne de onu oynayan Ankara, Bursa, Antalya, Van Devlet Tiyatrosu sanatçıları. İnanılmaz acılarla örülü yaşamına karşın yaşama tutunmayı bilen direngen, tutkulu kadın akıllarda iz bıraktı.

Hükümetin ‘Roman Açılımı’ çalışması akıllarda henüz tazeyken; Çingenelerin olayları ve tehcir mi? Sürgün mü? Olayı vicdanları sızlattı.

Evdeki şiir antolojilerinden şairlerimizin Çingeneler için yazdığı şiirleri okumaya başladım:

Ahmet Telli Çingeneler şiirinde:  “Gün biterken Çingenelerle/ inecek ovaya çengilerle/ Ateş yakılacak ve birer/ Yalım düşecek kızların yüzüne.”  diyor.

Özdemir İnce ‘Sandıklı pazarındaki Çingene kadın’ı bakın nasıl anımsıyor:

“Birden anımsadın bunca yıl sonra/ o gördüğün badem gözlü/ Çingene kadını/ tam yirmi beş yıl önce/ Sandıklı Pazarında” diye duygularını anlatıyor.

Bir başka şair Asaf Halet Çelebi dizelerinde:

“çiçekli şalvar seven Çingenelerim
çiçeği sevmezler
kalem parmaklı Çingenelerim
kalem tutmazlar
falıma bakarlar da
yüzüme bakmazlar
elime bakarlar da
ayağıma bakmazlar
paramı isterler de
beni istemezler
yüzlerini güneşle yıkayan Çingene kızlarım
kibarım diye bana gönül vermezler”

Ve de Sennur Sezer’in dizeleri:

“Yorgunsam bezginsem çaresizsem
Onu düşünürüm üzgün ve kırgın
Türkülerle avunması gibi
Yorgun bir Çingene açlığının”

Onlara “BUÇUK” dense de onlar insanın buçuk olamayacağının bilincindeler.

Kimi kendine ‘Roman’ kimi de ağız dolusu ‘Çingene ‘ diyor.

Bu onların vereceği karar olmalı.

“Çingeneler Zamanı” ve Türk Sineması’ndaki Çingeneler filmi unutulur mu?

Özgün sesleri, renkli giysileri, fal sohbetleri olsa da Ağır Roman’daki ağır hüzünlerine...

Ağır sürgün eklendi… Ansızın kendilerini Salihli’de buldular. Selendi’den savrulan Çingeneler bir başka ‘S’ olan Salihli’de savrulmamak adına yaşama sabırla, sevgiyle sarılacaklar…

Bu özgür halk belki de yaşamlarında ilk kez sürüldüler.

Ya da bu bize yansıyan ilk olaylı sürgün...

Oysa onlar yaşamımızın vazgeçilmez rengi, solmayan bahçesi.

Annelerimizin bize sevdirdiği Çingeneleri biz çocuklarımıza sevdiremedik mi?