Özgür olmayan medya tüketir!

01.11.2011 0

Bahar dallarının açtığı bir gün yeni türküler söylemeliyiz diye yazmıştım. Gerçekten yeni türküler dinlemeye, ezberlerimizi bozmaya, dilimizdeki türkülere yeni türküler eklemeye öyle gereksinimimiz var ki. Yine bahar dalları döküyor, yine sorunlar yürek yakıyor. Yine türkülere sığınmak ve soluklanmak gerekiyor…

Ankara’nın serin bir sonbahar akşamında BASİSEN sendikamızın Orta Anadolu bölgesinin sesi olan sendikacılar,  toplantı sonrası bir akşam yemeği ile soluklanmak ve günü noktalamak istedik. 

Ansızın bir telefon bizleri,  TRT Halk Türküleri sanatçısı Kubilay Dökmetaş’la buluşturdu. Gün boyu emek dünyasının sorunlarını, örgütlenme çalışmalarını, ülkedeki gelişmeleri ve yarınlarımızı konuştuk.  Toplumsal olayları sadece konuşmanın yeterli olmadığını ve somut adımlar atmak gerektiğini biliyorduk.

Kubilay Dökmetaş’ın, derin folklor bilgisi ve güzel sesiyle yorumladığı türkülere yolculuk köklerimizden ne denli uzaklaştığımızı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi… 
 
Her gün televizyonlardaki magazin programlarıyla didik, didik didiklenen özel yaşamlar, sözüm ona sanal aşklar ve giz perdesinin aralanması bir yana tümden kaldırılması nasılda kötü savrulduğumuzu, toplum olarak kirlendiğimizi yansıttı.

Bakın üç bölge ve üç sanatçının türkülerindeki aşk, sevda, sevginin işlenmesine bir de her gün televizyon programlarında saçılan dedikodulara, ölen insanların, geride bıraktıklarının sevgi söylentilerine ve giz kavramının gösteriye dönüşmesine tanıklığımız...    
Muharrem Ertaş’ın türküsü Neşat Ertaş’ın dilinde günümüze yolculuğunu şöyle sürdürüyor: “ Vay ne olur ne olur/ Sevda sırrınan olur/ Gözdür alemi gezer/ Gönül biriyle olur” diyor ve bu türküye destek Diyarbakır’lı Celal Güzelses’ten geliyor. “ Bahçede yeşil hıyar/ boyun boyuma uyar/ Ben seni gizli sevdim/ Bilmedim alem duyar.” Kırşehir’den, Diyarbakır’a oradan Ercişli Emrah’a uzanan dayanışma türküsü söylenmeyi sürdürüyor: “ Birin bilir birin bilmez/ Bu dünya kimseye kalmaz/ Yar ismini desem olmaz/ Düşer dillere dillere”  

Türküler konusunda derleme kitapları olan,  radyoda ‘Gramofondan Mikrofona’ programını yapan ve sunan sanatçı Kubilay Dökmetaş’ın çığırdığı türküler birkaç yıllık mazisi olan özgün mekânın duvarlarında ilk kez çınladı.

Dinlediğimiz türkülerdeki yaşam iletisinin güzelliği ile savrulduğumuz ortamda insanların özel yaşamlarının nasılda hırpalandığını, saçılıp döküldüğünü, değerlerin yok edildiğini ve bir başka yaşam yoksunluğumuzu türkülerimiz anımsattı…

Kitap okuyarak güzelleşmeyi, türküler dinleyerek çoğalmayı, yaşadığımız dünyayı algılamayı, toplumsal sorumluluklarımızı bilmeyi kısacası insanı insan yapan değerleri kirletenler karşısında toplum olarak karşı duruş sergilemeyi artık düşünmeliyiz…

Kitap okumak, türküler dinlemek, sanatsal ve toplumsal etkinliklere katılmak yerine insanların yaşamlarını para kazanmak için parçalayan, dağıtan, ortaya saçan en acısı da bunu kamu görevi olarak yaptığını savunanların programlarının tutsaklığından kurtulun! Sanal gündemleri aşın! Yazılı ve görsel olarak güçlerin değil gücü olan medyayı yaratın!  Yoksa sizin olmayan, özgür olmayan medya gün gelir, sizi tüketir! 


* Sendikacı, yazar