Ekonominin lokomotifi inovasyon

01.11.2011 0

İnovasyon, dilimize de giren ve artık gündelik yaşantımızda sürekli kullandığımız kavramlardan biri. Geçtiğimiz hafta bu konudaki bir seminer nedeniyle hazırlanırken üzerinde daha fazla düşünme firsatı buldum ve sizlerle de paylaşmak istedim…

Inovasyon nedir dediğimizde tam olarak net bir tanım yapılamamakla birlikte kavramlar arasında birkaç cevap birbirine uyum sağlıyor: genellikle yenilik veya yenilikçilik olarak orijinalinden tercüme ediliyor, kimisi için “icat çıkartmak”, “eski köye yeni adet getirmek”le özdeşleştiriliyor. Kısacası inovasyon, yeni ve orijinal fikirlerin bilgiyle sentezlenerek daha farklı ve daha yeni fikir, ürün, hizmet ve yöntemlere dönüştürülmesidir şeklinde açıklanabilir. Seminerdeki katılımcılardan biri “hayatı daha kolay hale getirip tembelleştirmeyeçalışmanın bir yolu” şeklinde yorum yaptı, bu da aslında inovatif bir görüş…Zira bu yeniliklerin bilgi vasıtası ile ekonomik ve toplumsal faydaya donüştürülmesi çabası da inovasyon sürecini oluşturuyor, bu sürecin sonunda gerçekten yaşantımızda farkına bile varmadan pekçok değişim sözkonusu oluyor, önemli olan bunları olumlu yönde değerlendirebilmek…

Sözkonusu süreçte bilgi ve bilginin kullanımı yeraldığı için, bu kavramı yaratıcı düşünme (creative thinking) ve eğitimden bağımsız ele almak imkansız…Eğitim deyince de ister istemez eğitim sistemlerinin insanların yenilikçi ve yaratıcı olmalarındaki payını dikkatle incelememiz lazım…Zira inovasyon açısından nerede olduğumuza baktığımızda Avrupa Inovasyon Endeksi’nin (European Innovation Scoreboard)-2010 Inovasyon Indeksi’nde Litvanya’dan sonra sondan ikinci olabilmişiz, Avrupa ülkeleri içinde İskandinav ülkeleri önlerde yeralmış, genel indekste ise ABD’nin Avrupa ülkelerinden de açık bir farkla önde yer aldığı görülmekte. Ben bu farkın büyük bölümünün daha çocukluk döneminde serbest düşünce ve kendini rahatlıkla ifade etmeye yönelik eğitim sistemi ile gerçekleştiğini düşünüyorum…Yani bu aslında Hofstede’nin çalışmasında sözünü ettiği “beyin haritası” (mind map) oluşumundan başka birsey değil…

Nasıl mı? Bizzat gözlemlediğim ve derslerimde de ögrencilerime sürekli verdiğim bir örnektir bu: ABD’de daha 8-9 yaşlarında ilkokul sıralarında mesela bir gezi mi yapılacak, okul yönetimi çocuklara bu gezinin masrafını karşılamalarına yönelik bir kutu çikolata verip satmalarını ve satabildikleri oranda da gezilerini bedavaya getirebilecekleri “fon artırımı” (fund raising) yapmaya teşvik ederler. Şimdi “ne var bunda?!” diye içinizden geçirdiğinizi tahmin ediyorum…

Bakın aslında küçük bir kutu çikolata satışı çocuklara neler ögretiyor: Bir kere direkt olarak satıs bütçesi ile ceplerinde kalacak paranın hesabını yaparak ticari zihniyeti ögreniyorlar… Sonra o çikolataları satabilmek için en güzel tavırlarını takınıp, güleryüzle kapıları çalarak insanlara “fon artırımı için çikolata satıyorum, bir tane almak ister misiniz?” diye sorarak insan ilişkilerini, prezentabl olup satış ve iletisim tekniklerini öğreniyorlar, bunları bir hedefe yönelik yaptıkları için planlama ve stratejiyi öğreniyorlar…Herşeyden öte özgüvenleri gelişiyor ve işin en güzel yanı da bütün bunları farkında olmadan otomatik olarak ögreniyorlar…Küçük bir deneyimle 8-9 yaşında bu kadar şeyi ögrenen bu cocukların 18-19 veya 28-29 yaşlarındaki inovasyon ve yaratıcılık kapasitelerinin ve bunları pratik hayatta kullanabilme yetilerinin nasıl geliştiğini düşünebiliyor musunuz?!…

Dolayısı ile bir ülkedeki ulusal eğitim politikası, aslında o ülkenin uluslararası platformda ekonomik üretim, başarı ve rekabetçilik düzeyini belirleyen insan kaynağının nasıl bir beyin haritasıyla yetişeceğine recete yazmış oluyor…Bizim ülkemizdeki ulusal eğitim politikasına gelince, sanırım bu sene yine SBS sınavları kalkıyormuş, veya baska bir şekil ve isim alıyormuş. Lütfen şekil ve isimlerle uğraşmaktan ve sadece “ezbere öğretim”den vazgeçip düşünüp, sorgulayabilen ve farklı fikirler üretebilen beyinler şekillendirecek bir “eğitim” sistemi için çabalayalım artık. Aksi taktirde böyle giderse bir dahaki inovasyon indeksinde ne yazık ki sonuncu bile olabiliriz…  


 * Yrd. Doç, İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü