Biraz nezaket lütfen

01.10.2010 659

Japonya’daki toplu taşımacılık sistemi akıllara durgunluk verecek kadar dakik; çoğu ülkede genellikle saat başı veya dakikaları yuvarlanarak hazırlanan programların tersine tren ve metroların hareket saatleri, mesela 8:21, 10:03 gibi neredeyse saliselere bölunecek! Böylece derslerimde talebelerime öğrettiğim Japon yönetim sistemindeki (Teori Z) kalite ve mükemmeliyetçiligi, Japonlar’ın hayatlarına nasıl uyguladıklarını yakinen görme fırsatı bulmuş oldum...Belki Japon toplumundaki zamana ilişkin bu aşırı hassasiyetin robotluk olduğunu düsünebilirsiniz, ama işte tam da bu noktada bu hassasiyetin bambaşka bir boyutunu görüp hayatlarına uygulamaya çalıştıkları kalite ve mükemmeliyetçiliğin aslında vatandaşına doğru düzgün hizmet vermek kaygısından baska birşey olmadığını anlıyorsunuz. Nereden mi anladım? Cünkü o dakik kalkan tren ve metroların (veya otobüslerin) önünde bekleyen hareket memurları kalkış için gerekli komutu verdikten ve kapılar kapandıktan sonra, eğilip trene ve içindeki insanlara selam vererek yolcularını saygıyla uğurluyor…Bu davranışın aynısını markette alışveriş yaparken içeriden mal getirip götüren çalısanların kapıdan girip çıkarken yüzünü dönüp, önünde insan yerine boşluk bile olsa, aynı şekilde eğilip selam verdiklerini görüyorsunuz, yani bizdeki anlamıyla “müşteri veli nimet”...Daha da ötesi, TV’de haberleri sunan spikerlerin habere başlarken ve bitirdikten sonra ekrana yine eğilip selam vererek haberleri sunduklarını görerek bu saygı ve nezakete hayran kalıyorsunuz…Tabii bu benim şahsi fikrim…Her ne kadar şahsi fikrim desem de, köklü geçmişimize ve kültürel değerlerimize şöyle bir yolculuk yaptığımızda benzer adetlerin, mesela içinde bulunulan meclisten ayrılırken saygı ve nezaket icabı arkanızı dönmeden ve yüzünüzü o meclise dönerek çıkmak adeti bizde de varmış. Yine mesela Japonlar da terlik giyip, eve (ve hatta bazı geleneksel lokantalara, okulda sınıflara, hatta iş yerinde toza hassas olan bazı mekanlara, mesela bilgisayar laboratuvarlarına, dahi) ayakkabı ile girmiyorlar, tertip ve temizlik çok önemli; dikkatimi çeken başka bir benzerlik ise topluma ait ortak mekanlarda yüksek sesle konuşmamak ve kimseyi rahatsız etmemek, o yüzden cep telefonları bile genellikle hep sessizde, çünkü toplum içinde uyum ve huzur çok önemli…Ne yazik ki bu benzerliklerin çoğu, bizim toplumumuz için mazide kaldı, ne oldu da bu adetlerimizi unuttuk ve bize özgü hasletlerimizin çoğunu kaybettik bilemiyorum, incelemek lazım…Japonlar da yeni neslin eskisi kadar örf ve adetlerini yerine getirmemelerinden yakınıyorlar ama bizim kadar değil; bilhassa çok ilginç olan geleneksel bayramlarında önde çocuklar, hemen arkasında yaşlılar, ve onun arkasında yeni gelen genç nesil üç kuşak bir arada toplanıyor ve nesiller arası kaynaşmayı ve ritüelleri sürdürmek için de ellerinden geleni yapıyorlar…Gerçekten de bir toplumun birlik ve beraberliğini, köklü paylaşımlarını perçinleyen ve ruh katan bu ritüel ve adetlerdir, oysa bizimkiler nerede kaldı, buna da bakmak lazım…Siyaset üslubundan, medyaya, toplumun genelinden aile içi ilişkilere kadar bu köklü örf, adet ve geleneklerimizi erozyona uğratıp, toplumumuzla uzaktan yakından alakası olmayan yeni bitme söz, davranış ve kavramlara kurban ederek çok yazık ediyoruz. Tarihimizde ve kültürümüzde başkalarına bile örnek olmuş ve yer etmiş asil ve köklü değerlerimizi, o veya bu sebeple ucuza satarak gerçek kimliğimizi yitiriyoruz, işte bu yüzden de toplum içinde ne huzur, ne dirlik arayıp bulamıyoruz…Kolay mı kazanıldı bu topraklar ki birlik ve bütünlüğümüzü bu kadar çabuk elden çıkarabiliyoruz, iki maddi çıkar ve sonradan ekleme eğreti copy-paste (kopyala-yapıstır) planlar uğruna?! Hiç mi kalmadı tarihine, kültürüne, örf, adet ve ananelerine sadık vatanseverlerler bu ülkede?! Sonra bunların hesabını zor vereceğiz torunlarımıza…Ben kendi adıma, artık yitirmekte olduğumuz adetlerden biri olarak en çok, herkesin diğerini kırıp kul hakkı almaktan çekindiği o huzurlu sükuneti ve “nezaket”i özledim. Zaten benim de toplumumun temel özelliği olan bu adetin hala Japonya’da sürüyor olması beni geleceğe dair ümitlendirdi; ilginçtir ki bir dersim sırasında Japon öğrencimden “inga oho” denilen bir kavram olduğunu öğrendim, yakın ifadeyle “ilahi adalet”, yani yapılan iyilik veya kötülük eninde sonunda bu dünyada mutlaka size geri döner”…Bu düsturla yetişip terbiye almış insanların davranışlarını düşünebiliyor musunuz? Sonuç olarak, aslında ne varsa özümüzde var, içimize dönüp kendi gücümüze bakalım, lütfen eski adetleri işe yaramaz diye kaldırıp atmayalım, onların paha biçilmez antika olduklarını hatırlayıp layık oldukları değeri verelim, ve bu hazinelerimizi tozlu sandıklardan çıkartıp ilim ve yeniliklere keşif yolunda ve/veya varolan yeniliklerle harmanlayarak çoktan beri ölü olan ruhumuza güç katıp canlandıralım. Ama herşeyden önce “karşılıklı saygı ve nezaket lütfen”, bu ikisine çok çalışmayı da ekleyerek bence başaramayacağımız hiçbir şey olamaz