Taksim: Emegin bayram yeri

05.05.2010 632

1 Mayıs yeniden çalışma yaşamını ve sorunları gündeme taşıdı.1 Mayıs 2010 da ‘Sendikaların ortak vurgusu işsizlik.’Bir ülke düşünün ki milyonlarca işsizi var. Milyonlarla söylenen işsizlik ve milyonlarca işsiz öyküsü... Milyonlarca insanın yarın düşü gireceği bir işle yaşama dönüşecek.Geçenlerde yeni işe giren yeğenimle söyleşiyorum. İşe gireli iki ay oldu. Yaşama bakışı, yarınları algılayışı öyle farklılaşmış ki anlatamam. Kendine güveni gelen artık yaşama tutunacak dalı olan, düşlerini gerçekleştiren bir umutlu insan.Aile mutfağına katkısını sordum aldığı ücretin üçte birini verdiğini söyledi. Çünkü yeni bir işe başladım kendime iki takım elbise aldım. Ayda bir arkadaşlarla dışarıda yemek yiyoruz. Konuşacak konuları çoğalmış. Güzel şeyler düşünüyor. İş sahibi olmak böyle bir şey olsa gerek. Aynı yakınım daha önce bizim konuşmalarımıza katılmaz, yorum yapmaz; bunlar neden söz ediyor diye garip, garip bakar ve dinlerdi. Artık sözümüze karışıyor, yorum yapıyor, farklı yaşamlardan örnekler sunuyor. Kısacası işe giren insanın duruşu, bakışı, gülüşü değişiyor.O artık kendiyle, çevresiyle, toplumla barışık biri oluyor. İssizliği azaltmak, yeni istihdam alanları yaratmak ve toplumu işsizlikten ve işsizliğin getireceği belalardan kurtarmak gerek.Orhan Veli, ‘İşsizlik’ öyküsüne şöyle başlıyor: “İşsizlik kötü şey vesselam... İşsizliğin kötü olduğunu da yalnız aç kaldığım zamanlar, düşünüyorum. Can sıkıntısından, bunaldığım sıralarda da düşünsem ya. Olmuyor. Bu bahçeye de hep böyle zamanlarımda gelirim. Neden acaba? Etraftakilerin de çoğu işsiz.”Ülke gündemindeki tüm can sıkıcı olaylar işsizlikten artıyor.Sokaklar, kahveler binlerce öfkeli insanla dolup taşıyor. Herkesin ailesinde, çevresinde işsiz var. Emekliler bile ikinci iş arıyor.2006 yılı resmi işsizlik verilerine göre Türkiye yüzde 9,9’luk işsizlik oranı ile 39 ülke arasında işsizlik oranı en yüksek altıncı ülke konumundaydı.Ülkenin başkenti yoksulluğun da başkenti değil mi?Yine bu köşede yoksunluk ve yoksulluk yazımda yönetenler yönetmekten yoksun olurlarsa, yoksulluk için çözüm önerileri yapamazlar. İşsizliğe yönelik projeleri olamaz. İstihdam politikalarını yeniden gözden geçirmek, istihdamı artırıcı tedbirler almak gerekir. Bunun için sendikaların hükümete baskı grubu olarak baskı yapması gerekiyor. İşleyen sağlıklı bir ekonomi de ne kadar çok insana iş olanağı verdik yerine; ne kadar çok insanı işten çıkardıklarıyla övünen bir ülke olduk. Çağdaş ülkelerin başkentleri işsizliğe karşı tedbirleri konuşur, bizim başkentimiz işsiz kalanların eylem yeri haline geldi.Çalışma yaşamında demokratikleşme sağlanmadıkça işsizliğe çözüm giderek zorlaşıyor. Küresel kriz söylemine karşın kârlar artarken işçi çıkarmalar artıyor, emekçilerin ücretlerinde düşüşler sürüyor. Bu haksız rekabet ülkede var olan işsiz sayısını hızla büyütüyor. 1 Mayıs’ı kutlamak için Taksim’e çıkarken aklımız ve yüreğimiz çağdaş bir anayasa beklentisinde. Oysa hükümet işsizlere ve çalışanlara karşı nasıl tavizsiz direniyorsa anayasa paketini demokratikleştirme çağrısına karşı da aynı acımasızlıkla direniyor.İşçi sınıfının direnişi ve ödenen bedeller sonunda; 32 yıl sonra ‘Taksim Alanı’, ‘1 Mayıs Marşı’ ve ‘Emek Bayramı’ özgürleşti. Taksim, Taksim olalı böyle bir dayanışma günü yaşanmadı…