Kaynaklarımızın farkında mıyız?

02.10.2009 537

Yoğun geçen bir yazın ardından hem biraz dinlenmek, hem de tarihi ve kültürel yönden bilgilenmek adına Ege’mizin çeşitli yörelerine uğrayarak gezme fırsatı buldum. Bu gezi sırasında gözlemlerim, birkaç yazımda uzun zamandır yazdığım bazı gerçekleri apaçık gün ışığına çıkardı; ne mi o geçekler? Kendi ülkemizin, topraklarımızda var olan köklü tarihin ve kaynaklarımızın farkında bile değiliz! İşin kötü yanı galiba farkında olmadığımız gibi umurumuzda bile değil, o veya bu sebeple, ya da sadece süslü söylemlerde lafta kalan bir ilgi…Ama gerçek olan şu ki, sahip olduğumuz zenginliğin göz göre göre çar çur edildiği ve heba olduğudur…Bir ülke düşünün ki, üzerinde kaç bin yıllık tarih yaşanmış, ve bu tarihe ilişkin arkeolojik alanları gezdiğinizde kendinizi yalnız ve o alanları da terkedilmiş hissediyorsunuz. En azından benim gittiğim birkaç yer bana bunu hissettirdi; Apollon Tapınağı, Miletos ve Priene…Nasıl güzel yerler, nasıl tarih kokuyor ama bir o kadar da kendi halinde, birkaç paslanmış levhayla bulmaya ve tanımaya çalıştığınız koca bir tarih…En çok üzüldüğüm de, akın akın otobüslerle gelen yabancı turistlerin yanında bizim gibi “tesadüfen” gelmiş birkaç yerli turistin sayısı oldu, yabancı turistler bizim ülkemizi bizden daha iyi tanıyorlar ve görmek için can atıyorlar!…Zaten hep öyle değil midir, insan nankör ve elinde olanın kıymetini hiç bilmez…Ama bu kıymet bilmezlik ülkemize her açıdan çok şey kaybettiriyor, en başta ekonomik, sonra da layıkıyla tanıtım! Tarihi bizim topraklarımıza göre yeni olduğu için bu örneği veriyorum, mesela ABD’de en ufacık bir taşı bile değerlendirirler, girişi şaşalıdır, etrafı çevrilidir, levhaları paslanmaz maddeden ve bakımlıdır, başında da mutlaka size bu tarihi anlatan ya biri vardır veya düğmeye basınca kaydedilmiş olarak dinlersiniz. Mesela yine tarihlerini yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak için suni kasabalar yapmışlardır, yerine göre Ortaçağ kasabası, Kovboy kasabası, Kızılderili kasabası, İlk Göçmenler kasabası, vb., o dönem kıyafetleri giymiş dolaşan insanlarıyla, bazıları sonradan yapılmış da olsa o devir mimari tarz evleriyle, yemekleriyle, yine o devirden kalma eşyaları ve yaşantılarını canlandıran senaryolarla bu kasabalarda tarihi canlı canlı görürsünüz, öğrenirsiniz ve unutmazsınız…Böyle bir şeyi yapmanın zor olmadığını düşünüyorum, hem iç ekonomiyi canlandırıcı hem de turizmi; üstelik inanın bizim ülkemizin göğsünü gere gere “şov yapmaya fazlasıyla hakkı var”! Kesinlikle aynı düzeyde olmamakla birlikte bizde de Efes, Safranbolu Evleri, Truva, Çanakkale Şehitliği, Kapadokya, vb. bazı örnekler var ama söylemek istediğim, üç-beş tane değil, güzel yurdumuzun her köşesinde değerlendirebileceğimiz ve “marka” yapabileceğimiz o kadar çok fırsatımız var ki, bunların önce bizim tarafımızdan görülüp korunması gerekir diye düşünüyorum…Neden mi bizim tarafımızdan, çünkü biz görmezsek başkaları görüyor, görmekle de kalmıyor: Arkasını bal gibi kaynak su inen görkemli dağa vermiş, önü ise verimli Ege ovası ve masmavi deniz gören Antik Priene tepesinden indikten sonra bilet satan görevliyle niçin buraların bu kadar terkedilmiş ve ilgisiz olduğunu sorduğumda, “işte öyle!” cevabını aldım. Bu cevapla kalsa üzülmeyecektim ama sonrası gerçekten içimi acıttı, bu yerlerin kazı çalışmalarını yine yabancı bir arkeoloji enstitüsü yürütüyormuş (!) ve o civardaki pek çok araziyi de yine yabancı turistler satın alıyorlarmış, sonra da o topraklarda çıkan tarihi eserleri alıp götürüyorlarmış! Tabii gerçeklik payını bilemem, söylenti mi, değil mi, incelemek lazım ama söylentisi bile tüyler ürpertiyor! Sanki yeni bir şey diyeceksiniz, bunca sene ülkemizden kaçırılan tarihi eserler ve satılan topraklar kimin umurunda, biz hala içi boş suni sebeplerle birbirimizi yemekle uğraşalım…Atalarımızın ve bu topraklar uğruna kan döken şehitlerimizin kemikleri sızlıyor, gerçekten ülkemize ve kaynaklarımıza yazık oluyor! Umarım Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Müzekart” projesi bu amaca hizmet eden bir ilk adım olur; lütfen bizler de artık kendi topraklarımızdaki kültür ve tarihe yabancı kalmadan kıymetini bilip, her açıdan ülkemize dört elle sahip çıkalım…* Yrd.Doç.Dr.Tijen ERSOY HARCAR-İzmir Ekonomi Üniversitesi