Bize gereken “Ekonomik Açılım”!...

31.08.2009 719

Geçen ayki yazımızda yeni dünya düzeninden bahsetmiştik; bu düzene dair senaryolaraileriki yazılarımızda değinmeye devam edeceğiz ama bu ay, sözü geçen yeni dünya düzeninden ülkemizin payına düşen şu “açılım” meselesine değinmeden geçemeyeceğim…O açılım, bu açılım: dünyadaki makro düzeyli değişimlerden ülkemiz de kendine düşen payı mikro düzeyde “açılım” furyasıyla almış oldu! İşin komik yanı, yine her zaman olduğu gibi sanki dünya yeniden keşfediliyormuşçasına soruna “çözümler” ve “modeller” üretmek üzere yine vatana-millete gereksiz zaman ve enerji kaybı yaşatılıyor olması…En çok da, Zafer Haftası arifesinde, vatan uğrunda dökülen şehit kanları içimizi yakıyor…Oysa bir farkına varabilsek geçmişten beri siyaset sahnesinin alet edildiği sağcı-solcu, laik-dinci, Kürt-Türk vb. gereksiz ayrımlarla kardeş kardeşe kırdırılırken, güzel yurdumuz elden gidiyor! Popüler kültürle, maçla ve bilinçsiz medyayla uyuşturulmuş beyinlerimiz düşünmekten uzak, yurdu üzerinde yapılan pazarlıklara tepkisiz bakakalıyor…Çok değil 25 sene önce üniversitede talebeyken başını örten, kökenini düşünmeden her kesimden ve hatta yabancı uyruklu pek çok arkadaşımızla omuz omuza aynı sıraları sorunsuzca paylaşırken “nasıl oldu da bu hale geldik?” diye oturup düşünmemiz, bütün bu olan bitene ve içimize atılmaya çalışılan nifak tohumlarına tepki göstermemiz lazım…Yukarıda söz ettiğim gibi “çözüm” adı altında planlanmış modellerle dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok! Peki ne yapmak lazım derseniz, önce tarihimizi çok iyi bilmek, sonra da sıkı bir sentez yapmak lazım; Osmanlı İmparatorluğu beş kıtayı ve 72 milletten insanı zamanında 600 sene nasıl yönetmiş önce onu incelemek lazım, bugün dünyanın isim yapmış en saygın üniversiteleri “Osmanlı ve İslam Tarihi” kürsülerinde harıl harıl araştırıp, bizim bilmemiz gereken şeyleri bizden daha iyi öğrenip ülkelerine adapte ediyorlar, sonra da biz onları “Batılılaşma” adı altında sanki yeniymiş gibi geri satın almaya çabalıyoruz! Oysa onların tek yaptıkları, tüm bu düsturları zamana ve kendi koşullarına uyarlamaktan başka bir şey değil, tabii bir de çok çalışmak…Bugün özellikle Amerika Birleşik Devletleri, benzer bir modelle yönetilmekte, aynı düsturlar demokratik bir dille anayasalarında yer almakta, adına da “melting pot” yani en yakın tercümesiyle “eriyen kazan” denilmekte. Gerçi bu kavramın farklılıklara da saygı duyan “salad bowl” yani “salata kasesi” olarak değiştirilmesi tartışılmakta ama zihniyet yine de aynı: Bu sistemde “fırsatlar ülkesi” olarak görülen yenidünyaya farklı milletlerden insanlar, daha refah bir yaşam için gönüllü olarak akın ederek tek bir dil ve bayrak etrafında, üniter devlet yapısı ve demokratik koşullarda yaşamaktalar. Bu uğurda daha rahat iş bulmak ve kolay telaffuz için adını bile değiştiren Çinli, Vietnamlı vb. farklı milletten arkadaşlarım olmuştu…Çünkü alan memnun, veren memnun, siz bu kazanın içine atlayarak ve o ülkenin sunduğu “fırsatları” değerlendirerek karşılığında istediğiniz daha refah ve demokratik bir yaşantıya kavuşuyorsunuz, o zaman da kökeniniz ve diliniz ne olursa olsun bozuk aksanınızla bile “I am American!” yani “Ben bir Amerikalıyım!” diye caka satıyorsunuz! Tıpkı zamanında, hangi millete, dile ve dine sahip olursanız olun Osmanlı sınırları içinde huzurla yaşamanın da benzer bir ayrıcalık olduğu gibi…Yine benzer olarak demokratikleşme yolunda, Cumhuriyetimiz kurulduktan sonra Einstein ve benzeri farklı milletten pek çok değerli insanın, zamanında şahsiyetli ve kendi kendine yeten Türkiye ülkesine gelmek istemeleri gibi…Geçmişte ve günümüzdeki bu örneklere dayanarak ortak noktaya bakarsanız, hepsindeki ana saik “ekonomik güç”tür, ve tabii bunu destekleyen, kimsenin diğerinin yaşam alanına tecavüz etmediği “demokratik düzen”dir. Bu ikisini doğru şekilde kurguladığınızda o zaman vatandaşı olmaktan gurur duyduğunuz bir ülkeniz oluyor…Bunu kurgulayacak ve vatandaşını bu yönde kanalize edecek olanlar, doğru ve vatansever siyasetçilerdir; yatırım adı altında vatan topraklarını sattırarak, tarım hayvancılık ülkesini dışarıdan tohum almaya mahkum ederek, üniversite mezununu işsiz dolaştırarak olmuyor bu işler ne yazık ki…Güçlü ve huzurlu bir Türkiye için önce insanların ekmek parası ve gelecek kaygısı duymaması lazım, yani her şeyden önce “ekonomik açılım” lazım…Hepimize şanlı Zafer Bayramımız kutlu, bu vatan için ölen şehitlerimizin ruhları şad olsun…Ne mutlu Türküm diyene!