Yeni Dünya Düzeni: Hiç de Mükemmel Değil…

01.08.2009 635

“Küresel değişimin eşiğindeyiz. Bize tek gereken doğru planlanmış sıkı bir kriz ve böylikle herkes Yeni Dünya Düzeni’ni kabul edecek…Gerçek ‘yeni dünyayı’  -500 yıl sonra- Batı Yarımküre’de kurmak için nihayet herşey kıvamında...”(Kaynak: David Rockefeller, The Money Masters: How Banks Create the World s Money; The Creature from Jekyll Island a second look at the Federal Reserve by G. Edward Griffin, American Media, 2008, p113)Şu sıralar en çok konuşulan ve tartışılan konulardan biri Yeni Dünya Düzeni; birdenbire ortaya çıkan ekonomik krizle birlikte (!) değişen dengeler üzerine yine hesap-kitap yapılmaya başlandı…Rockefeller’ın iki ayrı kaynaktan tesadüfen birbirini tamamlayan ifadeleri de, epeydir kafamı kurcalayan bu kriz meselesinde benim de aynı yöndeki düşüncelerimi pekiştirdi. Yapılan bu hesap-kitaplar elbet de bizi aşar ama bu dünyanın bir vatandaşı olarak, hele hele geçen ayki yazıma atıfla ‘mükemmelliği arayan’ bir vatandaşı olarak, sorgulamak en doğal hakkımız…Bu noktada en sinir olduğum da ne biliyor musunuz, bu krize, belli ki göz göre göre, sebep olan finans guruları ve onların yandaşları bazı global şirketlerin CEO’ları milyon dolarlık primleri cebe indirip dünyayı soyarken, öbür tarafta açlıktan ölen insanların nasıl aynı dünyada nefes alıp verebildiği?! Wall Street gurusu, ama şimdi 150 yıla mahkum olan eski Nasdaq Borsası Başkanı Bernard Madoff gibi "Saadet Zinciri" kurarak kendi bankası aracılığıyla 7 milyar dolarlık dolandırıcılığa imza atan Teksaslı milyarder Allen Stanford bunlardan sadece ikisi…Tabii bunlar yakalanabilenler...Diğer taraftan, bir konferans sebebiyle gittiğim Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, dünyanın başka bir köşesinde nasıl insanların yine bir yanda refah, bir yanda ise sefalet içinde ‘teneke evlerde’ yaşadığını kendi gözlerimle görme fırsatı buldum; şöförümüz Abe (Abraham’ın kısaltılmışı) September’ın, zamanında beyaz toprak ağalarının kölelerden olma çocuklarına melez olduklarını belirtmek için doğdukları ayı soyadı olarak verdiklerine dair film gibi hayat hikayesini kendi kulaklarımla işittim…Bir tarafta keyfi tıkır refah ve bolluk içinde yaşayan ‘uygar dünyanın insanları’, bir tarafta onların topraklarından, kaynaklarından kısacası üstlerinden geçindikleri ‘üçüncü dünya insanları’, yaşadıkları hayata bakarak ne kadar insan olabilirlerse! Sadece Afrika değil tabii ki sözünü ettiğimiz; zenginin fakire, ağanın köylüye, haksızın haklıya, kısacası güçlünün zayıfa hükmetmeye çalıştığı her ortamda bu adaletsizlik var…Ne o, 21. yüzyılda yaşıyoruz, bir de sanılır ki dünyada kölelik yok artık! Unutmayalım ki bu dünya hepimizin ve onu eşitçe paylaşmayı artık öğrenmemiz lazım…