Güzel Bir Dünya İçin Mükemmelliği Arıyoruz…

01.07.2009 562

Bu ayki yazımda, günlük hayatta yaşam kalitemizi, genel olarak ise dünyamızı daha yaşanabilir kılmayı hedefleyen ve benim de naçizane parçası olmaktan gurur duyduğum iki önemli etkinlikten söz etmek istiyorum…Birinci etkinlik, Kal-Der’in her yıl düzenlediği ve bu seneki teması “Yaşamda Domino Etkisi: Kalite” olan 10. Mükemmelliği Arayış Sempozyumu’nda gerçekleştirdiğimiz “Yaşamda Kalite Proje ve Fikir Yarışması” idi. Ana başlıklarda “Doğal Kaynaklar, Yenilenebilir Enerji, Gıda, Sosyal Yaşam, İş Alanları ve İşgücü Stratejileri, İç ve Dış Göç Sorununun Çözümü, Dezavantajlı Gruplar İçin Öneriler -Engelliler, Çocuklar, Gençler, Kadınlar ve Yaşlılar” konularını içeren ve İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile ortak yürüttüğümüz projenin amacı günlük hayatımızda yaşam kalitesini artırabilmek, yaşamın her alanını içeren bir toplumsal hareketi ve her şeyden önemlisi bireysel ve toplumsal bilinci aşılamaktı. Dolayısıyla buradaki temel amacımız yarını bugünden nasıl daha iyi yapabiliriz sorusunun cevabını bulmaktı, çünkü gelecek nesle ne kadar çok proje geliştirme bilinci aşılarsak, çocuklarımız o kadar çok demokrasi, özgürlük, insanca yaşam ve insan odaklı yönetim ve yöneticiler talep edeceklerdir. Bu etkinliğimiz aynı zamanda, global krizi fırsata çevirmek isteyen girişimciler için de birbirinden ilginç proje ve fikirlere ulaşım imkânı da sağlamış oldu. Hem düzenleme komite üyesi, hem de proje değerlendirmelerinde jüri üyesi olarak bu yarışmanın başından sonuna kadar çok büyük bir manevi haz duydum; projeleriyle daha kaliteli bir yaşam uğruna çaba sarf eden genç beyinlerin gözlerindeki kıvılcımı, kalplerindeki heyecanı görüp ülkem için gurur duydum, tek endişem destek bulup bulamayacakları…Bunun için de başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, kazanan projelerle bağlantılı yetkili kurumların sorumluluk bilinciyle bu desteği sağlamaları gerektiğini düşünüyorum…İkinci etkinlik ise, geçen hafta Yunanistan’da katıldığım UNESCO Balkanlar Kadın ve Barış Merkezi Semineri ve Interbalkan Kadınları İşbirliği Dernekleri Genel Kurulu idi. Bu seminer, birinci etkinliğin daha gelişmişi, tüm dünyayı kapsayan ve dünyamızı daha barışçıl, mutlu ve huzurlu, kısacası daha yaşanabilir kılmayı hedefleyen, sosyal transformasyonun ve gelişimin sağlanmasında yeni yol ve yöntemler arayan bir tema içermekteydi. Farklı ülke ve kültürler olarak bu çerçevede, global krizle serbest pazar ekonomisinin geldiği durumdan, sosyo-ekonomik yaptırımların amacına ulaşıp ulaşmadığına, dünyada hızla artmakta olan dış göç (migration) ve bilhassa kadınlara yönelik insan trafiğinin (human trafficking) ulaştığı boyutlardan, sporun dünya barışındaki önemine rağmen nasıl ekonomik ve politik çıkarlar doğrultusunda kullanıldığına kadar, ekonomi, doğal kaynaklar ve enerji, çevre ve şehirleşme, toplum ve demokrasi, insan hakları ve barış konularının tümünü tartışıp çözüm önerileri üretmeye çalıştığımız yoğun bir program vardı. Her iki etkinlik de, dünyanın yaradılıştan beri varolan çekişmesini, yani iyiyle kötünün savaşını bir kez daha gözler önüne serdi...Bu noktada ulaştığım sonuç, doğru olan ve güya savunulan dünya kaynaklarının insan hakları çerçevesinde eşit olarak paylaşılması gerektiği gerçeğine rağmen, farklı çıkarları olan insanların dünyayı bencilce kendi hedefleri doğrultusunda kullanmaları yüzünden nasıl bunun gerçekleşemediğidir. Ne yazık ki dünyamızın hem ekonomik, hem de doğal kaynaklar açısından şu andaki içler acısı durumu bunun en açık göstergesidir….Ama şu da bir gerçek ki, doğru bir tanedir ve yukarıdaki genç dimağlar ile farklı ülke ve kültürlere rağmen iyilik ve güzellik için, kaliteyi ve doğruyu, kısaca “mükemmelliği” arayan insanlar olduğu müddetçe iyinin kötüye galip geleceğine hiç şüphem yok. Yeter ki doğruyu bulmada ümidimizi yitirmeyelim ve tek bir yürek olarak bu hedefle çalışıp üretmekten bir an bile yılmayalım…