Sonbahar

01.10.2013 1442

 
 
Sonbaharı Eylül müjdeler.
 
Eylül yazdan sonraki serinliktir.
 
Enerjisiyle insanı yeni yolculuklara çıkaran aylardan bir ay.
 
Eylül de ağaçlar alevlenir, renk cümbüşünün seyrine doyulmaz.
 
Diye yazsam da sen inanma.
 
Seninle aramızı açtılar.
 
Yıllarca sana kırgın sana uzak yaşadık.
 
Küçücük kız çocuklarına Eylül adı konunca;
 
Sana yeniden yüz döndük.
 
Seninle barıştık…
 
Ondandır; “Eylül’ü severim de 12’si olmasa” der, bir dost.
 
Oysa gün, ay, yıl suçlu olabilir mi?
 
İŞTE GELDİ EKİM!
 
Pazar sabahı evimde sağlıklı isem en büyük mutluluğum tüm gazeteleri 
 
okumak, çayımı yudumlamak, notlar almak, sonrada yazmak için bilgisayarın tuşlarında 
 
kalem parmaklarımla horon tepmek, çayda çıra oynamak, şemame öğrenmek, halay çekmek.
 
nakışların en zoru insan nakışını ne de güzel işlemiş.
 
Sizlerin yüreğine dokunan sizde kalacak yazılar yazmak…
 
Bazı kalemlerin yüreğime değdiği bende kaldığı gibi…
 
Bir Pazar Cüneyt Ülsever’in “Sonbahar” yazısını okudum.
 
Bir daha okudum. Bu kadar da güzel yazılmaz ki. Yılların birikimi ile 
 
Sonbaharı ne de güzel betimlemiş:
 
“ Sonbahar ne neşe saçar, ne tembelliğe çanak tutar. Sadece ve sadece hüznü 
 
çağrıştırır. Sonbaharı hüzünden buruk bir tad alan insanlar severler. Ben hüzünden buruk tad 
 
alan insanlardanım” diyor, usta gazeteci.
 
coşkusu değil midir? Onun için Whıtney Houston’ın sesiyle savrulurum.
 
SONBAHAR SAVURUR
 
Coşkulu bilinen, coşku çağrıştıran biri olsam da kalemim hüzünlüdür.
 
O nedenle ilk kitabım ‘Hüznün Coşkusu ’dur.
 
Arka sokakların müziğiyle kentin merkezine egemen olan siyahlarda hüznün 
 
Bir sonbahar yaprağı gibi rüzgârın sürüklediği yöne giderim.
 
Oysa toplumsal uğraşta savrulmamak adına hep kontrollü, hep direnen, hep 
 
savuran biri olarak, o güzelim sesle sonbahar yaprağı gibi ansızın savrulurum.
 
Hele bu “I Wıll Always Love You” şarkısı ise iç sesim susar, şarkıyı 
 
söyleyen güzel mi güzel siyah kadının sesinin ardına düşerim. Bu sesle ilginçtir, bazı 
 
zamanlar Martın Luhter King’ın mücadelesini, sözlerini, yaşamını anlatan kitapları, 
 
makaleleri yeniden okurum. Onun rüyasını gerçekleştirme mücadelesini verenleri izler, 
 
heyecan duyarım.
 
YÂR GÖZÜNDE İNFAZ 
 
Yaşam bazen bir dizedir. Vurur götürür. Bir sözdür acısından öldürür. Oysa 
 
bu sabah ekim rüzgârıyla özlemlere savrulmak istedim… Hepsi bu kadar ve de masum bir 
 
“Yozgat Sürmelisi” düşer:
 
yağmur yağıyor. Neleri yıkıyor, neleri arındırıyor bilemem ama ruhuma ilaç gibi geliyor.
 
bu yağmuru bekliyor, yakınmıyor, seviniyorum…
 
güzelliklere savrulmamak bu topraklardaki insanın yazgısı sanki… 
 
Radyodan bir tiyatro sanatçısının dilinden döküldü, bir tek dize:
 
“Yâr gözünde infaz”
 
Yâr gözünde infaz mı?
 
Vay bee!
 
Yâr gözünde infazı bilmem de yâr sözünde infazı yaşayınca insanın diline: 
 
“Dersini almış da ediyor ezber
 
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler”
 
Bir şehir adını bir sevda türküsüne böyle mi güzel yazar.
 
Bu topraklar Anadolu ise hem yazar hem yazdırır.
 
Dilden dile dökülüp kuşaktan kuşağa işlenen, bir iflah olmaz sevda türküsü 
 
Koca türkü ustası Nida Tüfekçi boşuna mı derlemiş:
 
“Çığ gibi düşmüş de gül sineler ıslanmış
 
Yağmurun güllere yağdığı gibi”
 
“Sonbahar” yazısı gönlüme bağdaş kuruyor. O, su gibi akan yazı, ardından 
 
Susuzluktan kavrulan ağaçların seyrinin hüznünü yeniden duyuyorum. Ve 
 
Ve bu sesler, bu sonbahar, insanı güzelliklere savursun istiyorum. Oysa