Başkaları adına…

11.11.2021

Her sabah gözlerinizi açtığınızda şükran duymanın huzurunu yaşadınız mı hiç? 

Her sabah güne teşekkür ederek başlamak… Yorgun da olsanız, üzgün de olsanız, canınız sıkkın da olsa güne huzurla teşekkür ederek başlamak… Bu içten gelen bir duygu… Size rağmen, durumlara rağmen içinizden taşan bir teşekkür…

Çok küçükken kimi yazarların ve bestecilerin yaşam öykülerini okurken için için özenirdim onların o herkesten farklı yaşamlarına. Zorluklar, çelişkiler, sürgünler, ihanetler, anlaşılmazlıklar, hastalıklar… Aslında pek özenilesi hayatlar da değildi okuduklarım… Yalnızlık, parasızlık, sürgün, akıl hastalıkları, ihanetler… Ama nedense bana çok çekici gelirdi onların yaşamları… Neden çekici gelirdi şu anda bu yazıyı yazarken bile yanıtını tam olarak veremiyorum. Belki sıradışı oldukları için, belki anlaşılmaz oldukları için… O küçük aklımla niye öylesine zorlu hayatlara özendiğimi bilemiyorum. Ama hayatın garip cilvesi o hayatlardan birini yaşıyor olmam. Sanırım o yaşlarda öylesi bir yaşamı çok istemişim…

Gallerde son zamanlarda yaptığım konuşmalarda insanların tepkilerinden anlıyorum ki aslında benim de hayatım biraz sıradışı olmuş. Sanırım otistik olmanın bir sonucu ben kendi hayatıma ve kendime dışarıdan bakamıyorum. Hayatımın ne kadar sıra dışı olduğunu ancak duydukça düşünmeye başladım… Sıradışı bir hayat yaşamak marifet mi onu da  bilmiyorum ama tüm zorluklarına rağmen bana çok şey öğrettiğini biliyorum… Sanırım en çok öğrenmenin kıymetini öğretti bana tüm yaşadıklarım…

Büyüdükçe, yaş aldıkça, hayat tecrübemiz artıkça aslında bilgimizde artıyor sanıyoruz. Oysa ki yaşadığımız tecrübelerden bir şey öğrenmiyorsak tecrübe tekrar eden bir döngüden başka birşey olmuyor… Tecrübe etmek öğrenmek anlamına gelmiyormuş… O nedenle de tarih tekerrür edip duruyor...

Kendim için kendimi öğrenmek, kendim için yaşamayı öğrenmek ve sanırım en çok kendimi seçebilmek için öğrenmek… Hayatın akışı içinde benim için en zor olan şeyin kendimi seçmek olduğunu anlamak… Kendini seçememek… Kendini seçmeyi aklının uçundan bile geçirememek… Ve adım adım kendini seçmeyi öğrenmek…

İnsan pek çok olabiliyormuş ve bunların içinde sanırım en zor ve zahmetli olan ise kendin olmakmış. Topluma, çevrene, ailene ve hatta kendine rağmen kendin olmak. Bütün yaşananların sonunda en azılı düşmanının kendin olduğunu öğrenmek…

Kendin olabilmek için ilk adımın hayatın yüzde yüz sorumluluğunu almak olduğunu anladım. yapmayı seçtiğin, yapmamayı seçtiğin, düşündüğün, düşünmediğin, inandığın, inanmadığın herşeyin sorumluluğunu almak. Kimseyi suçlamadan, kimsenin arkasına sığınmadan…

Oysa ki bizler öylesine alışmışız ki başkalarını suçlamaya, başkaları için yaşamaya, başkalarının gözlerinden bakmaya, başkalarının sözleriyle yaşamaya… Kendimize başkalaştığımızın bile farkında olmadan yaşamayı sürdürmüşüz başkaları adına… Ve kendi yok oluşumuzu onurlandırmışız alkışlarla… Oğlum için, kızım için, karım için, kocam için ailem için… İçin için yok olduğumuzu bile bile inkarla tüketmişiz benliğimizi…