Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr. Sosyal bilimci

songulsallangul@yahoo.com


11.07.2020
1594
6
Yazı Boyutu:    
İslamcı basın epeydir İstanbul Sözleşmesi ve onun dayandığı 6284 sayılı kanunu ağzına pelesenk yaptı ve aileyi yıktığını iddia ederek kaldırılmasına yönelik olarak trol camiasıyla basını ve Cumhurbaşkanını da abluka altına almaya çabası içinde. Kanunun tam adı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”. Bu kanun bu iktidar döneminde çıkarıldı. Siyasal iktidar büyük övünçlerle ve“kadına karşı şiddete sıfır tolerans” söylemiyle İstanbul’da Adalet Akademisi aracılığıyla düzenlediği bir toplantıda İstanbul Sözleşmesi’ne öncülük etmişti. Şimdi yine AKP’nin siyasal İslamcı kanadının, basının ve bazı cemaatlerinin öncülüğünde yasaya saldırılıyor.

Başkanlık sisteminin avantajları ve küçük ortağın da desteğiyle, Pandemi ortamında, Mecliste iktidar tarafından getirilen her şey son dönemde çok da sorgulanmadan, ilgili tarafların ve/veya muhalefetin görüşleri pek dikkate alınmadan geçiriliyor. Bu tutum biraz da iktidarda olanın (!) ben yaptım oldu ya da ‘ya olacak, ya olacak’ mantığını yansıtıyor; demokrasinin tüm taraflarını sürece katmadan ve onlara kulaklarını tıkayarak bir takım politikaları yapmayı ve değiştirmeyi içeriyor. Mevcut durum kazanılmış kadın haklarına doğrudan saldırı içeriyor. Erkek egemen ortakla birlikte muhalefet gördüğü herkesi, kazanılmış hakları yok etmeye girişmiş görünümü veriyor. Nafaka düşmanlığı, küçük yaşta çocuk evliliğini (çocuk istismarını) meşrulaştırma ve çocuklara cinsel istismar uygulayanları aklama ve şimdide 6284 sayılı kadını ve aileyi şiddete karşı koruyan yasayı yok etme telaşında.Oysa AKP iktidara gelişini muhafazakâr kadınları iyi örgütlemesiyle başarmıştı. Ama artık bazı şeyler değişmiş görünüyor. İktidarda yerini iyice sağlamlaştırdığı düşüncesiyle hareket ediliyor. İktidar partisi ve taraftarları arasında kadın düşmanlığı pirim yapıyor görünse de, iktidar farkına varmalı ki kadınların desteğini giderek yitiriyor.

Ne oldu da “aileiçi şiddete sınıf tolerans” söyleminden “şiddet olsa da kadınlar çekmeli, kızılcık şerbetini içip, erkek şiddetine katlanmalı, susmalı, itaat etmeli, yerini bilmeli!” noktasına gelindi? Kadının gelenekle ve dinle ehlileştirilmesi gereği düşüncesi farklı söylem ve politikalarla gündem de tutuluyor. Sadece siyasal İslamcı erkekler için değil, neredeyse tüm erkeklere kadınlar kendi yerlerini alacak düşmanlar olarak gösteriliyor ve bu prim de yaptı maalesef! Ataerkil ideoloji erkekleri neoliberal piyasa politikalarıyla güçsüzleştirip fakirleştirirken, iktidarlarını bir nebze olsun kadın üzerinden koruma hevesindeler. Yasanın ve İstanbul Sözleşmesinin kadınlara çok fazla haklar verdiği iddia ediliyor. Aile yapısını bozduğu ve şiddeti uygulayana yönelik tedbir kararlarının bir zulüm olduğu iddia edilerek, yasaya karşı sosyal medya ve basın üzerinden saldırılıyor. Oysa şiddette uğrayanın hakkını savunmak nasıl bir fazla hak olabilir ki? Bu girişimler, istismarcı ve şiddet uygulayan kişiyi koruma çabasını ve ataerkil bakışı yansıtıyor.

İlköğretimden üniversiteye eğitiminin tüm kademe ve pozisyonlarında, iş yaşamında, siyasette… Kadın düşmanlığı her alanda körükleniyor. Demokrasi ve eşitlik düşüncesi karşısında eril geleneksel otorite korunmak isteniyor. Artık kamusal alan Haberbas’ın söylediği gibi herkese açık olan özgürlük alanı, siyasal uzlaşı da ortak bir mutabakat alanı değil. Güçlü ve iktidara ortak olanın sahibinin sesi olduğu ve onun adına ya da onun gibi konuştuğu, itaat ettiği ölçüde kamusal alanda pozisyon ve güç elde ettiği bir alan. Bu alanın kazanan egemen cinsi de erkek, kendi anlayışını ve gücünü erkekler adına ve lehine restore etmeye çalışan bir eril sistem. Bu nedenle kamusal alanın bütün görünümlerinde kadınlar, erkeklere karşı hep tehdit gibi gösteriliyor, algılattırılıyor. Oysa,6284 sayılı yasada olduğu gibi, kadınlar insan onurunun ve insanca bir yaşamın şiddetsiz olması gerektiğini ve kendi yaşamları hakkında karar verebilme iradesini gösterdikleri için cezalandırılmak isteniyor. Liyakatin kaldırıldığı, niteliğin önemsenmediği, yandaşlık ve itaatin niteliği ezdiği bir kamusal alanda, erkekler arası pastadan pay alma yarışında kadınlar ve LGBT gibi diğer gruplar düşman olarak görülüp gösteriliyor. Evrensel hak odaklı bütün yaklaşımların reddedildiği, insan haklarının ayaklar altına alındığı bir dönemde ne demek kadınları ve şiddete uğrayan tüm bireyleri şiddetten korumak!

Zaten gariban kadının adı da yok sesi de! Onlar yoksullukla mücadeleye mahkum bir hayat yaşıyorlar. Geleneklerle ve geçim sıkıntısıyla örülü yaşam mücadelesinde her tür şiddeti de sinelerine çekiyorlar. Peki sesi çıkan kadınlar kim? Okumuş, iş güç sahibi kadınlar mı? İşte bu kadınlar Siyasal İslamcı erkeğin; “Kadın mı, Kız mı belli değil!”diye kadın kimliğini ahlaki tartışmaya açtığı, söz dinlemeyen, biat etmeyen kadınlar. Ben önce insanım ve bireyim diyenler. Onlara erkeklik hırsı ve açgözlülükle insanlığı unuttuklarını hatırlatan kadınlar! Aslında yasaya saldıranları derdi aile falan değil! Öyle olsaydı şiddetin olduğu bir ortamın esas aileyi dağıttığını bilirlerdi. Onların derdi hiç bitmez diye düşündükleri iktidarlarını siyasal iktidara, tüm topluma ve aileye dayatmak…

Üye Ol



Üye Girişi