11.03.2020
1084
11
Yazı Boyutu:    
Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında ikinci ve üçüncü paketin hazırlıklarının başladığını okuyoruz. Adalet Bakanlığı’ndan gelen haberlerden anlıyoruz ki, hazırlığı yapılmakta olan aile arabuluculuğu düzenlemesi 2020 senesinden itibaren kadına yönelik erkek şiddeti ile mücadelemizde başka bir cephe daha açacak. 

2020’ye gelene kadar olan surece bakmak gerekirse; 2016 Mayıs’ında yayınlanan kısaca adına Boşanma Komisyonu Raporu dediğimiz Aile Bu¨tu¨nlu¨gˆu¨nu¨ Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Bos¸anma Olaylarının Aras¸tırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi I·c¸in Alınması Gereken O¨nlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırılması Komisyonu Raporu ile aile hukukunda zorunlu arabuluculuk düzenlemesinden bahsedilmeye başlandı. Kadınların yüksek sesle itirazları ile hükümet tarafından geri adım atıldı. Ama hiç gündemlerinden düşmedi. Daha sonra 2017 Aralık ayında müftülüklere yetki verilmesine ilişkin düzenlemeyi içeren yönetmelik Resmi Gazete'de yayımlandı. 

Yetti mi? Yetmedi tabii. Hükümet yine boşanma sürecinde arabuluculuk uygulamasını hayata geçirmeyi hedeflediklerini açıkladı. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün açıklaması sonrası arabuluculuk uygulamasının nasıl hayata geçirileceği, uzlaşmazlık konularını nasıl çözeceği, bu uygulamadan kadınların nasıl etkileneceği, uygulamanın cinsiyet eşitliğine etkilerinin ne olacağı ve kimlerin arabuluculuk yapabileceği gibi pek çok soru gündeme geldi. Ama sorular yanıtsız kaldı. Ve zaman içinde nikah yetkisi verilen müftülüklerin boşanma sürecinde de yetkilendirilebileceği yani arabulucu olarak görev alabileceği konuşulmaya başlandı. 
Aile hukukunda arabuluculuk bu kadar ısrarla konuşulurken hukuki düzenlemeler ne diyor? 

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nu madde1/2’de aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir denilerek şiddet varsa arabuluculuk yok demektedir. Bu düzenlemenin sebebi ise; arabuluculuk sırasında yapılan müzakereler esnasında tarafların herhangi bir korku veya baskı altında kalmaması ve tarafların eşitliği prensibine dayanmasıdır. Aslında madde gerekçesi, aile içi şiddet içeren uyuşmazlıklarda arabuluculuğun neden uygulanamayacağını gayet iyi açıklıyor.

2014 Ağustos ayından beri yürürlükte ve adeta hayalet sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi malum kanun hükmündedir. Sözleşmenin 48/1 maddesi ne diyor diye bakarsak; “Taraflar, sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet olayıyla ilgili olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere, zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçlerini yasaklamak üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.” 

Türkiye de İstanbul Sözleşmesi’nin taraf devletlerinden biri olduğuna göre yapılacak her düzenleme; hem bu kanuna hem de Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na (HUAK) aykırılık teşkil edecektir. 

Ayrıca belirtmek gerekir ki, arabuluculukta zorunluluk değil ihtiyarilik esastır. Kaldı ki, Türkiye’de kadınların yasal haklarına ilişkin bilgiye ulaşmasında sıkıntı var. Bu konuda devlet yeterli ve etkin bir bilgilendirme yapmamaktadır. Haklarının ne olduğuna ulaşım noktasında sıkıntı yaşayan kadınlar için bu sürecin eşitlik temelinde götürülemeyeceği aşikar. Ezcümle, taraflardan biri olan kadın arabuluculuk görüşmesinde erkek tarafından baskılanırsa ne olacak? Yetkileri oldukça sınırlı olan arabulucuya mı bırakacağız sürecin ilerleyişini? 

Arabuluculuk, tarafların kendilerini güvende hissedecekleri bir ortamda gerçekleştirilmelidir.Yani kadınların güvende hissedecekleri ortam hususunu asla atlamamamız gerekiyor demek ki..

Hepimizin malumudur ki, şiddetin olmadığı çekişmeli bir boşanma davası yoktur. Anlaşmalı boşanma davalarında ise zaten arabulucuya ihtiyaç yoktur. 

Peki hangi akla hizmetle bu düzenleme getirilmek isteniyor?

Bu düzenlemede ısrarcı olanlara sormak istiyorum:

Görüşmelerde kadın için güvenli ortam ortadan kalkarsa? Erkek tarafından tehdit edilirse? Görüşme yapılan binadan tek binadan ayrılmaktan korkar hale gelirse? Kadın fiziki şiddete maruz kalırsa? Ya da orada erkek tarafından hayatına kast edilirse? Ne olacak? 

Nasıl bir çözüm öneriyorsunuz? 

Bir önerinizin olduğunu düşünmüyorum.

Çünkü olsaydı bu ülkede her gün beş kadın, erkek şiddetine maruz kalmazdı.

Çocuklarının gözleri önünde gırtlakları kesilen Emine Bulut’u koruyabildiniz mi? Koruma kararı cebinde adliye girişinde öldürülen Halime Aslan’ı yaşatabildiniz mi? 

Defalarca adli mercilere başvuran Ayşe Paşalı’yı hatırlıyor musunuz? Hatırlatayım; şiddet gördüğü dönemde her yere başvuran ancak kendisine yeterli koruma sağlanmayan Ayşe.. Katili olan adam sabah şiddet uyguluyor, nezarete atılıyor, akşam beşte serbest bırakılıyordu ve o adam sonunda Ayşe’yi öldürdü. 

Ayşe yaşasaydı boşanmak istediği için onu da mı zorunlu arabuluculuk sürecine sokacaktınız? 

Şiddetin arabulması olmaz. 

Aile hukukunda arabuluculuk olmaz.

Yapılan bu hazırlığın boşanmaları zorlaştırmak için olduğunun farkındayız. 

Boşanmaları değil erkek şiddetini engellemeye çalışınız. 

Talebimiz; kadın -erkek eşitliğinin amasız, tavizsiz hayata geçirilmesi ve devlet politikası olmasıdır, bunun aksine frene basmadan son hız gidilmesi değil. 


Üye Ol



Üye Girişi