03.11.2017
247
5
Yazı Boyutu:    
Açlık ne kolay sözcük değil mi?
Açlık, kıtlık, yoksulluk.
Öyle mi?
Yaşadığımız çağda ne çok açlıklar var biliyor muyuz?

Bir doktora sorsanız açlığı şöyle tanımlar: 

Açlık; bir canlının yaşamsal işlevlerini sürdürmesi için gerekli ölçü ve nitelikte besin almadığında ortaya çıkan durumdur.

Sözünü ettiğim biyolojik açlık değil ki, o herkesin bildiği açlıklardan sadece biri.  

Biliyoruz ki tarih boyunca en büyük endişe açlık sorunu olmuştur. Yoksulluk, sefalet, ölümle birlikte açlık, mahşerin dört atlısı”ndan biridir. İnsanoğlu yaşama tutunmak için açlık sorununu aşmak zorundadır.  Sadece ölmeyecek kadar karın doyurmak yetmiyor. 

Açlık;bilim insanlarının, yazarların, ressamların, şairlerin, insana soğuk, ürkütücü gelen sözcüğü araştırmalarla, makalelerle, tablolarla, çizgilerle, şiirlerle işleyerek; dünyayı savaşlarla yönetenlere karşı kamuoyu oluştururlar.

Bakın büyük şair Nazım Hikmet açlığı nasıl yazıyor:   
 
“Açlık ordusu yürüyor 

yürüyor ekmeğe doymak için 

ete doymak için 

kitaba doymak için 

hürriyete doymak için.”

Nazım Hikmet’ten onlarca yıl sonra Anadolu ozanı Mahzuni Şerif’in dillerdeki “Ağlasam mı” türküsü açlığın, yoksulluğun isyan türküsü oluyor: 

“Milletin sırtından doyan doyana

Bunu gören yürek nasıl dayana

Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana

Bilmem söylesem mi? Söylemesem mi?”

Yiğit kuru soğana muhtaç olmamak için örgütlenmeli. Çağımız insanı sadece düşünen, konuşan değil; düşünen, konuşan ve örgütlü insandır.
Anadolu’da söylenen atasözümüz ne anlamlıdır:

“Tok açın halinden anlamaz.”

Ve de en güzeli “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." 

İki emekçi, iki güzel insan işten atılınca işlerini geri almak için dünyaca bilinen açlık grevine başladılar. Açlık grevi oldukça köklü bir geçmişe sahip, bütün kültürlerde saygıyla karşılanan son derece güçlü politik eylemdir.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça aç kalmamak, işlerine geri dönmek için başlattıkları açlık eylemi dünyanın gözü önünde açlık grevlerinin 76’ıncı gününde tutuklandılar. 

Sıcak bir yaz günü Sincan cezaevinde Semih Özakça, dayanışma grevi yapan Esra’sına şu şiiri yolladı:

“Zaferi kazandıktan sonra

Ekmeğimin kokusunu, buğusunu, adaletini, sıcaklığını yollayacağım sana

Yanık yerinden bir ısırık alıp

Ağzımın acılığıyla

Adaletsizliğe çok ağır söveceğim

Yoksul olduğumu hatırlayacağım

Yoksul kalacağım

Adalet arayışımın zaferiyle

Karnımı doyurmaya çalışacağım.”

Bir müddet önce Semih Özakça ev hapsi kararı ile tahliye edildi. Nuriye Gülmen’in aç kalmamak için verdiği mücadele sürüyor.

Dünyanın gözü önünde insanın içini ısıtan gülüşü ile Nuriye vicdani körelmeyenlerin hep aklında.

Ekmek kavgası için verilen mücadele ülke adına utanca dönmeden güzellikle sonlansa. Bu iki eğitimci işine dönse, özgürlüğüne kavuşsa bizde bu utançtan kurtulsak olmaz mı? 

İnanın evrensel açlığı düşlüyordum.

Duygulu yüreğim açlık için mücadele eden iki güzel insana savurdu.

Onların açlık mücadelesi ile yazımı sürdürdüm. 

Oysa ne çok açlık çekiyoruz. 

Ne çok yoksunluk içindeyiz.

Açlığı bilmiyoruz; dünya bu yüzden çok kirli. 


Üye Ol



Üye Girişi