Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


27.10.2020
353
5
Yazı Boyutu:    
Felsefenin başlangıcını teşkil eden etik sorgulamalarla filozoflar, ilkçağlardan bu yana toplumsal yaşamda insan için en iyi olanı, sorgulama yoluyla yaşam bütününde aramıştır. İsa’dan önce eski Yunan uygarlıklarında yaşamış düşünürler, felsefi düşüncenin kaynağı olarak gösterilmektedir.

Aristotales/Aristotle (M.Ö. 385-322), etiği kuramsal felsefeden ayırarak kendi başına bir felsefe alanı olarak ele alan ilk filozoftur Başka bir ifadeyle insanlık tarihinde erişilebilir bilgi olarak aslında, çok önceden oluşturulmuş bilgilerden bahsetmekteyiz. Etik davranışların temel ilkeleri günümüze gelişerek gelmiş ise de, bu fikir toplumlarda küresel düzeyde ne kadar içselleştirilebilmiştir?

Ahlâk fenomeni (Latince ‘mos’ kökünden) felsefi açıdan değerlendirildiğinde, içeriği ve ahlaki düşünüşün çağlara, toplumlara göre değiştiği görülmektedir. Toplumun yapısındaki değişmeler, davranış biçimleri üzerindeki ahlâk kabulleri de değiştirmektedir. Nedeni ise, ahlaksal tavrın insanın içinde bulunduğu toplumsal çevre ile ilgili olmasıdır. Evrensel ahlak/etik terimi ise Yunanca ‘ethos’ yani töre sözcüğünden türemiştir. Ahlak; çok yönlü toplumsal ilişkilerde iyiyi, doğruyu ve güzel olanı aramaktadır. Zaman içinde üzerinde uzlaşılmış ve herkes için doğru ilkeler sınıflandırılarak etik düzeye çekilmektedir. Temel felsefeyi bozmadan, hemen her konuda etik kabuller geliştirilmekte ve eğitim ile yaygınlaştırılmaktadır. Bireycilik ve çıkara dayalı davranışlar yerine, evrensel ahlaki ilkeler (etik) süreci oluşturmanın, ütopik bir hedef olmaması da önemlidir. Özetle, etik; genel kabul gören ilkesel bir değer iken, ahlak; bu değerin yerine getirilme düzeyidir. 

Çalışma hayatında veya sokakta yürürken…bireysel, kurumsal ve toplumsal sorumluluklarımızı belirleyen kurallara uymaya özen göstermek etik davranış iken, uymama hali “etik şüphe” kavramını ortaya çıkarmaktadır. Uymama sürecinin sonucunda ortaya çıkan olumsuz dışsallıkları tahminleyerek “önleme” çalışmaları ise “ihtiyatlılık ilkesi” içinde incelenmeye değerdir. Afetler gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen doğa ve insan kaynaklı tehditler başta olmak üzere, ölümcül salgın hastalıklardan, aile içi şiddet konularına kadar, hukuki süreçlere “etik şüphe” sorgulaması konusunun yerleştirilmesi çalışmaları geliştirilmektedir.

Covid Pandemisi nedeniyle toplumlarda, koruyucu uygulama tedbirlerine karşı, ortaya çıkan beklenmedik redler veya red için redler ile, kamu yönetiminin bireyleri ikna edememesi vb olgular, sivil itaatsizliklere yol açmaktadır. Ancak sivil itaatsizlik tanımında yer alan mevcut hukuki yapıyı beğenmeme ve vicdani olarak kabul etmeme unsurları ile örtüşmeyen sonuçlar yaratan ve emre itaatsizlik sonucunda ortaya çıkan ölümcül tehlikeler açısından, davranışların içeriğinin etik şüphe itibariyle çok yönlü değerlendirilmesi günümüzde global düzeyde önemli hale gelmiştir. Etik şüpheye izin vermeyecek şekilde toplumsal ilişkilerde güvene dayalı davranışlar bütününün; bireye, topluma ve devlete değer katacağına kuşkumuz bulunmamaktadır. Nitekim genel geçer evrensel (etik) ilkeler dışında hareket eden bireyler, toplumlar ve örgütlenmeler anlamlandırılırken çok düşük ödül değer ile tanımlanmaktadır. 

Siyasaları (metod) uygulamama veya ihlâl etme, yaratacağı zarar derecesine göre, toplumsal huzuru koruma adına, iyileştirici önlemler ile yaptırım gücü kullanma gerekliliğine yol açmaktadır. 

Hukuk, etik uygulamalarda önemli yazılı metin olup, ortamın güvenli tutulmasını sağlayacak uygun elemanları kullanmaktadır. Ortam yaratarak suç işlemeye yöneltmeyi veya zemin hazırlamayı da reddeder. Ortamda iyi(hayr) veya kötüyü(şer) sahneye koyarak oynayan, sadece bireylerdir ve bu nedenle de bilimsel öngörüyle desteklenmiş  “ihtiyatlılık” gerekmektedir. 

Üye Ol



Üye Girişi