Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


01.07.2013 - 21:16
1242
Yazı Boyutu:    

 

Algıda seçicilik, insanın bir olayda algı sürecinde öne çıkan ve etkisi kabul edilmiş unsurları ortaya koyan psikolojik bir kavramdır. İnsanın yaşam çevresinde karşılaştığı olaylardan ya da nesnelerden bir ya da birkaçının o kişi üzerinde uyarıcı rolü oynaması ve dikkatin öne çıkan unsurlara yöneltilmesidir. Bir kitapta okuduğum, algıda seçiciliğe örnek teşkil eden güzel bir anlatımı, sözcüklerde az çok farklılık olsa da anlamını bozmadan aklımda kaldığı kadarıyla, sizlerle paylaşmak istiyorum.

İki rahip aralarında konuşurlarken, birisi iç çekerek diğerine oğlunun hakikati aramak için yola çıktığını ve O’nu ne zaman tekrar göreceğini bilemediğini, ancak hakikati bulmanın zaman alabileceğini ve bu duruma çok üzüldüğünü söyler. Arkadaşı da başını sallayarak babayı doğrular ve üzüntüsünü paylaşır. Ertesi günü rahipler, birlikte sohbet ettikleri esnada uzaktan giderek yaklaşan bir çöl müziği ve bir süre sonra da tanıdık bir ses duyarlar. Baba, baba... Hakikati arayan oğuldur seslenen. Başlarını kaldırıp sesin geldiği yöne doğru bakarlar ve karşılarında 4x4 pırıl pırıl siyah lüks bir cip içinde oturan genç, elini sallayarak ve arabayı da göstererek, sevinçle ‘hakikati bulduğunu’ söyler.

Son günlerde yaşanan  ekolojik sivil mukavemetler bağlantılı giderek artan dini söylemli referanslar, kentleşme ve çevre sorunları alanında çalıştığım için olsa gerek, benim dikkatimi de aşağıdaki hususlara yöneltti.

Esasen Kur’an içeriği itibariyle varlığa saygıyı esas almaktadır ve bana göre  derin ekoloji(Arne Naess,1973) felsefesine dayanmaktadır. Başka bir ifadeyle, varlıkların ve doğal çevresinin de hak sahipliği temelinde korunması gerektiği hususu bu felsefenin temelini oluşturmaktadır. Nitekim “Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi, ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler”  En’am 38; “Göğü Allah yükseltti ve dengeyi o koydu. Sakın dengeyi bozmayın. Ölçüyü adaletle tutun ve eksiktartmayın” Rahman 7–9, vb hususlar  Kur’anın çevre korumacı öğrenme çıktılarıdır.

Ayrıca Şura suresinin 37. Ayetinde ve Al-i İmran suresinin 159. Ayetinde  meşveret  veya fikir alışverişinin önemi vurgulanmakta,  katılımcılık, halkı katılıma davet, yapılan işlerde birbirine danışmaya teşvik yer almaktadır. Bu kutsal uyarılar, modern hukukun da temel ilkeleridir ve  yüksek çevre kalitesini sağlamanın “olmazsa olmazlarıdır”. Oysa Türkiye’de özellikle çevresel etki değerlendirmesi(ÇED) gereken kamu yatırımlarında ÇED atlatılarak, bu doğrultudaki beklenen yasal süreçler oluşturulmamakta ve aksine re’sen- kararlar alınmaktadır.

Neticede biz inananların, eğitim faaliyetlerinde; demokratik aktif katılım, dayanışma ve sahip çıkma felsefesi ile ilişkilendirerek verdiğimiz bilgilerin, uygulamada yasal karar alıcıların nezdinde geçerliliğinin olmaması, gençlerimize her şeyden daha fazla korkutucu gelmiş olmalıdır. Kuşkusuz şaşırtıcıdır da…


* Dokuz Eyül Üniversitesi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, Prof.Dr.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Üye Ol



Üye Girişi