Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


02.09.2012 - 00:38
623
Yazı Boyutu:    

 

 
                              her şeyde öyle bir sınır vardır ki, bir şey o sınırın bu yanında ve 
                    hemen öbür yanında doğru olamaz (Horatius)
 
Yoksa anlamlandıramayan yorumcular mı demeliyiz? Mantıksal analizler çerçevesinde yorum-anlam ilişkisinde “anlam” öncelikli olup yorumun boşlukları doldurmada anlama yardımcı olması beklenmektedir. Ancak insanların tembelliği ve aceleciliğinin, hatta bilgisizlik faktörü de eklenebilir, yorumu öne çıkardığı her zaman sıkıntılı gündemlere vesile olan konular değerlendirilirken dile getirilmektedir. Aslında anlam ve yorumun her ikisinin de rolünün farklı olup, yorumun asla anlamlandırmanın yerini almaması konusuna dikkat çekilmektedir. Oysa uygulamada öyle olmamaktadır. Aydınlık ve karanlığın birbirini sürekli takip etmesi hatta aydınlık dönemlerde, sürelerin kısalığının başlıca görünür etkisinin “anlam ve yorum” birlikteliğindeki aksamalar olabileceğini düşünmekteyim. Umberto Eco, “Yorum ve Aşırı Yorum” adlı çalışmasında, “bir metnin aşırı yorumunu ayırt edebileceğimizi ve ettiğimizi …yorumun potansiyel olarak sınırsız olmasının bir amacının bulunmadığı ve kendi başına buyruk akıp gittiği anlamına gelmediğini” de ısrarla belirtmektedir.
 
Belirtilen tespit ise, ölçülü olma, sınırların ve ölçünün içinde olmanın önemini ortaya koymaktadır.  Bilgi ise geçici bir öğrenmeye indirilmeyecek kadar değerli olup, bilgi ağlarının genişlemesi ise “doğruluğunun herkes tarafından bilinmesi” konusuna doğal olarak bizi yönlendirmektedir. Bu tartışmaların aslında normatif kuralların belirlenmesinde olduğu kadar toplumsal diyalog açısından da önemi bulunmaktadır. Oysa uygulamada analizlerde her ikisine birlikte yer verilse de, ontodolojik (doğa felsefesi) yaklaşımlar,  epistomolojik (bilimsellik) yaklaşımlarının önüne geçmeye başlamıştır. 
 
Bu konuyu düşünürken şu deyiş içeriğini sizlerle paylaşmak isterim. Şimdilerde Friedrich Nietzsche’ye gönderme yapılarak tartışılan  “Yüksek tepelerde kartallara da yılanlara da rastlanabilir. O zirvelere birisi uçarak, diğeri sürünerek gelmiştir” sözü değerlendirdiğimiz “doğru anlamlandırma” konusu için iyi bir örnek olabilir. Bu konu kartal rahatlıkla uçarak zirveye varırken, yılan zorlukla sürüne sürüne gelmiştir ve daha çok emek harcamıştır yönünde yorumlanabildiği gibi, kötü(yılan) ve iyi(kartal) simgeleri ile ilişkilendirilerek onurlu ve bir kartal gibi veya el etek öperek, sürünerek bir yılan gibi elde edilen mevkiler üzerine yorumlar geliştirilebilmektedir.
 
Esasen doğa etiği ve ekolojik denge ile de ilgilenen bir akademisyen olarak, yılan ve kartaldan birine veya diğerine yüksek yada düşük ödül değer veremeyeceğimi de bu vesile ile belirtmek isterim.  Sözün kaynağının düşünürler olması ve felsefenin temel amacının da bir konuya farklı bakabilme yolunu öğretmek ise, bu konuda tek başına yılan ve kartal üzerinden değil ancak etik değerler üzerinden ve “uçma” ve “sürünme” fonksiyonları ile ortam bütünlüğünde duruma göre farklı yorumlar yapılabilir. Ancak bir konunun çizginin bu tarafında doğru iken, hemen öbür tarafında yanlış olmaması gerektiğini akılda tutmak yerindedir. Sevgili dostlar, sizleri anlamlandırmaya dayanan yorumlamalarınızla baş başa bırakıyorum.
 
 

Üye Ol



Üye Girişi