Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


08.09.2019
1992
8
Yazı Boyutu:    
Başarılı bir kadın, bir doktor, bir devrimci, bir lider, bir siyasetçi, CHP’nin İstanbul il başkanı ve Türkiye’nin devrimci isimlerinden Ümit Kaftancıoğlu’nun gelini olan Canan Kaftancıoğlu; aşağılama, hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve bölücü örgüt propagandası suçlarından toplamda 10 yıla yakın hapis cezası verdi yargı. Tutuklama talebi olmadan. 
Biz onun ismini dinbazların saldırıları ve trollerin İstanbul il başkalığı adaylığı sırasında duyduk ilk kez. Malum bir resim vardı medyaya sundukları, hani şu önünde bir tabak içinde domuz etini gösterdikleri… Kadını karalamak ama daha çok düşmanlaştırdıkları CHP’yi hedef tahtası yapmak için. Aslında olan; dinbazların kendilerinin erkek olarak kendilerini üstün gördükleri ve kendi işleri olduğuna inandıkları siyasette, evle ve bakıcılıkla özdeşleştirdikleri bir kadının başarısına olan hazımsızlık. Karşılarına çıkan kadın rakibi, siyasetin yaygınlaşan biçimiyle yok etmeye giriştiler… 

Türkiye siyasetinin bam teli, hele aday kadınsa, namus ve ahlak. Namusla ilgili bir şey bulamadıysa dinbazlıkta sınır tanımayan anlayış “Müslüman mahallesinde salyangoz yedirtmeyiz” anlayışı içinde saldırdı Kaftancıoğlu’na. Kaftancığoğlu’nu dostlarıyla çekilmiş resimleriyle gözden düşürerek siyaset dışı bırakmaya çalıştılar. Saldırıları gündem yarattıysa da, CHP yola onunla devam etti. 

31 Mart seçiminde ve tekrar ettirilen seçimde sanırım sadece adaylar değil, partiler ve cinsler de yarıştı belli ki. AKP seçim sürecini İstanbul adayı Binali Yıldırım’ın yanında seçim işleri başkanı Ali İhsan Yavuz ile yönetti. CHP ise adayı Ekrem İmamoğlu ve il başkanı olan Canan Kaftancıoğlu ile yola çıktı ve tam bir cinsiyet eşitliği anlayışı ve dayanışması sergiledi. İstanbul seçimleri bu ülkenin tarihinde çok önemli bir ilke daha sahne oldu. Her iki parti de kendini yansıtan kişiler ve toplumsal cinsiyet anlayışıyla seçim sürecini yönetti. Biri “İstanbul’u kazandıran başkan olacağım” dedi, diğeri seçim sonuçları açıklanmadan “Teşekkürler İstanbul’u” astırdı!

Aslında 31 Mart yerel seçimlerinde AKP’nin Ali İhsan Yavuz’u, seçimlerden sorumlu kişiyi de Türkiye tanıdı. O malum; “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu!” ifadesiyle ne olduğunu kendisinin de anlayamadığı, siyasetin sadece iktidar (hükümet) gücü olduğu yanılgısı içinde itiraf etti. Tüm gayretiyle seçimi yeniletme başarısını da sağladı ama 23 Haziran’da tekrar edilen seçim de sonucu değiştiremedi. Cumhurbaşkanının, İçişleri Bakanının, belediyenin tüm desteklerine ve sonuna kadar kullanılan devlet imkânlarına rağmen neden seçimi kaybettiklerini o da anlayamadı. Üstelik pek çok sosyolog vekil ve danışmanları varken. Aslında Türkiye siyasetinde kişileri mağdur ederseniz ve süreci demokratik işletmez iseniz, er ya da geç sonuçta kaybedersiniz.  Seçmen, Demokles’in ve adaletin kılıcının iki yönlü olduğunu, iktidar sarhoşluğuna kapılanlara hatırlattı! 

CHP ise seçimden Türkiye ittifakıyla, başarıyla çıktı. Canan Kaftancıoğlu, “İstanbulu CHP’ye kazandıran kişi olacağım” dediğinde, pek çok kişi inanamamıştı ona. Hatta dalga geçmişlerdi. Belli ki küçümsemişlerdi de. Bunda onu bir kadın olmasının da rolü vardı. Ama İstanbul başarısında, her iki seçim sürecinde de onun payının ne kadar önemli ve büyük olduğunu herkes gördü. İmamoğlu’nun yanındaydı her açıklamada; mücadelenin iki neferi olarak yan yana omuz omuzaydılar. 

AKP ise seçim sürecinde kadınları göz ardı etti. O eril yapılanmasını kadınların ve demokratların gözünün içine soka soka, tehditlerle seçimi kazanmaya çalıştı. Bunun için dinbaz erkek tayfasının, trollerin ve Pelikancıların oyunlarından, siyasal İslamcı ve kafaları karıştıran bir milliyetçi (!) söylemden medet umdu. Ama olmadı. Demokrasiye ve adalete yönelik tüm haksızlıklara seçmen göz yummadı ve “16 bin farkla seçim mi kazanılır?” diye soranlara 800 bin farkla yanıt verdi.

AKP, trol dinbazlara ses çıkarmıyor. Kendi saflarında da mücadele eden kadınlara yönelik hak kayıplarına, saldırılara ve hedef göstermelere göz yumuyor. Eğer sosyal medya üzerinden yapılan yorumlara şöyle bir bakarsanız, derneğin adının “Kadın ve Demokrasi” olması bile hazmedilemiyor. Derneğin adının “Aile ve Teokrasi” olarak değiştirilmesi önerilebiliyor. Kamusal alanda kadınlara karşı tahammülsüzlük ve özlenen siyasal rejimin türü bu kadar net! 

Böyle bir zihniyet Canan Kaftancıoğlu gibi bir isme tabi ki tahammül edemez. Çünkü o bir kadın, bir sosyalist, çalışkan ve başarılı bir lider. Yargı süreci şimdilik Kaftancıoğlu’na hapis cezası verdi. Tam olarak 9 yıl 8 ay ve 20 gün. Ama burası Türkiye, hepimiz biliyoruz ki yargının kimi kararları adaletsiz ve siyasi. Karar temyize gidecek. Üst yargının kararını beklemek ve görmek gerek. Önümüzdeki günlerde bu konuda ulusal ve uluslararası tepkiler ortaya konacaktır.

Kaftancıoğlu’nun cevabı “Çünkü biz mevsimi başladı, o kaybetti, biz kazandık. 80 milyon kazandı. Karar ne olursa olsun düşüncelerimden ve söylediklerimden vazgeçmeyeceğim.” olmuştur. Yargı reformunu konuşan Türkiye’ye çalışkanlığın, dayanışmanın, adaletin, düşünce özgürlüğünün, kadının toplum hayatındaki yerinin ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemi hatırlattığın için teşekkürler Sayın Canan Kaftancıoğlu.

Üye Ol



Üye Girişi