01.02.2018
1259
3
Yazı Boyutu:    
İki kadın Benazir için yola çıktık. 

Yazdan kalma bir Ekim akşamı; Pakistan Büyükelçisi’nin çağrısına dostum Fatma Cesur’la katıldık. O buluşmada Pakistanlı yayıncı Farrukh Sohail Goindi ve eşi Lübnanlı Rima Abdullah ile tanıştık.

Fatma, o akşam bizim sesimiz, dilimiz, iletişim köprümüz oldu.

23 Ekim günü yazları Yalova’da yaşayan yayıncıya gidiyoruz. 
Yolculuğun büyükçe bölümü iç sesimizle sürüyor. 
Sessizliği arada bir bizi heyecanla bekleyen yayıncının telefonları bozuyor.

Yayıncıya; Türkiyeli dostları, ‘solcu bir Kadın Benazir’i yazdı,’diyor.  
Bu tanım üzerine o da çok heyecanlanıyor. 

Pakistanlı bir aydına Benazir kitabını anlatmanın heyecanı bana geçiyor. 

Yolculuk boyunca o yolların her kilometresine hangi heyecanımı, duygumu,  düşüncemi döktüm ben bilirim.  Dönüşte bambaşka biri olarak döneceğim için döktüklerimi toplar mı yoksa onlardan doğar mıyım? 
Sorular sorular, bitmez tükenmez sorular.
Sağıma baktım dingin, bakımlı, güzel bir kadınla yollarla akıyor. Dostum Fatma acaba geçtiğimiz yollara hangi duyguları bırakıyor. Dönüşte alacak mı yoksa bambaşka duygularla mı dönecek yanıtı onda saklı...

Bu Fatma, ülkemizi dönüştürmek isteyen güçlere karşı,  çağdaş giyimiyle her giysisine ait renk renk şapkaları, elinde son model çantaları ile başkent sokaklarını fırtınalıyor. Onun eylemi sözel değil iz bırakan görsel bir eylem. Umutsuz sokakta koşturan insanlar; onu, moda dergilerinin kapağında fırlamış gibi görür görmez, sanki gelecek ışığını görüyorlar. Bir an yüzlerine soğuk su serpilmiş misali kendine geliyor. Bazıları da şaşkınlıkları geçince; yolunu kesip; ‘ne güzel sizi böyle görmek, Cumhuriyet’in simgesi gibisiniz, ’diyor. Ya da dönüp bu endamı güzel kadına baka kalıyorlar.  O bir dolu insanın yapamadığını sadece simge şapkasıyla, çağdaş yürüyüşü ile yapıyor. 

Bu içsel düşünceler içinde Sakarya nehrini geçiyoruz.
Nehirler ve kadınlar…
Kadınları hep nehirlere benzetirim.
Sanki herhangi bir ülkede bir nehir doğarken; bir kadın da doğuyor.
Nehirlerle doğan kadınların yaşamı kimi kez nehirlerle son buluyor.

Berlin’de Spree nehri kenarında her oturup kahve yudumladığımda büyük devrimci Rosa Luxemburg’u anımsarım. Alman ırkçı, milliyetçi subaylarının öldürüp attıkları bu nehrin seyrinde, dönemin tarihi akışı akıyor. Sonra o yalın anıtın yanında yürüyüp gidiyorum. Rosa’ya yazılan mektuplar zihnimde canlanıyor.

Benzersiz Benazir’i  İndüs nehri ile yazdım. 

Hindistan’da öldürülen ilk kadın başbakan İndra Gandi de Ganj nehrini çağrıştırıyor. Nehirler akıyor içimden; kadınlar önce engel tanımadan nehirlerle akıyor sonra da mücadeleleri ile simgeleşip birer sembol olunca karşıt düşünceliler onları öldürüyor; nehirler kan akıyor.
Tıpkı Zap, Dicle gibi ya da yoksul çaresiz, kimsesiz töre cinayetlerinden kaçan kendini Fırat’ın azgın sularına bırakan kadınlar. Sakarya nehri bana İtalya’dan yola çıkan Sakarya boylarında tecavüze uğrayıp öldürülen sanatçı Pippa Bacca ‘Barış Gelin’ini çağrıştırıyor. Fatma, benim zihnimde geçen bu kadın öykülerinden habersiz; kendi düşünceleriyle yolculuğu sürdürüyor. 

Büyük projelerle bizi kandıranların pahalı köprüsünden geçerek; Yalova’ya dönüyoruz. 
Köprüler ve insanlar bir başka uygarlık çağrışımı oluyor. 
Benazir kitabı Pakistan ile Türkiye arasında yeni bir dostluk köprüsü kuruyor.

İki kadın üç oluyoruz...
Benazir kitabımın, iki dile çeviri müjdesiyle dönerken; bu yolculukta kadınlar arası dayanışma köprüsünün de temelini atıyoruz. Yalova dönüşü gönlümüzdeki Sonbahar, Nevbahar’a dönüyor. Çok dilli Benazir’in yeniden doğuşunu kutluyoruz. 

Yaşasın dayanışmayı şiar edinen; aklı akla katan kadınlar!


Üye Ol



Üye Girişi