Huriye Kuruoğlu

Prof.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo- TV Bölümü Başkanı

huriye.kuruoglu@ege.edu.tr


01.02.2018
2111
8
Yazı Boyutu:    
O’nu  tanıyalı yaklaşık on yıl kadar oluyor.  Kazete’nin düzenlediği bir panelde aynı masada konuşmacıydık. Birkaç kişinin adını daha önce kısmen duymuş olsam da, masada oturan  kadınlardan hiç birini tanımıyordum.   Hani ulusal ya da uluslar arası toplantılara gittiğimizde  oradaki insanlardan  bazıları bizi hemen mıknatıs gibi çeker ya.  Benzeri bir durum da o gün o küçük gurup içinde oldu. İzmir’de yapılan toplantıya katılan kadınlardan sadece ben İzmir’den idim. Diğer kadınlar İstanbul’dan katılmışlardı. Sadece O aydınlık yürekli, aydınlık beyinli, ışık saçan kadın Ankara’dan katılmıştı. Hatta böyle toplantılara Ankara’dan pek konuk gelmediği için ilk anda biraz şaşkınlık yaşadığımı anımsıyorum. Beni O’na çeken ışığın nedenini anlamam uzun sürmedi. Yazar değildi sadece. Aynı zamanda sendikacıydı da. Örgütlü mücadeleye inanıyor ve bunu hayatına en iyi şekilde uyguluyordu. 


Türkiye gibi bir ülkede son yılları iyi algılayan herkesin de takdir edeceği gibi bu ülkede sendikacı olmak,  kadın sendikacı olmak, hem de tüm bunlara rağmen güler yüzlü olmak, herkesin harcı değildi.  Konuşma, sohbet ilerledikçe aydınlığının nereden geldiği giderek daha iyi anlaşılıyordu.  Böylesi ışıltılı, aydınlık bir insanın peşini bırakmam mümkün değildi elbette.  Nitekim görüşemesek de, ve sık olmasa da iletişimimiz devam etti. İkimiz de biliyorduk ki, orada öyle biri var ve benim hayatımda. Ara ara haberleştik. Bana yazdığı kitapları gönderdi. “Yangın Yeriydi Yurdum” kitabını ve o kitaba dair duygu ve düşüncelerimi o yıl buradan sizlerle paylaşmıştım. Aradan birkaç yıl geçti ki “Benazir” geldi. Ne yazık ki o aralar hayatımın karışık ve yoğun olmasından dolayı o kitapla ilgili bir şey yazamadım.  Ama  her ne kadar kitaba konu olan kişinin fena halde ölümü söz konusu olsa da,  “Benazir” kitabı, okuyan insanda müthiş duygular uyandıran bir kitap.  İster yazılan ister yazan kadın açısından, neresinden bakarsanız bakın, müthiş bir mücadele ve azmin kitabı.

Yazarlığını ve sendikacılığını davasına inandığı bir partide en üst yönetim kademelerine çıkarak taçlandırmıştı. İlmek ilmek mücadelesi hem sendikada hem partide devam ediyordu. En şaşırtıcı ve heyecan veren şey ise, bunca koşuşturma ve mücadele içinde yazmaya da devam ediyordu. Arka arkaya yazılan kitapları başka dillere çevriliyor ve başka coğrafyalardaki insanlara derdini anlatıyordu. Daha doğrusu bizim insanımızın derdini…Kadınların derdini…Ezilenlerin derdini…Mazlumların derdini…Ve tüm bu dertleri anlatırken de o güzel yüzünün ışıltısı hiç solmuyor ve belki de tam olarak şairin dediği enseyi karartmıyor ve okurlarının ve derdine derman olmaya çalıştığı emekçi kadınların enseyi karartmalarına izin vermiyordu.

Bilgi yayınlarının ikinci baskısını ciltli olarak yayınladığı ve de pek şahane olan “Yangın Yeriydi Yurdum” un arka kapağında da ifade ettiği gibi,  O, emeğin, onurun, hak savaşımının  güler yüzü. Ödüller kazanan bir yazın sevdalısı…İnsana ve doğaya akıl gözüyle yürek dolusu bakmak gerektiğini bilen ve bildiğini işleyen, işlediğini sevgiyle sunan.

Orhan Veli’nin “ güzel kadınları severim, işçi kadınları severim, güzel işçi kadınları daha çok severim” dizelerinde olduğu gibi, kadının hem güzeli, hem akıllısı, hem üretkeni, hem cesuru, hem mücadeleci gücü olanı…….sevme ötesi… hayranlık ötesi…ne demeli..
Sağlık ve sevgiyle kalın…

Üye Ol



Üye Girişi