Huriye Kuruoğlu

Prof.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo- TV Bölümü Başkanı

huriye.kuruoglu@ege.edu.tr


11.05.2020
1673
3
Yazı Boyutu:    

Yaklaşık altı aydır bu köşeye yazmıyorum. Sevgili Berrin'in tatlı ısrarları ve motive edici mesajları sayesinde yeniden denemek istedim. Epeydir akademiye ve ülkeye olan inancımın ve umudumun tükenmesi neden oldu buna sanırım. 

Yıllardır okuyup yazmamıza rağmen ülkede hala şiddetin ve hırsızlığın devam etmesi, ve hala tecavüzcülerin korunması ve hala başta basın ve ifade özgürlükleri olmak üzere yaşamsal ve insani pek çok özgürlüğün yasaklanması ya da kısıtlanması giderek beni bu çaresizlik ve umutsuzluğa sürükledi.  Aklım ermeye başlayalı beri, yaklaşık ortaokul yıllarından bu yana, güzel ülkemin yaşadıkları ve/veya bu halka yaşatılanları artık ne kalbim ne de beynim taşıyamaz oldu. Hal böyle olunca da ister istemez yazmanın bir işe yaramayacağını düşünüyor insan ve içinden gelmiyor yazmak. Bir de yaptığımız iş, ders anlatmanın yanı sıra sürekli gençlere enerji ve moral vermek de olunca…. Ve hal böyleyken, yılların birikimiyle birlikte gençlere verecek moraliniz kalmayınca 35 yıl yaptığınız meslek ve beraberinde pek çok şey, anlamını yitirmeye başlıyor.

Elbette bu günlere bir günde gelinmedi. 70 yıldır, ayrım gözetmeksizin, yurttaşı değil, başka amaçları odağına yerleştiren sağ iktidarlar ne yazık ki günümüzde yaşadığımız Türkiye’yi yarattılar. Bazı arkadaşlarımız daha erken yaşlarda teslim olup çaresizlik ve umutsuzluğa teslim oldular ve içlerine kapandılar. Bazıları ise hala müthiş bir azim ve inatla umutlu bir bekleyiş içindeler. Ben ne daha çabuk teslim oldum, ne de diğer arkadaşlarım gibi daha fazla umut besleyecek ve gençlere aktaracak gücüm ve enerjim kaldı.

Bu duygu ve ruh hali yaklaşık bir yıl kadardır devam ediyordu. Ancak bütün dünyayı etkisi altına alan ve esir eden corona günlerinde evlerimizde yalnız kaldığımızda sanırım daha da yoğunlaştı bu ruh hali. Yaklaşık iki aydır devam eden bu süreç kuşkusuz herkesi farklı etkiledi.  Bazılarımızda normal zamanda olmadığı kadar sosyalleşme isteğini kamçıladı. Bazılarımız ise, ki bende öyle oldu,  bu süreci kendi içine yolculuk için bir fırsat bildi. Umarız bu süreç, insanlarda çok fazla psikolojik yıkıntılara neden olmaz. Yoksa virüsten korunacağız derken psikiyatri uzmanları randevularında ve beraberinde zaten son yıllarda çok büyük bir artışın olduğu söylenen antidepresan ilaçlarının tüketiminde patlama yaşanacak.

Son altı ayı saymazsak, bu köşede tam 20 yıldır her şartta ve her ülkede ara vermeksizin yazdım. Anımsayacağınız gibi gelen talepler doğrultusunda 4 yıl önce de buradaki yazılarımı toparlayıp düzenlediğim bir kitabım çıkmıştı. O yıllardan bu yana yazılarımın pek çoğunda savaş ya da yoksulluk gibi büyük sıkıntıların kadınları daha fazla etkilediğini yazmıştım. Bu kez de öyle oldu. Bir sıcak savaş değilse de, işsiz kalan ailelerin sayısını  ve yoksulluğu daha da arttıran bir süreç yaşanmakta. Elbette yetirmeye çalışan kadınlar nedeniyle bu süreçte yine kadınlar daha fazla acı çekmekte. Ve tüm bunların yanı sıra ekonomik olarak sıkıntı çekmeyen ailelerde de yine kadın tüm gün sürekli temizlik ve yemek vs. hazırlama hali nedeniyle yine erkeklerden bir nebze daha fazla yorulmakta ve sıkılmakta. Yani korona da yine en çok yoksulları ve kadınları vurdu, Yoksul kadınları daha da fena vurdu. Korona virüsün çıktığı ilk zamanlarda, virüsün herkes bulaşabildiğini gören pek çok insan bu virüsün çok adil olduğunu, zengin yoksul gözetmeksizin herkese bulaştığını söyledi. Ancak çok geçmeden durumun hiç de öyle olmadığı görüldü. Evet belki virüs, insan ayırmaksızın herkesin vücuduna giriyordu, ancak süreç içinde kapitalist düzende her zaman olduğu gibi yine  yoksullar ve giderek orta sınıf daha fazla olumsuz etkilendiği görüldü..

Sağlık ve sevgiyle kalın.


Üye Ol



Üye Girişi