Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


31.05.2018
1323
7
Yazı Boyutu:    

24 Haziran’da cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri birlikte yapılacak ve partiler listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na teslim ettiler. Partilerdeki hiyerarşik erkek egemen yapı, milletvekili aday listelerine yine yeniden yansıdı. Kadınlar, parti içi iktidar kavgalarının arasında, aday listelerini belirleyen erkekler kulübünde bir kenara itilmeye devam edildiler.


3 bin 269 erkek adaya karşın, 937 kadın aday var listelerde. 600 milletvekili adayın AKP’de 126’sı (%21), CHP listelerinin 137’si (%23’ü), MHP’nin 69’u (%11,5), İyi Partinin 150’si (%25’i) ve HDP’nin 226’sı (%38) ve SP’nin 79’u (%13) ve Vatan Partisi’nin de 150’si (%25) kadın aday. En az MHP, en fazla da ise HDP kadınları aday gösterdi.


Bu oranları çok kötü görmeyenler olabilir. Ancak listelerin seçilme şansı olan ilk sıralarının sadece yüzde %5’i kadınlardan oluşuyor. AKP’nin milletvekili aday listesinde 33 kadın ilk üç sırada yer alırken, CHP'nin listesinde ise ilk sıralarda 30 kadın milletvekili adayı var. AKP 4, CHP 6, HDP 19, İyi Parti 6, MHP 2 ve Vatan Partisi 13 ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi. Saadet Partisi’nin ise birinci sıra kadın adayı yok.

Liste başları bile olsalar, bazı partilerde kadınların seçilme şansları olmayacak. Partiler kadınların seçme hakkına sadıklar, demokrasinin bir gereği olarak görüyorlar. Ancak, seçilip seçilmemelerini ya da eksik temsil edilmelerini kendilerine dert etmiyorlar…

Erkekler tüm partilerde kadınların yurttaş olarak seçme hakkı konusunda oldukça cömert, ama seçilme hakkı konusunda cimriler. Kadınların seçim zamanı kapı kapı dolaşıp, partileri için oy istemelerinden memnun oluyorlar. Ama “kadınlar çalışır ve seçerler, erkekler ise seçilir ve yönetirler” mantığından kopamıyorlar.


Adaylık sıralamalarında da “kadın adayların elleri mahkûm, kendilerine lütfedilen sırlarını kabul etmek zorundalar” diye düşünüyorlar. Adayları belirleyen komisyonlar ve son kerte de ilgili parti komisyonları da ağırlıkla erkelerden oluşunca, kadınların anlamlı pek itiraz etme şansları da yok.


Kadın aday adaylarının büyük çoğunluğu donanımlı olsalar da, ancak sülale boyu siyasetin içinde olan erkek akrabaların ya da liderlerin davetiyle aday oluyorlar. Tabandan, kendi mücadeleleriyle ya da kadın hareketinden gelen kadın aday sayısı ise oldukça sınırlı ve aday adaylığından ilk elenenler de onlar oluyor. Bu nedenle erkekler arası rekabet, parti içi iç hesaplaşmaların arasında kadınların siyasetteki yeri, simgeselliğin ötesine pek de geçemiyor.


Bu tablo kadınlara “sizin meraklanmayın, yerinize yönetecek erkekler bolca var” mesajı veriyor. Dolayısıyla da siyaset; eril, dar ufuklu bir oyun olarak oynanmaya devam edilirken, kadınlar da seçimlerde çantada keklik olarak görülmeye devam ediliyor.

Sahi, gerçekten de öyle miyiz?


Üye Ol



Üye Girişi