Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


07.01.2019
526
4
Yazı Boyutu:    

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi araştırma görevlisi Ceren Damar, geçtiğimiz hafta bir erkek öğrencisi tarafından hunharca öldürüldü, katledildi. Bu olay sanırım toplumdaki herkesin, vicdanı olanın, vicdanını sarstı ve sorgulattı. Olayın çok farklı boyutları var ama ben toplumsal cinsiyet perspektifinden sizlerle birlikte sorgulamak istiyorum.

Olay acaba erkek şiddetinin bir öfke nöbet mi? Yoksa neoliberal piyasacı yüksek öğretim uygulamalarının müşteri odaklı hale getirdiği ilişkiler alanına yansıyan eril tahakküm mü? Muhafazakar erkeklik anlayışına dayanan erkek adaletinin tezahürü mü? Akademik hiyerarşinin daha başında olan genç bir kadın öğretim elemanı olması mı? Acaba hangisi geçerli ve tutarlı bir açıklama? Ya da hepsi mi bu olayda rol oynadı!


Son yıllarda cinsiyet eşitsizliğini ve ayrımcılığını besleyen o kadar çok kabul ve pratikle karşı karşıya kaldık ki, bırakın cinsiyet eşitliğini konuşmayı, milliyetçilik, gelenek ve dinbazlıkla beslenen bir erkeklik anlayışı sürekli kışkırtıldı. Her gün kadın cinayetleri ve kadınlara karşı saldırıların haberlerine bir yenisi eklendi. Cahillik ve erkeklik, dinbazlık, gelenek ve tüketim temelli bir toplumsal ve siyasal kültürle sürekli pekiştirilirken, bir de piyasada odaklı hak arama mantığıyla kışkırtılıyor.

Son yıllarda Sünni İslamın en katı ve neredeyse kadın düşmanlığı boyutuna varan ve bunu dinsel yaradılış, fıtrat anlayışıyla meşrulaştırılmaya çalışılan bir dinbazlık sözkonusu. Bu anlayış hem cahilliği besliyor, hem de yapanın yanına kar saydığı bir eril tahakküm ilişki anlayışını yayarak ve toplumsal bir kültür haline getirerek, alanını genişletiyor.Her fırsatta eşitsizliği siyasal ve erkek egemenlik lehine güçlendiren bu zihniyet, kadınla erkeğin eşit olmadığını cinsiyetçi bir tutumla tekrar edip duruyor. Kadınların ve kadınlığın sınırlarını evde, ailede ve her yerde kendisi belirlemek istiyor.

Bu anlayışı sadece İslamcı erkeği hedeflemiyor, tüm erkekleri kapsıyor ve erkekliği, evde, işte okulda, üniversitede kışkırtıyor. Hele parası ve/veya gücü olanın, erkeğin, istediğini tüm toplumun, özellikle de kadınların, üstünde söz sahibi olma, itaat ettirme, hatta onların yaşam haklarını ellerinden almaya kadar gidebilecek bir düzeye taşıyor.

Tüm bunlara bir de, 1980’lerden bu yana sosyal devlet anlayışının eğitim ve sağlık gibi en temel alanlarda bile çok zayıflatılmasının, kalan sosyal devlet uygulamalarının da popülist ve gelenekçi aile yardımlarına indirgenmesinin kadın açısından doğurduğu olumsuz sonuçları da eklemek gerekiyor. Kadınlar; piyasaya, piyasanın gerçekte olmayan adaletine, aslında sömürüsüne bırakılıyor ya da erkek egemenliğiyle eklemlenen tüm tahakküm ilişkilerinin insafına terk ediliyor. Buna da cinsiyet adaleti (!) deniyor.

Bu durumda insanın aklına ister istemez “Acaba Ceren erkek olsaydı aynı sonuçla karşılaşır mıydık?” sorusu geliyor.Ceren’i öldüren zihniyet, diğer erkeğe aynı şiddeti uygular mıydı? Bıçak darbelerinin yetmediğini düşünüp, hınç ve kinle, sekiz el de silah sıkar mıydı! Kuşkusuz niyet okuyarak, karşıdaki cinsin kadın değil de, erkek olsaydı sonuç farklı olurdu tahmini yürütemeyiz. Ama yukarıda mantığını verdiğimiz süreçler erkekleri, hele de mağdur kadınsa, daha kolay şiddet kullanmaya itmekte, bu tür vak'aların yaşanmasının da önünü açmaktadır. Bunu da ciddiyetle düşünmek gerekmekte! Hepimiz biraz düşünelim, olur mu?

İLGİLİ HABERLER




yabanci dizi izle, canli bahis, canli casino, bahis siteleri, guvenilir bahis siteleri, tipobet365, tipobet, 

Üye Ol



Üye Girişi