Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


30.10.2017
664
5
Yazı Boyutu:    
Bu yıl 29 Ekimde Cumhuriyetimizin 94. Yılını kutluyoruz. Ama nasıl? Hangi değerlerle? Aslında Atatürk, modernliğin temelinin insanın zihninde eğitimle atıldığını ve eğitimin de çağdaş değerlerle donatılması gereğini düşünüyordu. Çağdaş insanın gelişime inanan, aklı temel alan, bilimsel ve eleştirel bir düşünce yapısına sahip olmanın eğitimin temel yapı taşları olduğunu ifade ediyordu. Çağdaş insan, bilime dayalı ve laik eğitim kurumlarında yetişmeliydi. Ona göre, çağdışı zihniyetlerle, ilkel hurafelerle yürümeye çalışan uluslar yok olmaya veya hiç olmazsa tutsaklığa ve aşağılanmaya mahkûmdu. Bu nedenle eğitimin temel amacı sadece öğrenmek, bilgiyle donanmak değildi, cehaletle mücadele etmek ve eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaktı.  Eğitim ve öğretim birliğinin kurulmasıyla, karma, parasız, eşitlikçi ve dayanışmacı anlayış,Cumhuriyetin tüm kurumsal yapılarının da temel taşı haline geldi.

Oysa bugün Cumhuriyetin eğitimde ve pek çok alanda temel ilkelerinin nasıl ihlal edildiğine görmekteyiz. Fırsat eşitliğinden, karma eğitimden ve eğitimin laik niteliğinden ne kadar uzaklaştığımıza şahit olmaktayız.

Türkiye'de 2016-2017 eğitim öğretim yılında okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde toplamda 17 milyon 319 bin 433 öğrenci var. Öğrencilerin 15 milyonu devlet okullarında okuyor. 2 milyonu ise, özel okullarda. Eğitimde genel gidişatözelleşme ve imam hatipleş(tir)me de. Liselerde 3.7 milyon öğrenci var. Bunların 500 bini özel okullarda, 657 bini imam hatiplerde ve 1 milyon 287 bini de açık öğretim liselerinde ve diğerleri de düz liselerde okuyor. 

Yine 2016-2017 yılında açık ve örgün ortaokullarla liselerde 11 milyon 33 bin 419 öğrenci okumakta. Son bir yılda özel okul sayısı%20 artarak 10 bin 404’e ulaştı. İmam hatiplerdeki artış ise, yüzde yüzlerin çok çok üstünde. Son beş yılda en büyük öğrenci sayısı artışı imam hatip ortaokullarında ve liselerinde oldu. 2012-2013 yılında 94 bin 461 olan imam hatipli öğrenci sayısı, 2016-2017 yılında yüzde yedi yüz artarak 657 bin öğrenciye ulaştı. Parası olan veliler özel okulları tercih ederken, olmayanların, yoksulların çocukları yollarını ya imam hatiplere ya da açık liselere çevir(til)mekte…Ya eğitimin niteliği? Eğitim kurumlarında sanatın, bilimin ve felsefenin yeri?İse doldukça tartışmalı. Eğitimin karma ve laik niteliği dehepimizin malumu! Okulların üniversite başarı düzeyleri de ortada,eğitimde gelinen eğilimlerin tam tersi yönünde, son sınavlarda açık liselerin esamesi okunmuyor, imam hatiplilerin başarısı ise sadece %13. Sınav sistemi ise keşmekeşe dönüştü. Bu ülkenin hiç mi eğitimcisi yok ki? Çocukların ki hangi grup çocuğun başarısı hedefleniyorsa, başarılarını artıracak bir sistem yaratamıyorlar!Eh tüm bu öğrencilerin istihdam sorunları ise çıkmaz sokakta. Ama bir grup öğrencinin istihdam sorunu yeni OHAL’le çözümleniyor sanki! 

Cumhuriyetin 94. Yılını kutladığımız şu günlerde imamlara nikâh kıyma yetkisiyle müftülük bünyesinde bulunan memurlar, yani imamlar, müftülerin verdiği yetkiye dayanarak resmi nikâh kıyabilecekler yeni tasarıyla. Kıyılan nikâhlar Medeni Kanun kapsamında hukuki zemin de kazanacak. Böylece siyasi boyutta dini nikâha resmiyet kazandırılacak ve sanırım ardından da boşanma yetkisi yakın zamanda imamlara verilerek,böylece siyasi süreç tamamlanacak. 

Müftülüklerde çalışanlara yaratılan yeni işlerle, hem dinsel kamusal alan daha da genişleyecek, hem de meslek erbabı olarak öteki dünyanın yanında dünyevi işlerdeki sorumlulukları da çeşitlenecek.Yakında yeni bir torba yasa ile boşanma yetkisi onlara verilirse hiç şaşmayın!

Neden olmasın, rahmetli Turgut Özal, 1988yılında “Anayasayı bir kez ihlal etsek, onun terimiyle delsek, ne olur!”Diyordu. Ne olacak canım altı üstü Anayasanın evlendirme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağı hükmü ve medeni nikâh hükümleri çiğneniyormuş! Kim dinler… Nikâhı kıyan ha muhtar olmuş, ha imam! Küçük yaşta evliliklermiş,çok eşliliğin önüaçalıyormuş yasa, velayet hakkı imiş, miras eşitliğiymiş! Önemli olan Anadolu’daki kızın kimin sözünü dinlediği değil mi? Esas mesele bu! Kadına itaat ettirmek.Oysa Cumhuriyetin yurttaşı olarak kadın, kaderine boyun eğen değil, kendini yaratan ve kaderini kendi yazan bir özne olmalıydı. Aradaki fark tam da bu.


Üye Ol



Üye Girişi