Huriye Kuruoğlu

Prof.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo- TV Bölümü Başkanı

huriye.kuruoglu@ege.edu.tr


05.04.2019
1382
3
Yazı Boyutu:    

Hayat aynen Yin Yan felsefesi gibi. Yani iyilik/kötülük, olumlu/olumsuz hep iç içe. Ama ne yazık ki yaşanan ülke, bölge ve kültüre göre bu zıtlıkların birinin diğerine oranı değişebiliyor. Zaman zaman gündelik hayatta tanık olduğumuz olaylar bize bunu gösteriyor. Şayet dikkatlice çevremize bakarsak bunun pek çok örneğini görmenin mümkün olduğunu anlayabiliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda, seçimden birkaç hafta önce, son yıllarda adını sıkça duyduğumuz İzmir’in bir köyüne gittim. Köy, adını şarap festivali ile duyursa da, köyün son beş-altı yıldaki öyküsünü öğrendiğinizde, şarap festivalinden önce bir kadın kooperatifinin ve bu kadın kooperatifinin başındaki kadının olayın gizli kahramanı olduğunu anlıyoruz.

İzmir’e yaklaşık 10 km uzaklıktaki köye, orada kahvaltı yapmak için oldukça erken saatlerde gittik. İzmir merkezde hava oldukça ılık olmasına rağmen, köyün deniz den yüksekliğinin yaklaşık 600 metre olması nedeniyle ısı farkı ve rüzgar nedeniyle içimiz ürperdi. Arabayı park ettikten sonra biraz yürüdük ve bir mekana gittik. Sabahın erken saatleri sayılabilecek bir zamandı ve mekandaki kadınlar çayı demlemişlerdi ve kahvaltılık börek vs. hazırlıklarına devam ediyorlardı. Gerek yürüdüğümüz o kısa yolda, gerekse kahvaltı yaptığımız mekanda ilk anda karşılaştığımız insanların güler yüzlü ve aydınlık insanlar olduğunu görünce içimiz ısındı. Bu memleketi, bu coğrafyayı sevmekte ne kadar haklı olduğumuzu gördük bir kez daha.

Bu şirin mekanda kahvaltımızı yaptıktan sonra köyün içinde kısa bir yürüyüşe çıktık. Hem çevreyi geziyor, öte yandan da yerel ürünlerin satıldığı birkaç küçük tezgahta ne var ne yok, ne alabiliriz ona bakıyorduk. Uzun olmayan bir gezintiden sonra köy meydanında bulduk kendimizi. Köy meydanındaki dükkanlardan birinin tabelasında kooperatif yazısını görünce girdik içeri. Benim güzel ülkemin, benim güzel kentimin, benim güzel köyümün güzel kadınlarından biri vardı içerde. Klasik bir şalvar ve geleneksel başörtüsü ile aydınlık yüzlü bir köylü kadın vardı karşımızda. Önce raflardaki satılık ürünlere göz attık. Ardından sohbet etmeye başladık.  Bir kaç ürün dışarıdan gelse de daha çok köy kadınlarının ürettiği ev yapımı ürünler vardı raflarda. Tam sohbet ederken gözüm kapıdaki bir fotoğrafa takıldı. Malum yerel seçim öncesiydi ve kapıda bir muhtar adayının fotoğrafı vardı. Fotoğraftaki kadın başı örtülü olmayan bir kadındı, ama karşımda duran kadındı.  Yine de emin olmak için, kadına, kendisinin olup olmadığını sordum. “Evet.” dedi. Ben durumun nasıl olduğunu sordum. Ve ne yazık ki, duyduklarım hiç de mutlu etmedi beni. Her ne kadar eril iktidar ve egemen erkek davranış ve söylemini biliyor olsam da, yine de köy de olsa İzmir’in bir köyü olduğu için şaşırmadan edemedim.

Kadın, yaklaşık 6 yıl önce kooperatifin kurulmasında ön ayak olduğunu, köylerinin bu noktaya gelmesinde, tanınmasında ve katma değer yaratılmasında çok emeğinin olduğunu anlattı. Ben de “ E o zaman desene muhtar seçilirsin artık”  deyince kadın sıkıntılı ve üzüntülü bir yüzle konuşmaya başladı. "Yok, ne yazık ki hiç de öyle değil. Erkekler bana oy vermeyi düşünseler de, arkadaşlarının, çevresinin tepki vermesinden ve kendisiyle dalga geçmesinde korktuğu için bana oy vermeye çekiniyorlar.” İster istemez Tayfun Atay’ın “Erkeklik en çok erkekleri ezer”  cümlesi geldi aklıma. Ve ne yazık ki, erkeklerin kendi özgür iradelerinin önünde, yüzyıllardır üretilen erkek kimliği bariyer idi. Bir taraftan başarının ödüllendirilmesi gerektiğini düşünüyorlardı, ama öte yandan, sağdan soldan gelebilecek laflarla erkekliklerine helal gelebileceği endişesi taşıyorlardı. İster istemez, İzmir’in köyünde bile bunlar yaşanıyorsa….”  diye düşünmeden edemedim.

Sağlık ve sevgiyle kalın.

 


yabanci dizi izle, canli bahis, canli casino, bahis siteleri, guvenilir bahis siteleri, tipobet365, tipobet, 

Üye Ol



Üye Girişi