01.08.2016
1597
4
Yazı Boyutu:    
En uzun yaz gecesi…
Anne, darbe mi oldu? 
Ne darbesi oğlum?
Anne televizyonu açar mısın?
Açık Fırat, tartışma programı izliyorum.
On dakika geçti geçmedi mi yine Fırat’tan telefon geldi.
Anne tüm kanallara bak, alt yazıları oku. Üstümüzde F- 16’lar geçiyor. Garip bir durum var. 

Tartışma programının olduğu kanal ansızın İstanbul Boğaz Köprüsü’nü gösteriyor. Fransa’daki terörü kınamak için köprü Fransız bayrağının renklerine boyanmış. Oğlum Boğaz Köprüsü’nde askerler akan trafiği durdu sanırım bir ihbar aldılar. 
Anne F- 16’lar bizim evin üstünden uçuyorlar.

Kapanan telefonun ardından silah sesleri duyuldu. Fırat’la telefonlarımız hız kesmedi. Ben evimde yalnızım, beş dakika sonra Başbakan TV’de göründü. ‘Bir kalkışma var.’ dedi. Ardından ülkece izlediğimiz TV programları, bizim üstümüzde uçan F-16’lar, kurşun sesleri, TRT evimizin karşısında uzaktan ışıkları göz kırpan Gölbaşı, aşağıda kurşunlanan TBMM ve TRT’de okunan şaka gibi bildiri, yaşamımızın en uzun en ürkütücü gecesi…

Ülke olarak darbelerden o kadar çektik ki, artık dünya görüşü ne olursa olsun halkımız darbelerin ülkemizi onlarca yıl geriye götürdüğünü, sofrasındaki ekmeğin küçüldüğünü, gelecek düşünün karartıldığını, canından can koparıldığını yaşayarak gördü.
Bizim kuşak 1960 darbesini öykü gibi dinledi, belgesellerini izledi. Ülkenin başbakanı ve iki bakanının idamlarını öğrendi.  12 Mart’a tanık olduk. Sevdiğimiz devrimci önderlerimizi öldürdüler, astılar. 12 Eylül yangının içine düştük, karanlığında gündüzümüzü kaybettik. Kurulan darağaçları üçe, beşe doymadı.  12 Eylül solu adeta biçti. Yıllar sonra darbeci generaller röportajlarında ‘Solun belini kırdık. Bu günleri biz hazırladık.’dediler. 

Oysa onlarda yaşarken gömüldüler... 
   
Şarkıcı Mirkelam gibi yıllardır demokratik, laik, sosyal hukuk devleti bireyi olarak, bu yaşamsal değerlerin yaşam biçimine dönüştürülmesi için koşuyorum, koşuyoruz. Ne kadar koşarsak koşalım darbelerden kurtulamıyoruz.

Koş Yaşar koş!

12 Eylül sonrası 12 darbe öyküsü yazdım. Artık başarı öyküleri yazmak istiyorum diye haykırdıkça ne yazık ki darbeler bir türlü yakamızı bırakmıyor. 

Yine bir darbe girişimi ardından yazıyorum. Okuduklarımdan, yaşadıklarımdan, gözlemlerimden gördüğüm İslam coğrafyasının beklentisi laiklik. Işıldayan yıldız laikliğe gereksinim var. ‘Laiklik karın doyurmuyor’ diyenlere sesleniyorum. Laiklik yaşam biçimi olursa karın da doyuruyor, başarı öyküleri de yaratıyor, insanca bir yaşam da sunuyor. Bundan sonraki mücadelemiz yine demokratik, laik, hukuk devletine sahip çıkmak olmalı.

Demokrasi sevdamız bitmez…


Üye Ol



Üye Girişi