Huriye Kuruoğlu

Prof.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo- TV Bölümü Başkanı

huriye.kuruoglu@ege.edu.tr


08.10.2018
326
5
Yazı Boyutu:    
Bu kez biri eğitimin en üst noktası olan doktora mezunu, öte yanda ise ilk okula bile gidemeyen iki kadının ve ailelerinin öyküsü var.  İster kadın ister erkek olsun eğitimin çok önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak sahip olmak ya da edinmek için sadece eğitimin tek başına yeterli olmadığı bazı değerler var. 1990’lı yıllarda aynı zaman diliminde tanıdığım iki karı-koca bu konuda çok çarpıcı iki hayat öyküsü anlatır. 

Birinci çiftimiz ikisi de üniversite mezunudur. Erkek, eşinden yaklaşık 15 yaş kadar büyüktür ve bir üniversitede öğretim üyesidir. Eşi de aynı fakülteden mezundur. Zaten erkek öğrencisi olan kadına aşık olmuş ve kadının ailesinin biraz muhafazakar olmasının da etkisiyle çok uzun zaman geçmeden hemen evlenirler ve bir erkek çocukları olur. İlk yıllardaki cicim aylarının ve bebeğin ilk aylarından sonra sorunlar başlar. Anlaşamama durumları giderek evde sert ve şiddetli kavgalara neden olmaya olur. Önceleri sözle başlayan şiddetli tartışmalar giderek fiziksel şiddete dönmeye başlar. Geçen zaman içinde olaylar öylesine tırmanır ki,  şiddet artık kendi özel alanlarının sınırlarını aşmaya başlar. Ev gezmelerinde, ya da evlerine arkadaşlarını davet ettiklerinde en ufak bir kıvılcım olayın büyümesinde ve hatta adamın eşine tokat atmasına kadar gider. Ne eğitim yolunda alınan diplomalar, ne kadının çok güzel olması, ne de aşklarını pekiştiren çocuk, hiç biri şiddetli geçimsizliğe ve giderek artan şiddete engel olmaz. Şiddetin sadece kendi evlerinde olduğu zaman, biraz da muhafazakar ve geleneksel bir aileden gelmenin de etkisiyle, evliliği bitmesin, çocuğu ayrı anne babayla büyümesin diye düşünerek bağrına taş basan kadın, şiddetin evin sınırlarını aşması nedeniyle  haklı olarak artık onur meselesi haline getirir. Uzun ve sancılı bir boşanma sürecinin sonunda boşanırlar. Adam tüm yaptıklarının utancıyla başka bir şehre gidip orada başka bir üniversitede işe başlar ve kendine başka bir hayat kurmaya çalışır. Kadın ise çok uzun süre geçmeden  tekrar aşık olur. Ne yazık ki bu erkeğin de ailesi çok tutucudur ve daha önce hiç evlenmemiş olan oğullarının çocuklu bir kadınla evlenmelerini istemezler. Birkaç yıl süren uzun mücadele ve uğraşların sonunda evlenirler ve ikinci sevdiği adamdan da dünyalar güzeli bir kızı olur. 

İkinci çiftimiz ise yine o yıllarda bir apartmanın kapıcılığını yapan bir adam ve O’nun sevgili eşi. Her ikisi de İç Anadolu’daki bir şehrin dağ köylerinden gelmişlerdir. Muhtemelen çoğu kez olduğu gibi kendilerinden önce gelen bir akrabaları ön ayak olmuştur. Ve  o dağ köyünden şehre gelmek, kapıcı dairesi de olsa, nispeten daha düzgün ve yaşanılır bir evde kira vermeden oturmak, onlar için müthiş bir aşamadır. Köyde nasıl ve ne şekilde, yani görücü usül mü yoksa birbirlerini severek mi  evlendiklerini bilmediğim bu çiftin sevgileri, muhabbet ve saygıları pek çok kişiye parmak ısırtacak kadar muhteşemdi. 12 yıl boyunca yakından gözlemlediğim bu çifti aradan geçen bunca yıldan beri unutmam mümkün değil. O apartmanda yaşayan yaklaşık 30 aileden en az 25’i muhtemelen benim gibi düşünüyor ve  imreniyordu. 

Eski yıllardan bir filozofun dediği gibi cenneti ve cehennemi yaratmak bizim elimizdeydi ve bunu yaratmak için paraya ve diplomaya ihtiyacımız yoktu.

Sağlık ve sevgiye kalın.


Üye Ol



Üye Girişi