Huriye Kuruoğlu

Prof.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo- TV Bölümü Başkanı

huriye.kuruoglu@ege.edu.tr


05.11.2018
273
4
Yazı Boyutu:    
O’nun öyküsünü yazmaya karar verdiğimde duygusal açıdan bu kadar zorlanacağımı tahmin etmemiştim açıkçası. Yaklaşık 20 yıl kadar önce tanıdım O’nu. İlk tanıdığımda bende bıraktığı izlenim, eşiyle ve evliliğinde mutlu, kendisiyle barışık, okuyan, kısmen siyasal ve sanatsal açıdan aktif bir kadındı.  Eşiyle birlikte pek çok miting ve yürüyüşlere gidiyor, çeşitli sanatsal aktivitelere katılıyordu. Ayrıca İstanbul’da ud dersleri de alıyordu. Yani bir bakıma hayatı dolu dolu yaşıyor ve mutlu gibi görünüyordu. Başka bir deyişle görüntüde her şey harika görünüyordu. Kocasını seven bir kadın, maddi zorlukları aşmışlar, ikisi de emekli olmuş, İstanbul’daki güzel evlerini bırakıp bir sahil kasabasında ev alarak orada yaşamaya karar vermişlerdi. Ben de tam o sırada tanışmıştım onlarla. Eşi de kendisi de son derece zarif ve kültürlü insanlardı. İçim ısınmıştı ilk gördüğümde. Nitekim kısa zamanda yakınlaşmış ve çok iyi dost olmuştuk.  Zamanla güzel yemeklerle başlayan akşamlardaki sohbetlerde veya deniz kıyısındaki sabah yürüyüşlerinde birbirlerini daha yakından tanımaya başlamışlardı. Her sohbette her ikimiz de bu yakınlaşan ve güven duyduğumuz ilişkide rahatça her tür özelimizi paylaşmaya başlamıştık. Yaşamaya karar verip hızla bunu hayata geçirdikleri sahil kasabasında yeni çevre dininceye kadar geçen zaman diliminde daha sık görüşüyor ve daha sık zaman geçiriyorduk. Ve o zaman diliminde paylaştıklarımız gerçekten her bir ayrı bir film tadında çok özel anlardı. 

Çok çocuklu bir ailenin en küçüğü idi. Annesi kendine göre bir takım gerekçelerle O doğduğunda “bakamayacağım” deyip SHÇEK’ye vermişti. Annesi babası olamayan kimsesiz çocuklar gibi o yurtta büyümüştü. Nasıl olduysa okumuş ve bir meslek sahibi olmuştu. 18 yaşını doldurduğunda, kısa yoldan sahip olduğu mesleğe dair bir iş bulmuş ve çalışmaya başlamıştı. Kader, O’nu ömür boyu birlikte olacağı adamla karşılaştırmıştı. Tanıştıktan çok ısa süre sonra evlenmişlerdi. Kadın, soğuk ve sevgisiz geçen yurt yıllarından sonra kocasına dört elle sarılmış ve çok iyi bir eş olmaya çalışmıştı. Kocası O’nun için hayatının en büyük piyangosuydu. Bu piyangoyu kaybetmemek ve kolay harcamamak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Kendisini SHÇEK’e veren annesine duyduğu her öfke, O’nu kocasına daha da yakınlaştırıyordu sanki. Bu öfke öyle kolay geçecek bir öfke gibi görünmüyordu. Orada geçen yılların ayrıntılarına girmese de annesinden bahsetmeye başladığı anda yüzüne düşen öfke dolu çizgiler fazla söze hacet bırakmıyordu.  Ama O’nun öyküsü sadece anneye duyulan öfke, ya da kocaya duyulan aşırı sevgi ve bağımlılıkla kalmıyordu. Evlendikten yaklaşık 2 yıl sonra doğan çocukları ilk yıllarında mutluluklarını pekiştirmiş gibi görünmüştü. Ancak erkek çocuk olmanın hele de  çocukluğunu sevgisiz geçirmiş bir annenin erkek çocuğu olmanın zorlukları bir süre sonra kendisini göstermeye başlamıştı. 

Normal koşullarda erkek çocuğun babayla kısmen daha geçimsiz ve anneye daha yakın olması gerekirken, bu aile içinde durum pek böyle işlememişti. Zira babayla her ters düştüğünde anne hep erkek evladın değil, kocasının yanında olmuştu. Bu nedenle çocukluk, ergenlik ve ilerleyen yıllardaki ilişkilerinde bu temel mesele hep sorun olmuştu. 

Öte yandan, çocukluğunda yaşadığı bu süreç, gündelik hayatta diğer insanlarla ilişkilerine, iletişim kurma becerilerine ve niteliğini de çok etkilemişti. Ama doğal olarak en büyük etki oğluyla olan ilişkisinde kendisini göstermişti.  Oğlu ise, çocukluk yıllarında annesinde bulamadığı sıcak ilişkiyi kendisinden yaklaşık 15 yaş büyük bir kadınla evlenerek telafi etmeye çalışıyor şimdi.

Sağlık ve sevgiyle.


yabanci dizi izle, canli bahis, canli casino, bahis siteleri, guvenilir bahis siteleri, tipobet365, tipobet, 

Üye Ol



Üye Girişi