01.02.2016
1502
2
Yazı Boyutu:    

Yeni yazımı Kazete yönetimi bekliyor?

Eskiden uyarı almadan yazımı yazar gönderirdim.

Oysa Temmuz’dan itibaren yazım hep beklenir oldu.

Aslında son bir yıldır yazımı önceden yazamıyorum.

Neden mi?

Çünkü yazacak konu o kadar birikiyor ki ne yazayım?

Hangi konuya değineyim?

Bu yaşananlar nefes aldırmıyor.

Neden?

Niçin?

Nedeni, niçini belli sorunlar.

Basına vurulan prangadan mı?

Sözünü söyleyenlere verilen cezalardan mı?

Linç kültüründen mi?

Şiddetten ölen kadınlardan mı?

Önemini yitiren sendikalardan mı?

Muhalefet yapamayan siyasilerden mi?

Beyaz bayrakla yaşayan insanlardan mı?

Ölen gençlerden, polislerden askerlerden mi?

Yazmalı annelerin çığlığından mı?

Neden söz edeyim?

Hangisini yazayım?

Koca bir ay bir dolu akıl almaz acılarla tükeniyor.

Sosyal medyada hemen her gün faili meçhullerden ölenleri anıyoruz.

Onda bile ayrışıyoruz. ‘Senin ölün’, ‘benim ölüm’ gibi…

Aylan bebeğin kıyıya vuran cesedi bile milat olmadıysa neden söz edeyim?

Yazar, ressam, sanatçı, yaşadığı ortamdan etkilenir.

Ne kadar muhalefet sesini yükseltse de yaşananlardan etkilenir?

Yazdığının karşılık bulmasını bekler.

Küçük insanların küçük hırsları, dostluk üstündeki sörfü bile etkiler yazarı.

Dost diye avunduğunun dost olmadığını görürsün.

Küçük hırsların çirkinliğine tanıklık, sevgiyle bakışındaki emeği hatırlatır.

Hele bir de “ emek en yüce değerdir!” sözünü yıllarca savunmuşsan.

Döner bakar bu kadar çürümüşlüğü, kirliliği algılamaya çalışırsın.

Gözyaşını ihanetine bayrak eylemi yapan kadının seyri bile yorar insanı.

Bu düşüşü acıyla seyreylersin.

Neredeyse Turgut Özal gibi “Ben zengini severim.” Açıkça diyen insanı ararsın. Çünkü çevrende zengini sevip bunu söylemeye korkanlar daha kötüdür.

İşçinin, gencin, sanatçının eylemine tahammülsüz ülke yönetenlerin tarzı; “Çankaya’nın şişmanı, işçinin düşmanı” diye haykırdığın günleri aratır.

Bir yandan ihaneti gözyaşıyla örtenler, öbür yandan güçsüzlüğünü yalanla süsleyenler çoğaldıkça çoğalır. Güç zehirlenmesi sarar her yanı. Nasıl bu noktalara geldik diye düşünürsün.

Sonra yaşadığın günlere bakarsın.

Aslında aylardır ülkende bırak küçük hırsları, yalanların sahteliğini daha yaşamsal olan insanların yaşamamasıdır.

Sosyal medyanın gözler önüne serdiği masum küçük kutlamaları bile insanlar yapamaz durumdadır. Doğum gününü, evlilik yıldönümünü kutlayamazlar.

Bireysel başarılarını mahcubiyet içinde kutlarlar.

Çünkü ülkede öyle büyük olaylar yaşanmaktadır ki, düşüncesinden ötürü tutuklananlar, ceza alanlar, çalışma yaşamından dışlanan, şiddetten ölen kadınlar, iç savaşta ölen polisler, gençler, askerler, umuda yolculuğa çıkan göçmenlerin, mültecilerin seyri, beyaz bayraklar yaşayan kadınların dramı dünyalarımızı karartmaya yeter de artar.

 

Biliyor musunuz, tüm bu yaşananlar aslında yaşamadığımızı gösteriyor.

Farkında mısınız?

 


Üye Ol



Üye Girişi