Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


11.02.2018
388
4
Yazı Boyutu:    
Mizojini bir tür psikolojik rahatsızlıktır ve kadınlara olan nefreti, hatta düşmanlığı yansıtır. Kadın(lar)dan nefret etme, kadına ait olan her şeyi küçükseme, her şeyi değersizleştirme çabasıdır. Erkeğin kadına olan üstünlüğünü kabul eden düşünce ve inanç sistemlerinden beslenir. Bizde son yıllarda dozajı giderek artan Mizojini, büyük ölçüde modernite-gelenek çatışması temelinde inşa edilen kadın–erkek karşıtlığında kurgulanarak güçlenmekte.

Bizim gibi kendini Doğu ve Batı/ Gelenek-Modern arasında gören, arafta kalan; moderni, teknolojiyi arzulayan ama değerlerini ve yüzünü Doğuya dönmek isteyen bir toplumda gelenek, büyük ölçüde kadınla ve kadının mahremiyetinin korunmasına dayandırılmakta.

Moderni tüm nimetleriyle erkeklere hak gören ekose ceketli bir cinsiyetçi düzende, gelenek kadınla özdeşleştirilip, kadın eve-özel alana indirgenmekte ve onu koruma görevi de erkeğe verilmekte. Kadının kamusal alana çıkması mahremiyetin ve dolayısıyla İslam’ın sembolik yitimi olarak algılandığından, mahremin korunması ise, erkeğin eril düzeninin tahakkümüne bağlı olmakta. Bu düzen erkek için ve erkekler adına, geleneğin adına savunulmakta. Üstelik gelenek adına merkez siyasetin prim vermesiyle de, erkek ve erek cinselliği odaklı olarak her tür tahakküm biçimiyle erkekliği kutsamakta.

Dinbazların yaptıklarının yanlarına kar kalması da kadın düşmanlığını ve eril tahakkümü her geçen gün artırmakta. Adına hoca diyen (!) kişilerin kendi özel kanallarında yılbaşı kutlamalarında bir yandan erkeklik yüceltirken, öte yandan kadın bedeninin pornografik sunumunu dinbazlıkla örterek pazarlanmakta. Bazılarının yaşlarının 18’in altında olduğu ortaya çıkan genç kızlar bedenleri sergilenirken, dini metinler okunabilmekte bu ülkede. Merkez siyasetin çok uzun süre sesiz kaldığı ve görmezden geldiği bu olay, daha yeni RTÜK’ün dikkatini çekti…

2010’larla beraber yaygınlaşan bu durum ve küresel kapitalist sağ muhafazakârlık, otoriter liderlik anlayışıyla birleşerek, erkek devletin gücünü Machiavellici bir tarzla dinbazlıkla birleştiriyor. Kadınların her koşulda geleneksel ataerkil aile ilişkileri ve rolleri kabul etmeleri, gönüllü (kul) olmaları isteniyor. Modern ve kamusal olan erkeğe hak görülürken, kadını eve, özel alana kapatan ve kamusaldan dışlayan bir anlayış kabul görmekte, görülmesi istenmekte. Yönetim ve toplum anlayışının merkezine konan ataerkil aile ve toplum değerleri çığırtkan bir saldırganlık ve militer bir dille kutsanmakta. Tüm yaşam ataerkil tahakküm içinde, din odaklı bir gelenekselcilikle cinsiyetçiliği yeniden yeniden üretmekte.

Erkekleri üzen, aldatan ve baştan çıkaran yaratıklar (!) olarak kadınlar, zaten potansiyel olarak suçlu olduğundan, cezası da erkek adaletine bırakılmakta. Bu anlayış özünde hem mizojinik hem de homofobik. Ve bununun yakın gelecekte düzeleceği de zor görünmekte.

Üye Ol



Üye Girişi