Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


20.12.2020
514
3
Yazı Boyutu:    
Her yüzyılın tanıtıcı bir konusu vardır. 21. Yüzyılın tanıtıcı konusu yazara göre “Dış Göç olgusu” olmuştur. Dış Göçler, insanlık tarihinde ve günümüzde de,  ulusal ve uluslararası ilişkiler yönüyle, her zaman tehdit mi, fırsat mı tartışmalarının merkezinde yer almaktadır. Göç konuları ülkeler açısından aslında sevilmeyen ama yapışkan yoldaş gibidir. Dış göç konusu ağırlığı itibariyle ekonomik olmaktan daha çok sosyo-kültürel ve siyasi altyapı taşıyan bir konudur. Yeni danışmanlığımı yaptığım konu da “iklim göçleri” olup, tam da gelecek senaryolarının ortasında yer almaktadır. Türkiye bu yönüyle eskiden cadde ortasındaki bir daire içinde yer alarak, geliş –gidişleri el-kol hareketleriyle kontrol etmeden sorumlu ve tehlikelere açık trafik polisine benzemektedir. 

Kişilerin özgürlüklerinin bir ölçüsü “turist” olma ile de izah edilmektedir (Zygmunt Bauman) Özgürce bir ülkeden diğerine yaşam kalitesi standartlarına sahip olarak gidebilmek bir modern ve demokratik bir imtiyazdır. Bu durumda, ekonomik, toplumsal ve siyasi nedenlerle bir ülkeden diğer ülkeye ve/veya bir ülke içinde yapılan “gönüllü ve gönülsüz” nüfus hareketleri ayrı bir kavram olan “göç etme” ile tanımlanmaktadır.  Göç konusu aslında binbir gece masalları gibi birbirini takip eden sürükleyici birçok konuyu içermektedir. Türkiye’de, “göç”  sözcüğü dönemsel olarak farklı göç tiplerinin öne çıktığı bir değişim süreci olmuştur. 1923-1924, 1930’lu yıllar  “mübadele dönemleri” ile ifade edilen Türk soylu göçmenlerin yurda dönüşü ; (1950-1960-1980) dönemi “iç göçler” demek olan kırdan kente gelişleri;  (1980-1990) ayni zamanda yurt dışına çıkışları ifade etmektedir.  Göç sözcüğü zihnimizde 2000’li yılların başında “düzenli dış göçleri” karakterize eden, Avrupa’dan gelen emekli yabancıları, 2011 yılı sonrasında da “düzensiz veya hukuk dışı dış göçleri” tanımlamak için yer bulmuştur. Gelecek beklentimiz, “hukuk dışı iklim göçleri” olarak düşünülmektedir. Uzaylılar gelecekte, bu senaryonun içinde yer alabilir? 

Türkiye transit ülke iken, artık “geliş” ülkesi durumuna gelmiştir.   Dönem dönem yurt dışındaki mağdur “Türk Soylu Göçmenlere” kapısını aşan Türkiye,  2011’lerden bu yana “Malta” adası için söylenen “göç cenneti” haline gelmese de, ilk sıçrama yeri olmuştur 

Göçle gelenler ve göçün geldiği ülke için ayrı ayrı sorgulamalar yapılarak taktiksellikler oluşturulmalıdır.  Yurt dışından gelen “düzensiz göç hareketleri” için şu unsurlar belirlenebilir. 1) Yasa dışı durmak bilmeyen göç, 2) Türkiye doğum oranları ortalaması (2019 yılı, %2.1)   üzerinde seyreden (%5.2 ) yüksek doğumla da artan dış göç genç nüfusu, 3) Yoksulluk ve Yoksunluk Algısı 4)Toplumda sosyo-kültürel çatışma ve ekonomik yük bindirme korkusu yaratmasıdır. Diğer önemli 5. değişken aslında beklenmemiştir. Bu değişken; Bütün dünyada etkili ve Türkiye’ye 2020 yılının Mart ayında giren Corona-19 Pandemik Virus olgusudur. 

Göçe ilişkin kamuoyu ile paylaşılan yönetsel ve politik kararlar ile erişilebilen bilgi birikimi koşullarında, ortada gerek yurt içinde, gerekse yurt dışı ilişkiler ağında gelişen politik dansları takip edememekteyiz. Bağlantılı olarak  şu soruların cevapları kamuoyunda netleşmemiştir.
1. Suriye’den ölüm korkusu ile gelenlerin, sınırdan geçerken, profil tespiti yapılmadan Türkiye’nin dört bir tarafına dağılması kontrol altına alınmış mıdır? 

2. Suriye’den ölüm tehdidi ile gelenler, bayram vb nedenlerle ülkelerine tatile mi gitmektedirler?

3. Suriye dışından diğer ülkelerden de gelen büyük rakamlı göçler için geliş, yerleşik hayata ve vatandaşlığı geçişi kolaylaştırmak için temel hukuki düzenlemeler değiştirilmiş midir? 

4. Bilinen en eski hilelerden olan “aşırı nüfus artışı ve yüksek doğum oranları” ile Türkiye’ye göçle gelen Suriyeli nüfusun politik güç olma eğilimine göz yumulmakta mıdır?

5.  Türk soylu yabancılara yönelik imtiyaz ve kolaylık sağlayan yönetmelikler, Suriye gibi, her yerden gelen Türk soylu olmayan yabancılar için de oluşturulmuş mudur? 

6. Türkiye’deki yerleşik halk, sığınma arayanların, geri döneceklerini veya bir başka ülkeye gideceklerini ya da Türkiye’de kalacaklarını bilmiyorken, gelenler biliyorlar mıydı?

7. Türkiye’de kalmak istemeyenler  zorla mı tutulmaktadır?

8. Corona bağlantılı yeni göç yönetimi stratejileri oluşturulmuş mudur?

9. Türkiye çeşitli nedenlerle olabilecek yeni dış göç konusuna yönelik alınacak idari tedbirler, şeffaf olarak ve çok yönlü kamuoyunda tartışılmakta mıdır? 

Kuşkusuz bu sorular artırılabilir.  Mamafih idarenin resmi beyanıyla uyumsuz her bir cümle spekülasyona açık bir senaryo değerindedir. Ancak fantastik olan ve olmayan gerçeklikler de bulunmaktadır. Nitekim, 2011 yılında Suriye’de başlayan çatışmaların ardından Türkiye’ye gelen ve ülkede geçici koruma statüsüyle yaşayan Suriyelilerin geliş rakamı olan 3.5 milyon nüfus 2020 yıllarının başlarına gelindiğinde dramatik artışa rağmen resmi beyanlarda hiç değişmeden kalmıştır. ? 

Göç konusu, tüm ülkeler için kalkınma hedefleri itibariyle dikkate alınması gereken bir olgudur. Göçün kalkınmada engelleyici olduğu kadar, olumlu etkileri de bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler “ 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündeminde” göç konusu önemli bir çalışma alanı olarak yer almıştır . Adı geçen Raporda, “zulmün gücünden kaçabilmek için”, ekonomik, sosyal ve çevresel değerlerin korunmasına yönelik eylem planlarının ülke kalkınma planlarında yer alması gerektiği sürekli vurgulanmaktadır.  Göçün bütünleşik düşünülmesi ve Küresel Göç Sözleşmesi uygulaması için hedef konular belirlenmektedir. Yazara göre de, nasıl ki çevre sorunlarında sınır aşan çevre sorunlarından da hareketle küresel bir sorumluluk ve eylem planları oluşturulmaktadır, benzer bir şekilde de göçle gelen doğurgan topluluklara yönelik nüfus konusunda da ortak hedef ve akılcı ilkeler oluşturulmalıdır. Sonuç olarak, yaşam kalitesinin zorladığı büyük nüfuslar bir ülkeden diğer ülkeye/ülkelere dalgalar halinde yayılmayı bir hak haline dönüştürebilmektedir. Bu durumda hak iddiası yanında, sorumlulukların da oluşturulması doğaldır. Türkiye’miz de huzurlu ortamlarda çok yönlü sürdürülebilirliğini, yaşam kalitesi ve güvenlik ekseninde, tartışmak zorundadır.


Üye Ol



Üye Girişi