Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr. Sosyal bilimci

songulsallangul@yahoo.com


24.03.2021
740
5
Yazı Boyutu:    
Bu hafta sonu siyasetin gündeminde pek çok konu tartışıldı. Ama kuşkusuz İstanbul Sözleşmesi bunların başında gelmekte ve çok uzun süre daha tartışılacak konular arasında. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmesinin, imzanın geri çekilmesinin ardındaki gerçek niyet nedir? Bahane edildiği gibi dine aykırılığı mı? Geleneklere aykırı olması mı? Eşcinselliği teşvik ettiği iddiası mı? Yoksa dinbaz kesimin istediği küçük yaşta evliliklere onay vermemesi ve çocuk yaştaki evlilikleri kız çocuklarına yönelik bir şiddet sayması mı? Kadınlara şiddet ve ölüm riskiyle karşılaştığında hakkını araması için yol göstermesi, şiddete ve uygulayan karşı önlem alınması için hukuki mekanizmalar öngörmesi mi? Ayasofya imamının söylediği gibi hilafet ilanına kadar varan şeriat isteklerini hayata geçirenin ilk adımları mı? Yoksa siyasal iktidarın ortaya bir kemik atıp kamuoyunu oyalarken, ben istediklerimi rahatça yapayım tavrı mı? Yoksa parlamenter demokrasiden başkanlığa geçmenin getirdiği özgüven, güç bende kibri ve güç zehirlenmesi mi? İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı kararıyla bir gecede kaldırıldığını ilan etmesine en çok siyasal İslamcı çevre sevindi. İstanbul Sözleşmesi’ni bu iktidar zorla imzalamadı. Tam da aksine bu siyasal iktidar tarafından imzalandığı neredeyse davul zurnayla ilan edilmişti. Büyük törenlerle Avrupa ve Amerika’nın adalet bakanlarını, bürokrasiyi İstanbul’a çağırarak imzalamışlardı. Biz istersek herşeyle mücadelede lider oluruz dercesine!

Sözleşmeyi imzaladıkları toplantıya konuşmacı olarak davet edilen akademisyenlerden biri de bendim. Türkiye’de kadına yönelik şiddetin tarihini anlatmıştım o toplantı da. İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye’de imzalanmasından dolayı, AK Partili bürokratların heyecanı ve coşkusu görmeye değerdi! Gelen konuklar, bakanlar ve üst düzey bürokratlar da şaşkındı. Şimdi ise, bir gece de kaldırdık!İlgili bürokrasi ve AK Partili siyasetçilerin önemli bir kısmı sessiz kalıyor.Ama troller ve şakşakçılar alkışlıyor.Aslında kadına karşı şiddeti önlemeye yönelik olan 4320 sayılı yasanın uygulanması, daha doğrusu uygulanmaması için kamu bürokrasisinin direncini nasıl kırarız, yasaları nasıl uygulatırız düşüncesi, tıpkı bugün olduğu gibi o zaman da temel sorundu. Kadın örgütleri, demokrat hukukçular, Barolar ve şiddetle mücadelede rol oynayan bürokratlar çözüm arayışıyla bu sözleşmenin hazırlanmasına öncülük etmişti. CEDAW komitesi eski üyesi ve İstanbul Sözleşmesiyle kurulan GREVIO’nun ilk Türkiye üyesi olan Prof. Dr. Feride Acar da o dönem çok emek vermişti sözleşmeye. Yani o kadar milli ve o kadar yerliydi ki, kadına karşı şiddeti ve ailei çi şiddeti nasıl azaltabiliriz? Sorusu İstanbul Sözleşmesi çalışmalarına rehberlik etmişti, bu iktidar döneminde. Medeni dünyaya medeniyet, insanlık ve kadının değeri konusunda liderlik etmiştik…

Ancak şimdi eski bakanlardan biri sevinçle İstanbul Sözleşmesi’ne karşın, Türk geleneğine dayalı Ankara Sözleşmesi’nin hazırlandığı bilgisini verdi. Nasıl bir sözleşmedir ve hazırlanınca kimler imzalar bilinmez. Ama açık söylemekten çekinmeyin beyler! Sizin Cumhur ittifakına desteğinizin koşulu olarak masanıza koyulan, milli görüş çizgisindeki eril muhafazakar zihniyetin isteği olan İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması isteğine boyun eğdiniz. Sadece %7’lik küçük bir çevrenin isteğine uydunuz. Alınış şekli itibarıyla anayasaya aykırı ve gündelik siyasi çıkarlara dayalı bir karar! Cumhurbaşkanın toplumun %90’ının kabul ettiği ve kadınların hergün ‘biz ölmek istemiyoruz’ diye haykırarak size hatırlattığı sözleşmeyi elinizin tersiyle bir gece ansızın çöpe attınız!
O %7’lik marjinal ama gücü arkasına alan ve güç zehirlenmesi yaşayan siyasal İslamcı mahalle, hadi heybenizdeki taşları dökün ve gerisini de daha yüksek sesle isteyin. Sadece Ayasofya imamının ağzından duymak yetmez! Gazete köşelerinden yazmanız da yetmez!Güçlüsünüz ya, nasılsa önümüzde engel kalmadı. Cumhurbaşkanı da dediğinizi yapıyor nasıl olsa. Demokrasi, temsil, meclis de neymiş? Varsın kadınlar meydanlarda bağırsın, sorun değil.Biber gazıyla susturursunuz. Olmadı, kadınları ahlaksızlıkla ya da teröristlikle, eşcinsellikle suçlarsınız! Karşınızdakini istediğiniz gibi hedef gösterebilir ve düşmanlaştırırsınız, ne olacak ki? Güç sizde nasıl olsa!

Baktınız olmadı, köşeye sıkıştığınızı hissetiniz, kalan demokrasi kırıntılarından gelenek kalesine yine yeniden sığınıp, ‘yerlilik, millilik ve erkeklik’ örüntüleri arasında güçten nemalanmaya çalışanları yanınıza alarak siz yine yolunuza devam edersiniz. Ama şu kriz döneminde insanların çoğu iş ve aş; kadınlar ise hem aş ve iş, hem de can derdinde ve yaşam hakkını koruma mücadelesinde. Bu saray rahatlığından sıyrılın ve toplumun gerçek sorunlarına eğilin beyler!Farkında mısınız güç avcıları? Siz köşe ve makam kapacağız derken, bu ülkede hergün kadınlar ölüyor, çocuklar sizin anlayışınız yüzünden cinsel, fiziksel ve dinsel tacize uğruyor. LGBT bireyleri ve istemediğiniz kişileri, grupları, yazarları, gazetecileri, akademisyenleri, sanatçıları hedef haline getirdiğiniz. Saldırıyor/saldırttırıyorsunuz. Güç zehirlenmesi hezeyanınız sizi zehirliyor. Bizden söylemesi. 

Üye Ol



Üye Girişi