Huriye Kuruoğlu

Prof.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo- TV Bölümü Başkanı

huriye.kuruoglu@ege.edu.tr


09.09.2018
514
4
Yazı Boyutu:    
Yönetmenini anımsayamadığım bir İtalyan filminde, başroldeki oyuncu yaşadığı onca şeyden sonra şöyle der: “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir, görünenin ardında başka bir gerçek, onun ardında başka, onun ardında da başka bir gerçek vardır.”

Gerçekten de yaşadığımız hayatta buna benzer olaylara hepimiz tanık oluyoruz.  Geçtiğimiz aylarda öğrendiğim, yaşanmış ve yaşanmakta olan, gerçek bir hikaye beni çok etkiledi. Olayın kahramanının yan komşusu yakın arkadaşıma anlattığı olay, dünyada hala çok iyi insanların olduğunu ve belki de dünyanın böylesi insanlar sayesinde döndüğünü düşünmeme neden oldu. Aynı zamanda benim de komşum olan, yaşı yetmişlerin üstündeki kadını o iki büklüm haliyle balkonda iş yaparken gördüğümde içim acırdı. Nedenini bilemediğim bir iç ses, bu kadının iyi biri olduğunu söylüyordu bana. Ama bu, sadece bir iç sesti. Uzaktan saygıyla selamlaşmamın dışında kendisiyle hiçbir iletişimim yoktu. Arada bir balkonda, 20’li yaşların sonunda gibi görünen, özürlü bir delikanlı görüyordum. Bazen de ondan yaklaşık 5 yaş kadar küçük başka bir delikanlı girip çıkıyordu. Bayram tatillerinde ise evin en büyük oğlu olduğu belli olan ve eşi ve küçük, sevimli bir erkek çocuğuyla gelen bir evlat vardı.  Görünen manzaraya baktığınızda kadının üç oğlu olduğunu ve ortancanın da özürlü doğduğunu tahmin etmekten daha doğal ne olabilirdi. Ama zaman zaman tanık olduğumuz gibi, yine görünenin göründüğü gibi olmadığını öğrendiğimde ne diyeceğimi bilemez haldeydim. 

Ailenin öyküsü uzun metrajlı bir filme konu olabilecek kadar ilginçti. Arkadaşımın yan komşusu olan ailenin ve balkonda gördüğüm özürlü delikanlının hikayesi beni çok etkilemiş ve uzun zamandır olmadığı kadar duygulandırmıştı. Kadın, 20’li yaşların başında evlenmiş, aradan iki yıl geçtikten sonra da, şimdi kendisine dünya tatlısı bir torun veren ilk oğlunu kucağına almıştı. Anne baba olarak biricik oğullarına bir kardeş yapmak istemişlerdi. Ancak tüm çabalara rağmen aradan geçen birkaç yıla rağmen bir türlü çocukları olmuyordu. Anadolu’da “tek kısır” olarak adlandırılan durumu yaşadıklarını düşünmüşler ve o nedenle artık umutlarını kesmişlerdi. Ancak illa ki oğullarına kardeş de olsun isteyen aile, evlat edinmeye karar vermişlerdi. Evlat edinmek için ilgili kuruma gittiklerinde ilgili memurla gerekli görüşmeleri yaparken içeri 3 yaşlarında özürlü bir erkek çocuğu girmişti. Anne ve baba bir anda göz göze gelmişler ve kararlarını vermişlerdi. İlgili memura bu çocuğu istediklerini söylediler. Memur hanım bir anda şok oldu ve “Emin misiniz…. Ama……”  demiş ve gerisini getirememişti. Evet kararlarını vermişlerdi. Memur hanıma, “Bu güzel çocuğu kimse almaz, biz O’na iyi bir anne-baba, oğlumuz da iyi bir abi olur.” Dediler. Birkaç ay içinde gerekli tüm yasal prosedürler tamamlanmış ve çocuk yeni evine gelmişti. Kurum yetkilileri duyduklarına ve gördüklerine inanamıyorlardı. Öyle ya, bu devirde insanlar kendi kanlarından olan hasta ve/veya özürlü insanlara zor dayanıyorken ya da hiç tahammül edemiyor ve kurtulmaya çalışıyorken, inanması elbette zordu. 

Nitekim aile çocukla eve geldiklerinde evdeki abi ilk zamanlarda yadırgasa da zamanla o da alışmıştı bu yeni özel kardeşe. Aradan 5 yıl kadar geçtikten sonra kadın tekrar hamile kaldığını öğrendiğinde ne yapacağını bilemedi. Özürlü evladının uğuru diye düşünüyordu. O nedenle özürlü evlat onlara fazlalık gelmemiş, tam tersine daha çok sevmiş ve bağlanmışladı. İki derken üç erkek evlatları olmuştu. Küçük kardeş doğduktan sonra özürlü abi de yeni doğan kardeşe iyi bir abi olmuştu. Filmlerde izlediğiniz zaman “hadi canım olur mu hiç?” dediğiniz bu tür olaylar, belki de bize yeniden insanlığımızı düşünmemizi sağlamaya bir fırsat vermek içindir.

Sağlık ve sevgiyle kalın. 


yabanci dizi izle, canli bahis, canli casino, bahis siteleri, guvenilir bahis siteleri, tipobet365, tipobet, 

Üye Ol



Üye Girişi