Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


30.08.2012 - 10:34
1067
1
Yazı Boyutu:    

 

Konseyin, Avrupa ortaklığı çalışmalarıyla( Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği) paralel giden birlikteliği görülmemiş, basın tarafından da “yeterince” kamuoyuna aktarılamamıştır. Hatta aktarılmamıştır… Çalışmalar kamu bürokrasisinin etrafında kısıtlı gelişmiş, akademik olarak da fazla ilgi görememiştir! 

Avrupa Konseyi, bir demokrasi okulu olup, halka en yakın yerel otoritelerden başlayarak gelişen, işleyen bir “toplumsal demokratikleşme” felsefesinin uygulanmasının, devletlerin sürdürülebilirliğini sağlayacağı fikrine dayanmaktadır. Kuruluş amacını daha iyi tanımlamak gerekirse öne çıkan unsurlar; Savunma dışında; insan hakları, sosyal ve ekonomik sorunlar, sağlık, eğitim, çevrekoruma, kültür, tarih ve kültürel miras, spor, gençlik, yerel ve bölgesel  idarelerde demokrasinin kökleşmesini sağlamaya yönelik “etik ortak akıl” ve “ortak adım-hukuki birlik” oluşturabilmektir. Konseye, Türkiye’yi temsilen belediyelerden ve il genel meclislerinden delegeler gönderilmektedir. Hatta, Bölgeler Odası başkanlığını(2004-2008) ve KongreBaşkanlığını (2008-2010) vatandaşımız, Sayın Yavuz Mildon yürütmüştür. Biliyor muydunuz?

Asistanlığımın ilk yıllarında (1978–1980) yerel yönetimler, kent ve çevre konularında çalışırken yürürlükteki mevzuat düzenlemelerini anlamaya ve anlamlandırmaya öncelikle odaklanmıştım. Mevzuat içeriğinde hatalı olduğunu düşündüğüm maddelerde 2000’li yılların başına kadar hemen hemen hiçbir değişiklik yapılmadı. Ancak, sorunsuz değerlendirmesine aldıklarım sürekli yenilendi. Hareket noktam, yasal düzenlemelerin beklenen amacı ne kadar gerçekleştirebildiği konusuydu. Güncel sözcüklerle; misyonu ve vizyonuna ne kadar uygundu?. Devam eden süreçte örgütün(teşkilat) yapısının önemi ile  etkileri(hizmetler) karşılaştırmasında, aslında yapılanmanın önemli olduğunu görmüştüm. Ayrıca 1950’li yılların yayınlarında da benzer sorunlara işaret edildiğini fark ettiğimde, o yıllardaki “idarecilerin”aslında “değiştirmeme” konusuna özen gösterdiğini anlayabilmiştim. Gecikme veya geri kalış, sonraki süreçte kamu yönetiminde 6. viteste toptan harekâta yol açmıştır.

Öte yandan, kamu yönetiminde herkesi ilgilendiren yerel ve merkezi kamusal hizmetlerde “toplumsal uzlaşmayı da sağlayarak” verimliliği sağlamaya yönelik olması beklenen yenilenme, Konsey ile akıl ve adım ortaklığından aşama aşama uzaklaşacak şekilde gelişmekte midir? Sorgulanmasının ayni süratte yapılması yerinde olacaktır. Bu nedenle, “yeni” zannettiğimiz bir metni incelerken öncelikle geçmişte nasıldı? Sorusunu sormanın önemine de yeri gelmişken vurgu yapmak isterim.

Sağlıklı kentler ve devletlerin oluşumu için gerekli görülerek Konsey’ce çalışılan konular, eğitimin ilkokuldan başlamak üzere bütün basamaklarında ve yetişkin eğitimi için de öngörülmektedir. Öğrenmenin oturduğu zemin de “işbirliği-dayanışma ve diyalog” kültürüdür. Bugünün(modern) yöneticileri: ister eğitimin yönetimini elinde tutanlar; isterse siyasi-idari yasal karar alıcılar olsun, bir taraftan ilgi gruplarıyla teknoloji desteğinde doğrudan iletişimle kendilerine erişimi kolaylaştırırken (yani e-posta taramalarını sekreteryaya bırakmayarak ve bizzat yöneterek), diğer taraftan da sorun alanlarını sağlıklı görebilme fırsatı yakalamaktadır. Bu stratejik yaklaşım, toplumsal ilişkiler ağında(network) kamu hizmetlerinde hata yapma riskini en aza indirirken ayni  zamanda sorumlulukları da yaygınlaştırmaktadır. Kuşkusuz “koyuver gitsin” tipi bir toplum değiliz. Esasen bu yapıda bir topluluk ise Makyevalist (korku ve çıkar ilişkisi) davranış içinde hareket ettiğinden, yöneticilere idare etmesi başlangıçta kolay gelse de, bu yapıya dayandırılmış iktidarların sürdürülebilirliğinin de bulunmadığını görmek gerekir.

Ülkemizde, kurumsal yapılanmanın güncel mimarlarının, işin felsefesine aykırı olarak “görmek istediklerini görmekte ve duymak istediklerini duymakta”  oldukları endişesini taşımaktayız. Toplumsal bilgilendirmelerde, ilk başlamanın önemine vurgu yerine, dönemsel olgular “çağ atlatılarak” yorumlanmakta,  neredeyse mağara duvarlarını resimleyenlerle, ünlü ressamlar yan yana getirilerek çizim kalitesi eleştirilmektedir. Bugünün senaristleri yarınınrealistleri ise de, ülkesi için çalışanların olumsuz senaryolarda yarının realisti olma hevesi de bulunmamaktadır. Değerli okuyucular, görmek için bakmayı  unutmayın ve sevgiyle kalın.


Prof.Dr. Dokuz Eylül Üniversitesi. İİBF

 


Üye Ol



Üye Girişi